Türkiye'de gazeteciler işsizlik ve hapis cenderesinde

10.01.2020

 Bugün 10 Ocak, Çalışan Gazeteciler Günü ve Türkiye basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında 157’inci sırada.

Günün anlamına ilişkin sektörün sıkıntılarını anlatan basın çalışanları; çalışacak mecra bulamadıklarına, emek sömürüsüne ve kendilerine yaşatılan baskılara dikkat çekerek bu özel günü “Çalışamayan Gazeteciler Günü” olarak değerlendiriyor. Eskiden günün bayram olarak kutlanıldığını ifade eden basın çalışanları, günümüzde tutuklanan, yargılanan ve işsiz binlerce gazetecinin olduğunu hatırlatarak 10 Ocak’ın artık olumlu bir anlam taşımadığına inanıyor. 

Gazetecilerin yasal haklarına kavuştuğu gün olarak kabul edilen 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne gazeteciler, yargılamalar ve baskılar eşliğinde girdi. Medyaya yönelik baskılar özellikle 15 Temmuz kalkışmasının sonrasında arttı. Yüzlerce gazeteci hapse atıldı. KHK ile 204 medya kuruluşu kapatıldı. Bunlardan 25 tanesi hakkındaysa iptal kararı çıktı.

Binlerce gazetecinin sarı basın kartı iptal edildi. Ekim ayında bu konu hakkında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay,  “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle” 2015 yılında 863, 2016 yılında 927, 2017 yılında 590, 2018 yılında 709 ve 2019 yılında da 715 kişinin sarı basın kartının iptal edildiğini söyledi. Oktay böylece son beş yılda toplamda 3 bin 804 basın kartı iptalinin olduğunu dile getirdi. Şu an hala basın kartı sahibi olan kişi sayısı ise 12 bin 735. 

Çalışan Gazeteciler Günü’ne girerken, gazetecilerin bir diğer gündemi de budanan haklar. 59 yıl önce kazanılan bir hak olan ve 212 sayılı yasa kapsamındaki "Geç ödenen maaşlar için günlük yüzde beş fazla ücret alma hakkı", 19 Kasım 2019'da Anayasa Mahkemesi tarafından ortadan kaldırıldı. 

Türkiye Gazeteciler Sendikası ise, gazetecilerin Çalışan Gazeteciler Günü’ne işsizlik cenderesinde girdiğini söyledi. TGS’den Gülfem Karataş'a göre işsizlik ve baskılar gazetecileri başka alanlara itiyor. TGS olarak elde ettikleri verileri Ahval’e değerlendiren Karataş, “Sendikamızın kayıtlarına göre sadece 2019 yılında Hürriyet gazetesinden 46, BJK TV’den 40, Olay TV ve Olay FM’den 35, Star ve Güneş gazetelerinden 50 gazeteci, Cumhuriyet’ten de 15 gazeteci işsiz bırakıldı.

Bunun yanında 2016 yılında gerçekleşen darbe girişiminden bir yıl sonra 1 Temmuz 2017 tarihi itibariyle hazırladığımız verilere göre, sektörde 9 bin işsiz gazeteci ve yüzde 30 oranında işsizlik söz konusuydu. Bugün biliyoruz ki maddi sıkıntılar nedeniyle yerel medya kuruluşlarının bir bir kepenk kapatmasından ve artan baskılardan dolayı bu oran şimdilerde daha da fazla. Artık gazeteciler bu mesleğin Türkiye'de yapılamayacağına inanıyor ve yurtdışına gitme planları yapıyor. Sektör değiştiren gazetecilerin sayısı ise net olarak bilinemiyor. Sendikanın sektör içerindeki örgütlülük oranı yüzde 7,56… Tüm kayıtlı çalışanların sendikalaşma oranı ise yüzde 13,76” yorumunu yapıyor.

Yine TÜİK verilerine baktığımızda gazetecilik okullarından mezun olan her dört kişiden birinin işsiz olduğu görülüyor. Oysa her sene binlerce genç, gazetecilik ve iletişim fakültelerinden mezun oluyor.

Uğur Köstekçi de o gençlerden biri. Sürekli iş aradığı halde bulamayan bir gazeteci... Gazetecilik hikâyesini anlatan Köstekçi, spora meraklı birisi olduğunu ve her şeyin bu merakla başladığını söylüyor.

Köstekçi küçük yaşta başlayan spor ilgisini yazarak ifade etmeye çalıştı. Önce 2015 yılında bir dergiye spor yazıları yazmaya başladı. 6 -7 yıllık bir yazı sürecinden sonra, spor basınında çalışmak için iletişim fakültesini tercih etti. 4 sene sonra gazetecilik bölümünden mezun oldu. Ardından Vatan gazetesinde stajını yaptı. Bir süreliğine yurtdışına gitti. Birçok yere iş başvurusunda bulundu. Ancak çoğuna çağrılmadı bile...

Yaşadıklarını anlatan Köstekçi, “Bu sektörde tanıdığın yoksa iş bulmanın çok zor olduğunu gördüm. Bana sorsanız gazetecilik tercih etmek isteyenler iki kere düşünsün. Bir de sektörde bir tanıdıkları var mı? Ona da baksınlar. Çünkü istatistiklere göre en çok işsiz profil bu sektörde… Gazetecilik mezunları başka sektöre girmek zorunda kalacaklar. Çünkü dil bilsen de, işi bilsen de çok zor bir alan gazetecilik" diyerek mevcut tabloyu tasvir ediyor.

Gazetecilerin yaşadığı sıkıntılar sadece işsizlik değil. Hapiste yatan ve yargılanan yüzlerce gazeteci var. Gazetecilerin yaptıkları haberlerden dolayı yargılandıklarını ve hapse atıldıklarını belirten TGS temsilcisi Karataş, “Şu anda 91 gazeteci habercilik faaliyetinden dolayı cezaevlerinde bulunuyor. 2019 yılında 250 gazeteci yargılandı. Yargılanan gazeteciler 133 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 140 bin TL para cezası aldı. 30 gazeteci hakkında yeni soruşturmalar başlatıldı. Yerel medyada çalışan 10 gazeteci sokak ortasında sopalı, silahlı saldırıya uğradı. 80’li yılları hatırlatan bu olaylar ve tablo maalesef 2019 yılında yaşandı” ifadelerini kullanıyor.

 Yargılamalar dün de devam etti. Gazeteciler Seyhan Avşar, Alican Uludağ, Duygu Güvenç ve Osman Akın hâkim karşısına çıktı. 

TGS’ye göre işsizliğin, güvencesiz çalışmanın, yargılanmaların, haksız tutuklulukların bu kadar yaygın olduğu medya sektöründe gazeteciler kamusal görevlerini yerine getiremiyor. Bu nedenle başka alanlara yöneliyorlar. 

Gazeteciliği bırakıp başka sektörde çalışmaya başlayanlardan biri de gazeteci Asya İnedi. Kendisi gazetecilik hayatına Dicle Haber Ajansı'nda başladı. 2.5 yıl DİHA'da çalıştı. Ancak ajans KHK ile kapatılınca İnedi, altı ay kadar işsiz kaldı. Daha sonra Fırat Haber Ajansı'na başvurdu ve orada çalışmaya başladı. İki ay evvele kadar da ANF'de çalışan İnedi, gördüğü baskılardan dolayı gazeteciliği bırakmak zorunda kaldı. Şu anda ise Adana'da ziraat işi yapıyor. 

Gazeteciliğe başlama nedenini anlatan İnedi, her şeyden önce kendi halkına doğru haber vermek hayalini kurduğunu ve bunu kısmen de olsa başardığını düşünüyor. Gazeteciliğe başladıktan sonra ise sürekli tehditler, baskılar, gözaltılar yaşadığını, ajanslarının kapatıldığını ve yaptıkları haberlerden dolayı hedef gösterildiğini belirtiyor.

Bu sorunların çözümüne yönelik daha iyi haberler yapmaya çalışarak mücadele ettiklerini belirten İnedi, "Tehditlerle yılmıyorduk. Ajanslarımızın kapatılmasıyla sinip köşeye çekilmiyorduk. Ama bir noktadan sonra iş yapamaz hale getirildiğimizi düşünüyorum.

Medyayı yöneten halkı yönetebilir düşüncesi biraz doğru. İktidar bunun farkında. O yüzden tekeline almak isteyeceği şey basın oldu. Ben meslek hayatım boyunca bu baskı ve sansürü gördüm. 90'lı yıllarda öldürülen gazeteciler, yakılan gazete binaları bunların örneği. Sansür de baskılar da devam ediyor diyebilirim" diyen genç kadın, davalarından ve yaşadığı baskılardan dolayı gazeteciliği bırakıp şimdi ziraat işiyle uğraştığını söylüyor.

Önceden gazetecilik yapan ancak şu an bir sivil toplum kuruluşunda çalışan Bilal Seçkin de gazeteciliğin zorlu bir mecra olduğunu belirtiyor. Kendisi hem DİHA’da hem de Mezopotamya Ajansı’nda çalıştı. Gazeteciliği bırakma gerekçelerini anlatan Seçkin, “sebebi devletin baskısı, gazeteciliğin sahadaki koşulları ve maddi sebepler” diyor. Gazeteciliğin keyifli olduğunu da kaydeden genç fotoğrafçı, “Çalıştığım alan daha rahat geliyor. Burada yaklaşık 4-5 yıl çalıştım. Çeşitli dergi ve gazetelere de foto muhabirliği yaptım” diyen Seçkin, hala ara sıra fotoğraflar çektiğini belirterek sözlerini bitiriyor. 

Gazetecilerin yasal bir çalışma düzenine kavuştukları 10 Ocak’ın bayram ilân edilmesinin üzerinden 59 yıl geçti ancak çalışma koşulları her geçen gün geriye gitti. Basın İş Kanunundaki gazetecileri koruyan maddeler teker teker ortadan kaldırıldı. Son olarak Anayasa Mahkemesi’nin yüzde 5’lik gecikme faizini kaldırması ile 10 Ocak anlamını büyük ölçüde yitirdi.  

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş gazetecilerin güvencesiz çalışmak ya da işsiz bırakılmak zorunda bırakıldıklarını söylüyor. Durmuş gazeteci olarak resmiyette 22 bin kişinin kayıtlı olduğunu ancak sendikalı sayısının 2 bin 500-3 binlerde olduğunu belirtiyor. Durmuş, “Bu rakamlar yaklaşık yüzde 8-9 oranına tekabül ediyor. Ama sektörün tamamına baktığımızda yüzde 6-7 bandında… Daralmadan, kapanmalardan kaynaklı yaşanan işsizlik ve basın özgürlüğünden kaynaklı bir güvencenin yokluğu mevcut.  Yine tutukluluk sayısı ortadayken Çalışan Gazeteciler Günü demek pek doğru değil. Eskiden bayram olarak kutlanırdı ama bu yaşananlar ortada. Artık pek bir anlamı yok bu günün" diyerek sözlerini noktalıyor. 

Gazetecilerin yaşadığı bu zor zamanları atlatmanın ve koşulları değiştirmenin yolunun mücadele ve dayanışmadan geçtiğini kaydeden Gülfem Karataş, sendikal mücadelenin önemli olduğunu ekliyor. Karataş sözlerini şöyle bitiriyor:

“Son dönemde sendika olarak çok güzel işlere imza attık. Yaptığımız toplu iş sözleşmeleri ile de içimizdeki umudu yeşerttik. İşverenlerden aldığımız haklar ile gazetecilerin insanca iş umudu arttı. Ayrıca geçtiğimiz mayıs ayında Basın Akademisi’ni açtık. Burada çeşitli eğitimler verdik, vermeye devam ediyoruz.

Avukat desteği, psikolog desteği sağlıyoruz. Ayrıca meslekte çalışmaya devam edebilmesi için uzmanlık eğitimleri veriyoruz. Komisyonlarımız ile gücümüzü, sesimizi yükseltiyoruz. Uluslararası alanda gazetecilerin sesi olmaya, sorunlarımızı duyurmaya devam ediyoruz. Cezaevindeki gazetecileri ziyaret ediyor, onların sesi oluyoruz. Biz umutluyuz, gazeteciler de umudunu kaybetmesin. Dayanışma her şeyin başlangıcı olacak.”

Çalışan Gazeteciler Günü siyasetçilerin de gündemindeydi. Çalışan Gazeteciler Günü'ne dair bir rapor da eski CHP milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş'tan geldi. Medyada Yaşanan Hal İhlalleri Raporu’nu paylaşan Yarkadaş, 2019 yılında 500 gazetecinin işsiz kaldığını, 82 gazetecinin gözaltına alındığını, 733 gazetecinin yargılandığını ve 18 gazetecinin saldırıya uğradığını söyledi. Yarkadaş, 150 gazetecinin de hapiste olduğunu ifade etti. 

Maaz İbrahimoğlu