Günay Aslan: İdlib’de ihtimaller

12.02.2020

 Bir İttihat ve Terakki geleneğidir; Devlet her şeyi yapma hakkını kendinde görür.

Milletin güçlü devlete ihtiyacı olduğunu düşünen İttihat ve Terakki geleneğinde milletin güçten düşmesinin, zayıflamasın, perperişan olmasının önemi pek yoktur. 

Önemli olan milletin değil, bir avuç kişinin ele geçirdiği ‘devletin ali menfaatleridir.’ Devlet daha işin başında çıkarlarıyla birlikte inşa edildiği için bu çıkarı ‘koruma ve kollama’ görevi, temel görev kabul edilir. 

Devlet çıkarının sürekliliği içinde millet çok ağır bedeller ödese de; milletin bedelini ödediği devleti başka devletlerin çıkarlarına hizmet etse de, durum değişmez. 

Tecrit derecesinde baskı altına alınmış, korkutularak teslim alınmış millet son tahlilde yapılanı sineye çeker, katlanmak zorunda kalır, sesini etmez.

İttihat ve Terakki’nin yıkıma sürüklediği Osmanlı’nın enkazı arasında yine onun ikinci dereceden kadroları tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık geçmişinde milletin yaşadığı yıkımların da, bugün hayatın her alanında yaşanan çöküşün de sorumlusu, devleti her şeyin üstünde tutan, milleti de hor- hakir gören bu gelenektir… 

‘’Muasır medeniyeti’ yakalamak amacıyla yola çıktığını söyleyen Türkiye’nin, gelinen aşamada hayatın her alanında çağdaş uygarlığın çok gerisine düşmesinin; siyasi, ekonomik ve ahlaki çöküş yaşamasının nedeni de bu zihniyettir.

Türkiye bugün borç batağında debeleniyor ise, iflas kapıya dayanmış, insanlar ‘açız’ diye bağırıp kendini yakıyorsa, taciz, tecavüz patlamışsa; her alanda makul sınırlar aşılmışsa ve savaş dahil ciddi riskler ortaya çıkmışsa bunun tek nedeni devleti ele geçiren zümrenin, ‘devletin ali menfaatlerini’ her şeyin üstünde tutması, devletin her şeyi yapma hakkını kendinde bulması ve esir alınmış milletin de bütün bunlara katlanmasıdır…

Fakat milletin geçmişte olduğu gibi bugün de bu durumu değiştirmeye ne niyeti ne de gücü var. Öyle anlaşılıyor ki iş yine dış güçlere kalacak. Ya bir felaketten önce ya da sonra; artık onların çıkarları neyi gerektiriyorsa, yeni bir müdahale, yeni bir düzenleme yapılacak.

Görülebildiği kadarıyla küresel sistem Suriye ve Irak’ın şekillenmesine paralel Türkiye’ye de yeni bir biçim, rol ve misyon verecek…

Son günlerde tırmanan İdlib gerilimine bu pencereden bakmak gerekiyor. 

Türkiye İdlib’de köşeye sıkışmış durumda. İleri gitmek istiyor, gidemiyor. Suriye, İran ve Rusya önünü kesmiş, bırakmıyor. Bırakmadığı gibi geri itiyor ve çıkmayı dayatıyor.

Türkiye geri gitse, bu kez sadece İdlib’ten değil, Afrin’den, El Bab’tan, Cerablus’tan Serekaniye ve Gire Sipi’den de geri gitmek, alay-ı vala ile işgal ettiği Kürt ve Arap şehirlerinden süklüm püklüm geri gelmek zorunda kalacak.

Bunu da yapamıyor zira, geri çekilmenin nerede nasıl sonuçlanacağını, elindeki devletin nerelere savrulacağını, kimlere sığınmak zorunda kalacağını kestiremiyor.

İki haftadır İblid önlerinde patinaj yapıyor. Suriye askerlerini vuruyor, Rusya rencide ediyor ama geri adım atmıyor, atamıyor. Kendi gücüyle yapacak bir şey de bulunmuyor. 

İdlib’de Suriye macerasının son sınırına dayanmış durumda. Bir gözü Rusya’da, diğeri Amerika’da, bir çıkış yolu bulmalarını bekliyor.

Beklerken de -bu da bir İttihat ve Terakki geleneği- şantajdan, tehditten uzak durmuyor. İçerinin dalgalanmasına fırsat vermemek için efeleniyor, bağırıp çağırıyor.

AKP’nin lideri Erdoğan, Suriye’de ev sahibi kendisiymiş, Şam rejimi orada işgalciymiş gibi davranıyor ve Esad’a güçlerini ‘Şubat sonuna kadar çekmesi’ için süre tanıyor.

Ortağı MHP’nin lideri Bahçeli ise, ‘Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad, Şam’a girelim, defterlerini dürelim’ naraları atıyor…

Komik gibi görünse de gerçek durum ciddi bir kırılmaya, yarılmaya ve yol ayrımına işaret ediyor. Bunun sonuçlarını tahmin etmek ise bu aşamada zor görünüyor.

Evet; Türkiye iddia ettiği gibi İdlib’de kendi göbeğini kendisi kesemeyeceğine göre İdlib’deki ihtimalleri dış dinamiklere göre değerlendirmek gerekiyor. 

Bir kısım medyada birinci ihtimal olarak her ne kadar Suriye-Türkiye savaşı önce çıkarılsa da; MHP lideri gibi kimi yandaş gazeteciler de,  ‘vuralım, kıralım, Şam’a kadar gidelim’ naraları atsa da, bu bir ihtimal bile değil. 

Zira böyle bir gelişme Türkiye’nin Suriye ile birlikte Rusya ve İran’la da savaşı göze alması anlamına geliyor ve bunun zemini bulunmuyor.

İkinci seçenek ise Esad’ın geri çekilmesi ya da yarısından fazlasını aldığı İdlib’de soluklanması ve gerisini zamana bırakmasıdır ki bu olası görünüyor. 

Bu ihtimal mümkün ancak, asıl karar verici merci Rusya olduğuna göre, Putin’in bunun karşılığında Erdoğan’dan ne alacağını düşünmek gerekiyor. Türkiye’nin Rusya ile görüşmeleri sürüyor ve her ne kadar şu ana kadar bir uzlaşma sağlanamamış ise de bu uzlaşılmayacağı anlamına gelmiyor.

Şubat sonuna kadar İdlib’de ve bölgede nelerin değişeceğini kestirmek mümkün değil ve pazarlıklar için tarafların yeterince zamanı var. Putin’in görüşmeleri ağırdan aldığı da anlaşılıyor. Kremlin Sözcüsü Peskov’un dünkü açıklamaları bunu gösteriyor.

Putin’in okkalı bir karşılık alması halinde devreye gireceği ve sorunu en azından öteleyeceği ihtimali güçlü görünüyor ve bunu yabana atmamak gerekiyor.

Bir diğer ihtimal ise Amerika, Avrupa (özellikle Almanya) ve NATO’nun aktif bir şekilde devreye girmesi ve yeni bir ‘ateşkes’ ekseninde yine geçici bir çözümün üretilmesidir.

Amerika, Almanya ve NATO’dan gelen açıklamalar da bunu gösteriyor. Bu durumda hareket alanı daralan Rusya, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bir ‘çözümü’ kabul edebilir ve Suriye meselesinde ‘siyasal süreç’ öncelikli hale gelebilir.

Amerika’nın Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey’nin yarın Ankara’da yapacağı temaslar bu anlamda önemli. Jeffrey’nin ziyareti öncesi ABD’den yapılan açıklamalar, bir yol haritasının hazırlanmakta olduğuna işaret ediyor.

NATO’nun devreye girmesiyle Esad rejimi geri çekilmek zorunda kalabilir. Rusya, İran’ın kapmaya çalıştığı Esad’ın burnunun sürtülmesine göz yumabilir.

Öte yandan garip bir diğer gelişme de sahada yaşanıyor. İdlib’in kontrolünü elinde tutan HTŞ (Heyeti Tahriri Şam- El Nusra) Türkiye’nin isteğine rağmen Esad rejimiyle savaşa girmiyor.

Bazı yerel kaynaklar Suudi Arabistan ve BAE’nin HTŞ ile Şam arasında görüşmelere aracılık yaptığını iddia ediyor ki bunun İdlib’deki dengeleri farklı bir yöne iteceğini hesaba katmak gerekiyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Türkiye’nin bölgedeki asker sayısının 6 bini geçtiğini ve son bir haftada bin 400 araçlık sevkiyat yaptığını belirtiyor. Bazı gözlemciler Türkiye’nin Suriye rejimi kadar El Nusra ile de çatışma ihtimali olduğunu ileri sürüyor ki bu bile başlı başına İdlib’in her açıdan yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor…

Son olarak; İdlib’te düğümün çözülmesinin İdlib’le sınırlı kalmayacağı; Halep’ten Musul’a, Hatay’dan Kerkük’e, Suriye ve Irak’ın iç dengelerini sarsacağı ve Türkiye’yi Batı yörüngesinde tutacağı gözleniyor… 

İttihat ve Terakki geleneği; ceberrut devlet zihniyeti için ise İdlib yolun sonu gibi görünüyor.

https://nupel.net/gunay-aslan-idlibde-ihtimaller-73814h.html?fbclid=IwAR159kGcbcE-z35z3GSezyvC528VrbjiR4fMAAQRFSjTN7K0l-nSMUR_nR0