6-8 EKİM KOBANİ OLAYLARININ 5’İNCİ YILI- 53 kişi öldü, sadece 4 kişi için dava açıldı…

6.10.2019

 Ferit ASLAN yazdı/ TARAFSIZ HABER AJANSI/DİYARBAKIR

  • 2014 yılıydı… Türkiye’de, barış umutları yeşermiş ve Çözüm Süreci devam ediyordu. Ancak tam da bu dönemde Türkiye’nin güney sınırında yeni bir terör dalgası yayılmaya başlamıştı…
  • Saddam sonrası ABD’nin işgal ettiği Irak’taki boşluktan da yararlanarak Irak ve Suriye’yi hedef alan bir Irak-Şam İslam Devleti kurulmuş ve IŞİD sahnedeki yerini almıştı. IŞİD’in Suriye’de ’yi ablukaya almasıyla Türkiye’de siyası tarihi değiştirecek olaylar zinciri de ateşlenmişti. ABD, IŞİD’e yönelik mücadele açıklamaları yaparken Türkiye, sınırındaki ’ye yönelik IŞİD saldırılarına uzun bir süre sessiz kaldı. HDP, AK Parti iktidarını suçladı.

 

  • 6-8 Ekim tarihlerinde iktidarın Kobani sessizliği protesto edilirken Doğu ve Güneydoğu’daki bazı illerde olaylar çıktı. Kimi rakamlara göre 50, kimi açıklamalara göre ise 53 kişinin yaşamını yitirdiği olayların üzerinden 5 yıl geçti.
  • Kamuoyunda “6-8 Ekim olayları” veya “” olarak bilinen olaylar ile ilgili bugün kadar sadece vahşice katledilen  ve 3 arkadaşı ile ilgili dava açılırken, diğer yaşamını kaybedenler için henüz bir dava dahi açılamadı… Soruşturmalar ise sürüyor görünüyor.
  • HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin , yaklaşık 3 yıldır tutuklu yargılandığı ve tahliye kararı verildiği halde aynı dosyadan yeni bir suçlamayla (ana davada 6-8 Ekim olayları ile ilgili) tekrar tutuklandı.
  • Demirtaş’ın tutuklanmasına neden olan olaylar ile ilgili mahkemelere açılan tazminat davalarında, devletin kusurunun bulunmadığı ve sokağa çıkma yasağına rağmen çıkıp yaşamını yitirenlerin kusurlu olduğu yönünde gerekçelerle tazminat taleplerinin reddedildiği de ortaya çıktı.

 

DİYARBAKIR’DA 7 EKİM’DE 10 KİŞİ ÖLDÜ, SAVCI POLİSE, “FAİLLERİ BULUN” DEDİ

Çözüm süreci devam ederken IŞID terör örgütünün Suriye’nin Kobani kentini kuşatmasını protesto ile başlayan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ’ın açıklamalarına göre 53 kişiinin yaşamını yitirmesine neden olan 6-8 Ekim olaylarının üzerinden 5 yıl geçerken, yaşamını yitirenlerle ilgili başlatılan soruşturmalar ve açılan davaları mercek altına almaya çalıştık. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosundan,15 Ekim 2014 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilen yazı, şöyle:

  • “07.10.2014 tarihinde ilimizde meydana gelen olaylar sırasında öldürülen Süleyman Kale, Uğur Özbay, Baver Şeyhanoğulları, Mahsum Çoban, Turan Yavaş, Ahmet Dakak, Hasan Gökguz, Yasin Börü, Mahmuz Enez ve Riyat Güneş’in otopsi tutanakları ve teşhis tutunakları yazımız ekinde gönderilmiş olup adı geçen şahısları öldüren failleri tespitine yönelik gerekli çalışmanın yapılarak her ölen için ayrı ayrı soruşturma evrakı düzenlenip gelişmelerden cumhuriyet başsavcılığımıza bilgi verilmesi rica olunur.”

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 3 Aralık 2015 tarihinde yaptığı açıklamada, Yasin Börü ve 3 arkadaşının vahşice öldürülmesi ve 1 kişinin yaralanması ile ilgili soruuşturma kapsamında 16 kişinin gözaltına alındığını ve 5 kişinin arandığını açıkladı.

 

 

 

Çözüm Süreci’nin bitmesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet, 6-8 Ekim Olayları’ndan HDP’yi sorumlu tutarken, özellikle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP MYK’sından yapılan açıklama sonrasında olayların yaşandığını iddia etti. Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasıyla da HDP’nin MYK üyeleri hakkında milletvekili olanlar ve olmayan hakkında iki ayrı soruşturma açıldı.

Yasin Börü

YASİN BÖRÜ VE ARKADAŞLARININ ÖLDÜRÜLMESİ DAVASI

6-8 Ekim Olayları ile ilgili olarak bugüne kadar sadece Yasin Börü ve arkadaşlarının öldürülmesi ise ilgili dava açılırken, güvenlik gerekçesiyle Ankara’da görülen davada, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi 24 Nisan 2017’deki karar duruşmasında, sanıklardan Abdurrahim Pamuk, Ahmet Taylan, Ali Güler, Ali Karakurt, Burhan Dicle, Cevher Türk, Cihan Yıldız, Erkan Balaban, Hasan Uyanık, Mehmet Çağlar, Mehmet Şah Yüce, Remzi Özşan, Resul Savur, Rıdvan Baş, Uğur Doğanay ve Ümit Doğanay’ı, “4 kişiyi canavarca his saikiyle öldürme” ve “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçlarından 5’er kez ağırlaştırılmış müebbet, sanıklar Mecnun Akkoyun ve Sedat Çoban’ı ise aynı suçlardan 5’er kez müebbet hapse mahkum etmişti.

 

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARA 110’AR YIL

Suça sürüklenen çocuklar A.S, A.K, F.G, M.İ, M.D. ve Y.O. da yine aynı suçlardan 110’ar yıl hapse çarptırılmıştı. Kararda, sanıklardan Abdurrahim Pamuk, Ahmet Taylan, Ali Güler, Ali Karakurt, Burhan Dicle, Cevher Türk, Cihan Yıldız, Erkan Balaban, Hasan Uyanık, Mehmet Çağlar, Mehmet Şah Yüce, Remzi Özşan, Resul Savur, Rıdvan Baş, Uğur Doğanay ve Ümit Doğanay, müşteki Yusuf Er’e karşı “kasten öldürmeye teşebbüs” suçunu işledikleri gerekçesiyle 18’er, Mecnun Akkoyun ve Sedat Çoban 18’er, suça sürüklenen 6 çocuk ise bu suçtan 12’şer yıl hapse mahkum edilmişti.

EN DÜŞÜK CEZALAR

Mahkeme, 15 sanık ile 6 suça sürüklenen çocuğu “terör örgütü propagandası yapmak”, 11 sanığı “konut dokunulmazlığını ihlal etmek”, 1 sanığı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, 1 sanığı ise “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” ve “örgüt adına suç işlemek” suçlarından hapse çarptırmıştı. Sanıklardan Remzi Özşan, “ölü üzerinden hırsızlık” suçundan 12 yıl, Uğur Doğanay ise “ruhsatsız silah taşımak” suçundan 3 yıl 9 ay hapse ayrıca mahkum edilmişti.

 

BUNLAR DA BERAAT EDENLER

Sanıklardan Abdulvahap Turan, Abdurrahman Turan, Adem Kaçmaz, Ahmet Arif Yusufoğlu, Ahmet Biçici, Ahmet Tanrıverdi, Ahmet Tura, Ersin Adıyaman, Hasan Aldemir, Hasan Okçu, Hüseyin Okçu, Yıldız Doğanay ve Mahsun Kurt’un ise beraatlerine karar verilmişti.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24 Nisan 2017’de sanıklardan 16’sının “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” ile “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçlarından 5’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 22’şer yıl, 2 sanığın 5’er kez müebbet ve 19’ar yıl ve suça sürüklenen 6 çocuğun ise 124’er yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırılması kararına yapılan itirazı incelemiş ve itirazları esastan redederek, mahkemenin kararını yerinde bulmuştu.

 

Avukat Ercan Yılmaz

50 KİŞİ İLE İLGİLİ SORUŞTURMA VE YARGILAMA NE AŞAMADA

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı Hukuk Komisyonundan sorumlu olan Avukat Ercan Yılmaz, 6-8 Ekim Olayları ile ilgili olarak Yasin Börü ve arkadaşlarının davası dışında açılmış bir dava olmadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:

  • “O dönemde bizim şubemize başvurular da oldu. Hayatını kaybeden Baver Şeyhanoğulları ve Süleyman Kale isimli iki kişi için.
  • Olay tarihinde 19-20 yaşlarında olan 2 gencin ailesi başvuru yapmıştı.
  • Biz ailelerin yaptığı başvurudan sonra elimizden geldiğince aileler adına soruşturmaları takip etmeye çalıştık.
  • Savcılıklara talep dilekçelerimizi sunduk. Olayın aydınlatılması gerektiği konusunda. 6-8 Ekim Olayları’nda sadece Diyarbakır’da 10 kişinin hayatını kaybettiğini, soruşturmaların etkili bir şekilde yürütülmesi gerektiği yönünde dilekçelerimizi savcılığa bildirdik.
  • Ancak, ne yazık ki hem Süleyman Kale dosyası hem de Baver Şeyhanoğulları dosyasında henüz şüpheli sıfatıyla hiçkimse yok.
  • 2014 yılından bu yana soruşturma devam ediyor. Şüpheli sıfatıyla hiç kimse şu an dosyada kimse bulunmuyor.
  • Özellikle Baver Şeyhanoğulları dosyasıyla ilgili kesici alet darbeleriyle hayatını kaybettiği otopsiyle belirlenmiş. Burada sadece aile cenazeyi öğrendikten sonra hastaneye gitmiş, şikayetçi olmuş ama savcılığın yapmış olduğu failleri bulmaya yönelik etkili bir soruşturma olmadığını düşünüyoruz.

 

  • 7 Ekim’de meydana gelen ölüm olaylarıyla ilgili savcılıktan İl Emmiyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne yazılan bir yazı var.
  • 10 ölen şahsın ismini Yasin Börü ve bizim müvekkillerimizin de isminin olduğu 10 şahsın faillerinin bir an önce bulunmasına yönelik çalışma başlatılmasıyla ilgili.
  • Aslında kısa süredce emniyeti harekete geçirmiş savcılık. Ancak, üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen ne yazıkki her 2 dosyamız açısından muhtemelen tabi tahminen söylüyorum takip ettiğimiz kadarıyla diğer illerde de açılan bir dava yok. Siirt’te de Batman’da da Van’da da yaşamını yitiren insanlar vardı”

“DOSYALAR, 90’LI YILLARDAKİ GİBİ ÖNCE FAİLİ MEÇHUL, ARDINDAN ZAMAN AŞIMINA BIRAKILIR ENDİŞESİ YAŞIYORUZ”

Avukat Yılmaz, 6-8 Ekim olaylarında yaşamını yitiren insanların soruşturmalarının hala failsiz devam ettiği, muhtemelen bir süreden sonra failler bulunamadığı için daimi arama kararı verileceğini de hatırlattı:

  • “Daimi arama kararı da önceki 90’lı yıllardan aşina olduğumuz faili meşhul cinayetlerin zaman aşımına değil adliyenin bir biriminde bekletilmesi ve olur da birgün tesadüfen failin bulunması durumunda öldürülen araçlarda parmak izi çıkmışsa eğer o parmak izleri sisteme kaydediliyor ve ilerde bir gün olur da şans eseri veya farklı bir soruşturmada tesadüfen elde edilen bir delil sonucunda failler bulunursa o daimi arama kararı kaldırılıp soruşturmaya devam edilir.
  • Ama muhtemelen şimdiye kadar gördüğümüz pratik daimi arama zaman aşımına değil dosyanın bırakılması.”

Özellikle o olaylarda yaralanan farklı şahısların olduğu, söz konusu şahısların Baver Şeyhanoğulları’nın olaylar içerisinde bulunduğuna dair ifadeler var. Baver Şeyhanoğulları’nın hayatını kaybettiği zaman üzerinde sahte bir kimlik çıktığının iddia edildiğini söyleyen Avukat Ercan Yılmaz, şu değerlendirmeyi yaptı:

  • “Bu emniyet tutanaklarına yansıyan birşey. Doğruluğunu teyit edilebilecek durumda değiliz. Ailenin de bilgisi dahilinde olan birşey değil. Ama emniyet tutanaklarında farklı bir kimlik kullandığı belirtilmiş ve özellikle Şeyhanoğulları’nın emniyet tutanaklarında 12-13 tane adli suçtan dolayı araması ve suç kaydının olduğu belirtilmiş.
  • Biz bunu biraz da savcılık makamı ya da soruşturmayı yürütenler Şeyhanoğulları zaten suçla ilişkili olan biriydi, işte bu olaylarda da muhtemelen sokakta eylem yapan ya da çatışmalara girme potansiyeli olanlardan biriydi ve öldürüldü, böyle bir düşünceleri olduğunu hissediyoruz dosyayı okuduğumuzda. Bize göre dosyada bir vatandaşın pozisyonu ne olursa olsun yaşam hakkının devlet tarafından korunması gerekir.”

“MAHKEME, ÖLENLERİ KUSURLU BULDU,TAZMİNATI REDDETTİ”

İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı Hukuk Komisyonundan sorumlu olan Avukat Ercan Yılmaz, her 2 dosyada da ailelerin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi konusunda Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesine dava açtıklarını da anlattı:

  • “Yaptığımız başvuruda her ikisine de ret kararı çıktı ne yazık ki. Gerekçe olarak da 6-8 Ekim tarihlerinde gerçekleşen sokağa çıkma yasağının ihlal edilmesi, devletin burada herhangi bir kusurunun bulunmadığının iddia edilmesi.
  • Bölge genelinde çatışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği söyleniyor ve bu durumda devlete herhangi bir kusur atfedilemeyeceği belirtiliyor.
  • Ama özellikle sokağa çıkma yasağının ihlal edilmesi, sokağa çıkma yasağı ihlal edildiği için bu kişiler öldürüldü, bu nedenle de devletin herhangi bir kusuru yoktur deniliyor.”

 

YASİN BÖRÜ VE ARKADAŞLARININ ÖLDÜRÜLDÜĞÜ EVİN SAHİBİ KADIN NE DEMİŞTİ?

Diyarbakır’da, 6-8 Ekim olaylarında vahşice katledilen Yasin Börü, Riyat Güneş, Ahmet Dakak ve Hasan Gökoğuz’un öldürüldüğü evin sahibi kadın L.O., verdiği ifadede evinde yaşanan vahşeti anlatmış ve güvenlik güçlerini zamanında müdahale etmemek ile suçlamıştı. Olay günü eşinin bayramlaşmak için teyzesini evine götürdüğünü söyleyen L.O., 5 dakika geçmeden 4-5 kişinin kapıya gelerek,”Allah rızası için bize yardım et” dediğini ve kendisinden polisi aramasını istediklerini söyleyerek, ifadesinde ara başlıklarla şunları anlatmıştı:

  • Ben hemen ilk başta polisi aradım. İlkin düşmedi sürekli meşguldü. Ondan sonra tekrar aradım düştü.
  • Dedim ki ‘çabuk gelin binanın kapısını kıracaklar. Çabuk gelin yetişin bunların kurtarın’.
  • Polis memuru bana, ‘tamam geliyoruz’ dedi. Öyle demesiyle biraz ferahladım.
  • Dedim ki gelip kurtaracaklar sonuçta.
  • Onların ellerinde kurban eti falanda yoktu. Bir tanesinin elinde bıçağı vardı.
  • Bir tanesinin elinde pala vardı.
  • Hatta bir tanesi de yaralıydı. Sol kolunda kan vardı.
  • Riyad’ın elinde de sopası vardı. Ben Riyad’ın elindekini net hatırlıyorum. Öbürlerini tam hatırlamıyorum. O zamanki şok vardı üstümde.

 

  • Ben yine polisi aradım.
  • Neredesiniz? Hadi çabuk aşağıdaki dış kapıyı kıracaklar dedim.
  • Yine gelmediler.
  • Ondan sonra defalarca aramaya çalıştım düşmedi.
  • Onlar arkadaşlarını, akrabalarını aramaya başladılar.
  • Bir eve sığındıklarını ve çubuk gelmelerini isteyerek, kapıyı da dışarıdakilerin kıracağını söylediler.
  • Bunlar onların telefon kayıtlarında da vardır. Benim yanımda da aradılar. Sonra aşağıdaki dış kapı kırıldı.
  • Binaya hücum ettiler. Sayısız ayak sesi vardı. 8 katlı binadır. Biz 3’üncü katta oturuyoruz.
  • İlk olarak aşağıdaki kapıları çaldılar. Sonra yukarı gelmeye başladılar.
  • Bizim kapı panjurlu ve iç kapı var. Panjurlu kapı çalmaya hızlı hızlı başladılar. Benim evde olmadığımı ilk başta zannettiler. Yukarı çıktılar. Tek tek aradılar.
  • En sonda baktılar ki hiç kimse açmıyor kapılarını. Yukardan kapıyı açmayanların kapılarını kırıp içeri girmeye başladılar.

“BİZE ZAMAN VERİN, POLİS GELSİN BİZİ ALSIN, YOKSA BUNLAR BİZİ ÖLDÜRECEK” DEDİLER

  • Eşimin eve gelmesiyle Riyadl (Riyad Güneş) onun etrafını sardılar. Ben de onlara ‘Bu benim eşimdir’ dedim.
  • Kapıyı kapatıp anahtarı eşimin elinden aldılar. Bize biraz zaman verin, polis gelsin bizi buradan alsın, bunlar bizi alırsa bizi öldürecekler dediler.
  • Öldürüleceklerini kesin olarak biliyorlardı. Bizde tamam size yardımcı olacağız dedik. Epey bi uğraştık.
  • Onlar kendi tarafını arıyordu.
  • Eşim kendi akrabalarını falan arıyordu.
  • Diyordu tanıdık polis varsa gönderin buraya. Eşim kimi araydıysa polisi arayın dediler.
  • Bina içindekiler eşimin içeri girdiğini gördüler.
  • Kapıyı açmadığımız için daha çok baskı yaptılar bizim kapıya.
  • Eşim bana polisi arayıp aramadığımı sorduğunda aradığımı söyledim.
  • Eşim onlara kendi tarafınızdan birilerini arayın, gelsinler sizi kurtarsınlar diyerek evin adresini verdik.
  • Onlarda adresi konuştukları kişilere bildirdiler.
  • Onların tarafları da gelmedi. O sırada çok korktum. Panjurlu kapıyı kırdılar.
  • Kalabalık grup vardı. Biri diyordu ‘dinamit getirin kapıyı patlatalım’. Biri diyordu ‘çekiç getirin, yok silah getirin kapıya sıkalım kırılsın’. İçeri girelim diye.
  • Biz kapıyı hiçbir şekilde açmadık.
  • Onlar da açmadılar.
  • Yan yana duruyorduk. Eşim bana ‘Çocukları al’ dedi. Onlara da ‘Herkes saklansın’ dedi.
  • Biz de eşimle birlikte yatak odasına girdik. İki tane çocuğumu karyolanın altına sakladık. Ben yatağın sağ tarafına, eşim de sol tarafına uzandı.
  • Çocukları himaye etmek için. Biz odaya girer girmez silah sesi patladı.
  • Biz kapıdan bekliyorduk. İlk başta yatak odasının camı kırıldı. Silahlar sıkıldı.
  • Ben dedim biz artık kesin öldük. Ben sırada yine polisi aradım, hatta ağlıyordum.
  • Dedim ki ‘nerdesiniz artık çabuk gelin neden birş ey yapmıyorsunuz.
  • Bakın benim iki tane çocuğun var öleceğiz biz’. Silah sıkılıyor bunu da belirttim polise.
  • ‘Tamam adresi ver’dedi. Bende o ağlamakla, şokla adresi verdim. Konuşmam iki defa oldu polislerle.
  • O sırada kavga, silah sesleri geldi. Tam anlamadık.

 

“SALDIRGANLARDAN BİRİNDE BALTA VARDI, RİYAD’LAR TEKBİR GETİRDİ”

  • Silah sesini duyduklarından dolayı tekbir getirdiler.
  • Onlar tekbir getirmeyene kadar da ilk biz gözlem altındaydık.
  • Çünkü bizim odamızda olduklarını sanmışlardı.
  • Bize yönelmişlerdi.
  • Onlar tekbir getirdikleri için bizi bıraktılar.
  • O tarafa gittiler.
  • 5 ya da 10 dakika ya sürdü ya sürmedi bir sessizlik hakim oldu.
  • Biz hiçbir şey görmedik. Saklanmıştık.
  • Biz hiçbir şeye şahit olmadık.
  • O vahşi anlara. Eşim sonra etajeri biraz çekip kapıyı açtı.
  • Kapıyı açmasıyla dışarıdaki grup eşime saldırdı.
  • O an ben kendimi eşimin önüne atıp, eşim olduğunu ve bırakmalarını istedim.
  • Ondan sonra bıraktılar.
  • Bize kızıp, bağırıp çağırdılar bize.
  • Saldıranlar 6 kişi vardı ve yüzleri kapalı idi.
  • Ellerinde tam olarak ne olduğunu görmedim ama birinin elinde balta vardı. Çok iyi hatırlıyorum.
  • Hatta içeri girerek elini duvara vurmuştu.
  • Kanlı olduğu için ben anladım onlara bir zarar vermişler diye. Sonra odayı aradılar.
  • Karyolanın altına baktılar. Ben de o esnada bağırdım dedim onlar benim çocuklarımdır, sakın dokunmayın.
  • Komşular geldi. İlk başta beni götürdü. Sonra çocuklarımı götürdüler.
  • Ben odadan çıktığım an kan gölü olmuştu.
  • Her yer kandı.
  • Anlatılmaz bir şekilde.
  • Denizde köpek balığı saldırır ya kan olur aynen o şekildi.
  • Ceset yoktu. Ben yaralamışlar götürmüşler sandım.
  • Herkes binayı boşaltın binaya saldırabilirler dedi.
  • Biz aşağı inmemizle baktım ki cesetler yerde, 3 tane ceset.
  • Riyad’ın cesedi aşağıdaydı.
  • Hasan ve Hüseyin’in aşağıdaydı.
  • Olayda yaralı kurtulan Yusuf Er’i görmedik.
  • Nereye saklanmış biz şahit olmadık.
  • Çünkü biz dışarı çıktığımızda kimse içeride yoktu.
  • Birkaç kişiydi onlar da arama yapıyorlardı.
  • Belki başka yere saklamışsız bazılarını diye.

 

  • Olaydan bir gün sonra eşim ve olay günü Hatay Ezin’de olan kayınpederim polise gitti.
  • Bana şimdi sen gelme dedi. Psikolojik olarak çok çökmüştüm.
  • Hastaneye gitmek istedim.
  • Ama yollar kapalı olduğu için beni götüremediler.
  • Onlara gidin olay yeri inceleme gelecek o zaman ifadenizi alacağız demişler.
  • Aradan 3-4 gün geçti ama tam hatırlamıyorum ne zaman olay yeri inceleme geldi. Ama epey bir zaman geçti.
  • Ondan sonra olay yeri inceleme gelerek evde inceleme yaptı. İfadelerimizi verdik biz.
  • Dediler ‘sizlik bir şey yoktur, siz elinizden geleni yapmışsınız’.
  • Ben hatta onlara ben sizi aradım siz niye gelmediniz dedim.
  • Bir tanesi orada biri dönüp ‘benim çocuklarım o akşam bakıcının evinde yatmış’ dedi.
  • Ben şok oldum benim çocuklarım o kurşunların arasında yatarken onun çocukları bakıcının yanında kalmış. Böyle bir devlete yaşıyoruz.

“ÖLDÜRÜLEN 4 KİŞİYİ İYİ HATIRLIYORUM AMA YASİN BÖRÜ’YÜ NET HATIRLAMIYORUM”

  • Bir anne olarak. Ben o annenin ya da babanın yerine kendimi koyarken nasıl ayaktalar ben hayret ediyorum.
  • Gerçekten de çok zor.
  • Vursaydınız, dövseydiniz, sakat bıraksaydınız.
  • Niye öldürüyorsunuz?
  • Niye aşağı atıyorsunuz?
  • Bu vahşiliktir.
  • Onları kurtarmak için bende eşimde elimizden geleni yapmaya çalıştık.
  • Polisleri de bekledik.
  • Yasin Börü’nün orada olup olmadığını tam kestiremiyorum. Çünkü, öbürlerinin simalarını net hatırlıyorum ama Yasin Börü’yü hatırlayamıyorum.
  • Hasan’ı çok iyi hatırlıyorum.
  • Siyah yarım kollu bir tişörtü vardı üstünde.
  • Yusuf’u da hatırlıyorum, üstünde grimsi bir gömlek vardı.
  • Hüseyin çok çok aklımda. O zaten kilolu olduğu için korkudan tir tir titriyordu ve sakallarında ter akıyordu.
  • Beyaz gömlek vardı üstünde. Riyad’ın da açık yeşil tonları da uzun tişört vardı üstünde.
  • Ama Yasin Börü’yü hatırlayamıyorum. Benim evimde olup olmadığını kestiremiyorum.

“MAĞDURKEN DEVLET BİZİ SUÇLU YAPTI”

  • Mağdurken devlet bizi suçlu yaptı. Madem devlet bizi suçluyorsa o zaman polis memurlarını da suçlasın.
  • Onları da gözaltına alsın.
  • Ben onları aradım.
  • Gerçek katiller onlardır. Polis niye gelmedi onları kurtarmadı. Bizden şikayetçi olacaklarına o polislerden şikayetçi olsunlar.
  • Dışarıda bir olay olsa 200 tane polis toplanır o olaya.
  • O gün bir tanesi gelseydi yeterdi.
  • Bir gaz bombası atsaydı Riyad’ın dediği gibi onları kurtaracaktı.
  • Bu insanlık değil miydi?
  • Hani devlet bizim can güvenliğimizi sağlıyordu. Devlet o gün nerdeydi?
  • Ben mağdurum evim yok hiçbir şeyim yok. 5 aydır oradan oraya sürüklenmekten bıktım.
  • Kayınbabam burada değildi diyorum. Savcıya da dedim kayınbabam burada değildi. Ezin’e gitmişti.
  • Bir sinyal tespiti, şahitlerimiz var. ya da görüntüleri incelesinler. Oda yaşlı başlı adam orada. O da hastadır.
  • Ellerini vicdanlarına koyup hakkı yerine getirsinler. Adalet istiyoruz biz. Bende katillerin bulunmasını istiyorum.

 

CUMHURBAŞKANININ SUÇLADIĞI DEMİRTAŞ, 6-8 EKİM OLAYLARI İLE İLGİLİ NE DEDİ?

Edirne Cezaevi’nde yaklaşık 3 yıldır tuutuklu bulunan ve tutukluu olduğu davadan tahliye edilmesi ile mahsuplaşma ve denetimli serbestlik ile cezaevinden çıkması beklenirken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014 yılında açtığı ve avukatlarının açıkladığı belgelere göre şüphelisi dahi olmadığı 6-8 Ekim soruşturması ile ilgili bir kez daha tutuklanan HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, 6-8 ekim olayları ile ilgili nelar söyledi.

Demirtaş, yargılandığı davanın 31 Nolu gezlekesi olan 6-8 Ekim olayları ile ilgili Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkmesinde ara başlıklarla şöyle dedi:

“KOBANİ PROTESTOLARI ÇAĞRI YAPILDIĞINDA 25 GÜNDÜR SÜRÜYORDU”

  • “Söz konusu çağrı 6 Ekim 2014’deki HDP MYK toplantısı sonrasında HDP’nin Twitter hesabından saat 20.00-21.00 sularında yapıldı. Kobane için dayanışma gösterilerinin çağrıdan çok önce başlamıştı ve çağrı sonrasındaki 24 saat boyunca da gösterilerde şiddet yaşanmadı. O saatte Türkiye’de, daha doğrusu 25 gündür Türkiye’nin her yerinde devam eden protestolar vardı. Zaman zaman gerilimler oluyordu, ama hiçbir şiddet eylemi yoktu. Yakma, yıkma, öldürme, yaralama hiçbir şey yoktu.

“KÜÇÜK GÖSTERİLER VARKEN SEYRİ DEĞİŞTİREN İKİ OLAY OLDU”

  • 6 Ekim akşamı ve gecesi yapılan yürüyüşlerden sonra 7 Ekim öğle saatlerinde gösteriler azılmıştı. Sabah öyle çok yoğun bir gösteri falan olmadı. Küçük gösteriler oldu, 7 Ekim günü.
  • Bu seyri değiştiren iki olaydan biri Muş Varto’da bir kişinin polisin açtığı ateşle hayatını kaybetmesi oldu, diğerinin ise aynı gün saat 14:00 sularında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gaziantep’te yaptığı konuşma oldu.
  • 7 Ekim günü, Muş Varto ilçesinde öğlen saatlerinde, 14:30 gibi, bir haber basına düştü; ‘Bir kişi, polisin açtığı ateş sonucunda hayatını yitirdi.’ 25 yaşında, Hakan Buksur. Kobani olaylarının ilk şiddet eylemidir. Katledildi. Biz açıklama yapmışız, aradan neredeyse bir güne yakın bir zaman geçmiş, hiçbir şiddet olayı yok. Gösteriler de durulmuş neredeyse. Fakat, bakın aynı saatte, biri daha açıklama yapıyor. Ayın 7’si, yine 14 suları. Gaziantep’te, mülteci kampında konuşma yapıyor. Diyor ki ‘Kobani düştü düşecek.’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

“7 EKİM’DE PROVOKASYONLARIN FARKINA VARDIK, BAKANLIK İLE KOORDİNELİ ÇALIŞTIK”

  • Altındaki provokasyonları anlatmak için bunları söylüyorum. Cumhurbaşkanı bunları istedi falan da demiyorum. Yanlış anlaşılmasın, öyle savcının yaptığı gibi, savcı benim üstüme atsın, ben de onun üstüne atayım değil. Ama ortada bir toplumsal infial varsa onu yaratan bu açıklamadır. Bizim açıklamamız değildir. 7 Ekim’de Muş Varto’da 25 yaşındaki genci öldüren kişi hâlâ tespit edilememiş. Hani diyorlardı ya “Güvenlik görevlileri sivil mi öldürür?’ Öldürür, öldürmez 15 Temmuz’da gördükö dedi. “Kimdirler bunlar, gördük. Parlamentoyu bombaladılar, Kızılay’ı bombaladılar, köprüyü bombaladılar. Bu insanlar Varto’da HDP’li 25 yaşında bir genci mi öldürmeyecek? 6-8 Ekim olayları sırasında Van’da araçları ateşin içine iten bir polis panzerinin görüntüleri olduğunu ve bu görüntülerin mahkemede izlenmesini istiyorum. 7 Ekim öğleden sonra provokasyonların farkına vardık ve İçişleri Bakanı ile koordinasyon halinde, bütün şiddet eylemlerini durduracak, provokasyonları durduracak tedbirleri almaya çalıştık.

“İÇİŞLERİ BAKANI  ANLATSIN”

  • İçişleri Balanı Efkan Ala gelsin, şurada anlatsın. Kendisi dürüst bir insandır tanıdığım kadarıyla, herhalde hiçbirini inkâr etmez. Ankara milletvekili Sırı Süreyya Önder aracılığı ile görüştüğümez Ala, “Bizim kontrol edemediğimiz güvenlik güçleri var” dedi.
  • Olayların sonrasında üç gün boyunca bize bir suçlama yöneltilmedi. 11 Ekim’de ise sistematik bir suçlama kampanyası başlatıldı.

“AYIN 8’i BİZİ SUÇLAYAN YOK… 9’U, 10’U SUÇLAYAN YOK… AYIN 11’İNDE PATTADANAK AÇIKLAMA YAPILIYOR: KATİL DEMİRTAŞ”

  • Ayın 8’inde bizi suçlayan yok, çünkü gece gündüz temastayız.
  • 9’unda bizi suçlayan yok.
  • Bırakın suçlamayı, beraber hareket ediyoruz. İmralı’dan not getiriyoruz, birlikte okuyoruz, koordine ediyoruz, şiddeti durdurmaya çalışıyoruz, suçlayan yok.
  • Ayın 10’u oluyor suçlayan yok.
  • Ayın 11’inde pattadanak bir açıklama yapılıyor: ‘Demirtaş’ın açıklamasıyla sokağa dökülen halk 54 kişiyi katletti. Katil Demirtaş.
  • Tam 48 gün sürdü, 48 gün. Hepsi arşivdedir burada. 48 gün, 763 tane makale benim ismimle yazıldı, ‘Katil Demirtaş…’
  • Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Akşam, bilmem ne. ‘Katil Demirtaş.’
  • ‘Demirtaş’ın çağrısıyla sokağa çıkanlar…’ ‘Demirtaş Yasin Börü’nün katili…’
  • … Hiç kimse de çıkıp ‘Ya arkadaşım Demirtaş’ın çağrısı nerede?’ demedi. ‘Demirtaş’ın yaptığı çağrıyla, Demirtaş’ın yaptığı çağrıyla…’ Bakın HDP MYK’nın tweet’iyle bile demiyorlar artık.
  • ‘Demirtaş’ın çağrısıyla’; o yüzden size soruyorum, dosyanızda var mı Demirtaş’ın yaptığı çağrı? Sokağa çağırdı, ‘Çıkın birbirinizi asın, kesin’ dedi. Dedi ya dedi, sokağa çağırdı.

’6-8 Ekim: HDP, Demirtaş’ büyük bir asparagastır, yalandır,

  • Böyle bir şey yok. ’6-8 Ekim: HDP, Demirtaş’ büyük bir asparagastır, yalandır, illüzyondur. Ortada olan gerçek şudur; katledilmiş, vahşice ve sinsice katledilmiş 52 insanımız var, yüzlerce yaralı var, yakılmış yıkılmış işyerleri, evler var. Bunların yüzde 90’ı HDP’lidir.
  • Yani doğrudan HDP’li kitle hedeflenmiştir. HÜDAPAR’lılar da provokasyon için vahşice katledilmiştir.
  • Olayların en yakıcı kısmı budur. Bu gerçektir. Provokasyon olduğu gerçektir. Ama geri kalan her şey illüzyondur, sahtedir. AKP eliyle, talimatıyla medya aracılığıyla yaratılmış bir algıdan ibarettir.”