Doç. Dr. Serhat Erkmen: Fırat'ın doğusunda neler olacak?

7.10.2019

 'Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik harekâtın kapsamına bağlı olarak “Devlet” projesi ya tam anlamıyla tarihe karışır; ya da Ortadoğu’da İsrail’den beri görülmemiş bir batı desteği kazanabilir.

JSGA Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhat Erkmen Fikir Turu için kalema aldığı makalesinde Suriye'nin kuzeyine yapılacak olası operasyonun olası iki sonucuna vurgu yaptı.

Erkmen, "Fırat'ın doğusunda neler olacak?" başlıklı makalesinde bu iki uç sonucun, ABD tarafından uzun süredir oluşturulmaya çalışılan "devlet projesinin" ya ortadan kalkması ya da kalıcı olması anlamına geldiğini belirtti.

İşte makalenin ilgili bölümü:

"Esad Yönetimi'nin Suriye'nin kuzeyinde üç yerleşim birimini YPG'nin denetimine bıraktığı 2012 yılından itibaren kalıcı bir dönüşüm yaşanıyor. ABD'nin bu bölgeye desteği 2014 sonbaharından itibaren açık hale gelse de, ilgisinin önceki dönemi de kapsadığı unutulmamalı. ABD, bölgede YPG ve HSD ile işbirliğini IŞİD'le mücadele çerçevesinde bir terörle mücadele operasyonu olarak gördüğünü iddia ediyor. IŞİD'in yenilmesinden sonraki desteğini ise IŞİD'in yeniden canlanmasının engellenmesine dayandırıyor."

"Bir devletin temelleri atılıyor"

"Fakat, Suriye'nin kuzeydoğusundaki tablo IŞİD ile mücadele operasyonunu çoktan aşmış durumda. Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD, Fransa, İngiltere ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı bölge ülkeleri ve pek çok bölge dışı devletin desteğini alan idari, siyasi, ekonomik ve askeri olarak örgütlenen yeni “bir devletin” temelleri hızla atılıyor."

Terörle mücadele sorunu mu, stratejik tehdit mi?

"Türkiye ise, uzun bir süredir Fırat'ın doğusunda ulusal güvenliğine yönelik stratejik bir tehdidin ortaya çıktığını belirtiyor. Bu tehdit, sadece PKK/YPG'nin bölgeyi bir üslenme ve örgütlenme alanı haline getirmesiyle sınırlı değil. Eğer öyle olsaydı, bu stratejik bir tehdit değil, bir terörle mücadele sorunu olarak nitelenebilirdi. Fırat'ın doğusunun stratejik tehdit olarak nitelendirilmesi, ABD'nin koruması altında PKK/YPG güdümünde bir “embriyo devletin” kurulma sürecinde olması ve bunun hem Türkiye'nin hem de bölgenin güvenliğini tehdit edecek olmasından kaynaklanıyor."

Operasyon neden yapılıyor?

1- Suriye'deki siyasi süreç

"Üst üste gerçekleşen Astana ve Ankara toplantılarından sonra Suriye'de İdlib konusunda çözümsüzlük hâkim hale gelirken, Rusya'nın siyasi çözüm için diretmesi sonuç vermiş görünüyor. Görünen o ki; Beşar Esad'ın en azından geçiş sürecinde varlığını koruyacağı bir siyasi çözüm süreci başlayacak ve yeni kurulan Anayasa Komitesi de siyasi sürecin bir parçası haline gelecek.

Aslında 4 Ekim Cuma günü Urfa'da ÖSO'nun Milli Ordu çatısı altında toplanarak muhaliflerin denetimindeki Suriye Geçici Hükümeti'ne bağlanması sadece Türkiye'nin askeri operasyonu ile ilgili değildi. Toplantı, muhaliflerin masada güçlü olabilmesi için sahada karşılığı olduğunu göstermeyi de hedefliyordu.

Suriye'de siyasi çözüme yönelik ağır, ancak devam eden güçlü adımlar bölgede YPG denetimindeki bölgeye ilişkin sorunların çözümlenmesini de gerekli kılıyor. Doğru, HSD siyasi çözüm sürecine dâhil edilmedi ve Anayasa toplantılarına da çağrılmıyor. Ancak, bu sonsuza kadar sürmeyebilir. YPG denetimindeki bir alanın devre dışı kalması Türkiye için stratejik bir gereklilik olduğu kadar Rusya'nın ABD'yi devre dışı bırakması açısından da kritik bir hamle olabilir.

Üstelik, muhtemelen kısa vadede İdlib'te Suriye Ordusu yeni bir operasyon başlatacak. Bu operasyonda Suriye ordusunun ilerlemesinin İdlib kaynaklı yeni bir göç dalgasına neden olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Bu dalganın Türkiye'ye ya da hâlihazırda kapasitesinin sınırlarına ulaşmış olan Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Operasyon bölgelerine yönelik bir demografik baskıya dönüşmesi Türkiye için yönetilmesi son derece güç bir risk yaratabilir. Bu nedenle, aslında Astana Mutabakatı'nın hem siyasi hem de askeri eksende devam edebilmesi için YPG'nin temelinde oluşmakta olan yapının dağılması öncül şart gibi görünüyor."

2- Ortadoğu'daki dengeler

"Bir süredir Suudi Arabistan-İran gerginliği Basra Körfezi'ni çoktan aştı. Irak, Yemen, Suriye ve Lübnan'da yoğun olarak hissediliyor. Birden çok çatışma veya gerginlik eş zamanlı olarak yaşanıyor. Irak'ta son günlerde yaşanan olaylar ülkenin iç dinamikleriyle açıklanamayacak kadar ileri gitmiş durumda. İran ve Rusya'nın Suudi Arabistan-ABD ikilisine güçlü bir yanıt üretmesi gerekiyor. Yemen'deki İran hamleleri Irak'ı dengelemeye yetmez. Ancak, ABD'nin Suriye'de kurduğu ileri karakolu kaybetmek zorunda kalması bu ikiliye büyük bir darbe olur. Bu gerginlik bölge dinamikleri açısından da Türkiye'ye inanılmaz bir fırsat sağlıyor. Dikkat edilirse, son dönemde Moskova, Şam ve Tahran'ın Suriye'nin kuzeydoğusuna ilişkin söylemlerinde ciddi bir değişim gözlemlenebilir."

3- ABD ve Türkiye mutabakatı istenileni vermekten çok uzak

"Yaklaşık bir ay önce başlayan devriyelerin Türkiye'nin güvenliğine katkıda bulunacağı ileri sürülüyordu. Aslında devriyeler bir dereceye kadar güven inşası açısından tamamen yararsız sayılmayabilirdi. Fakat, ortak devriyeler gerçekleşirken diğer yandan ABD'nin mutabakatı “YPG için güvenli bölge” oluşturma amaçlı zaman kazanma çabası devam etti. Bölgeye IŞİD'e karşı yeni operasyonlar yapılacağı gerekçesiyle silah ve mühimmat akıtılmaya devam ederken, YPG güdümünde siyasi ve toplumsal bir taban oluşturmak amacıyla yapılan projeler hız kesmedi. Bu mutabakat süreci uzadıkça Türkiye'nin oyalandığı düşüncesini güçlendirdi. Sürecin uzamasının Türkiye'yi daha zor koşullar altında bir operasyon yapmaya zorlaması olasılığı operasyonun yapılması kararını hızlandırıyor."

Geniş kapsamlı bir operasyon sinyali

"Her askeri operasyonun en az bir siyasi hedefi ve bir de sonlandırma planı olmalı. Bu nedenle, gerçekleşecek operasyon, sadece yapılmış olmak için yapılmayacaktır. Yukarıda belirtilen nedenler ve gerekçeler çerçevesinde Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda hiç de küçük çaplı bir operasyon yürütmeyeceği anlaşılabilir."

Nasıl sonuçlanacak?

"Elbette, henüz başlamayan ve biçimi dahi belli olmayan bir operasyonun nasıl sonuçlanacağını öngörmek çok zor. Ancak tetikleyebileceği kısa ve uzun vadeli dinamiklerin altını çizebiliriz. Öncelikle harekâtın kapsamına bağlı olarak Suriye'nin kuzeydoğusundaki “devlet” projesi ya tam anlamıyla tarihe karışır; ya da Ortadoğu'da İsrail'den beri görülmemiş bir batı desteği kazanabilir. Bu nedenle, Operasyon'un icrasının sadece askeri bağlamda yürümeyeceği, diplomatik ve siyasi boyutlarının harekat kadar önemli olduğu unutulmamalı.

Kaba bir değerlendirme ile önümüzdeki iki aşırı uçta gelişme yaşanması beklenebilir. Bunlardan ilki, geniş çaplı bir operasyon başlamasından sonra YPG'nin üst üste aldığı darbelerle içeriden çatırdaması. Hâlihazırda Orta Fırat Vadisi'nin önemli bir kısmını baskı ve zora dayalı ikna ile kontrol altında tutmaya çalışan YPG'nin aldığı askeri yenilgilerle komuta kontrol mekanizmasına büyük darbeler alması geniş bir alanda hâkimiyetini orta vadede kaybetmesi ile sonuçlanabilir. Diğer uç ise çok sınırlı bir alana sıkışacak TSK Operasyonu'nun sadece küçük bir bölgeyi YPG'den kurtarması. Bu durum sadece o alanı etkileyebilir ve dahası bölgede kurulmaya çalışılan “devlet projesi”nin kalıcı hale gelmesine neden olabilir. Çünkü, bölgesel şartlar ile sahadaki şartların bir daha bu biçimde kesişmesi pek de mümkün olmayabilir. Açıkçası, 3-6 ay aralıklarla yeni operasyonlar yapılabileceğini beklemek çok da gerçekçi değil."

Kaynak: (Fikirturu.com)