
Suriye’de görüşmeler de anlaşmazlıklar da sürüyor. ABD ve Türkiye mutabık, İsrail ve SDG ise henüz ikna olmadı. Öte yandan aydın maskesi altında komisyonu halka kötüleyenler radarımıza takıldı. Ve Cilvegözü soruşturmasında tanık olarak ifade verdim. Ama nasıl?
Aylardır yazıyorum; Suriye’de anlaşma sağlanamazsa Türkiye’deki barış süreci bu durumdan olumsuz etkilenir. Lakin Suriye’de bir türlü anlaşma sağlanamıyor çünkü herkes kendi çıkarının peşinde.
Görüşmeler sürüyor
ABD, Türkiye ve Suriye yönetiminin mutabık kaldığı hususlar var. Bunlar; Suriye’de federatif bir yönetimin olamayacağı, her kimliğin ayrı bir baş çekmesine izin verilmeyeceği ve silahlı güçlerin, merkezi orduya entegrasyonu.
Fakat bu maddeleri şimdilik ne SDG ne İsrail ne de Dürziler kabul ediyor. Hatta son dönemde Alevi halktan da özerklik talepleri yükseldi.
Her daim ikili oynasa da ABD, Türkiye ve Suriye yönetimi, idari özerkliğe karşı çıkmamakla birlikte, federasyona hayır diyorlar. Sadece bölgesel yerel yönetimlerin serbestliği ve bu yönetimlere bağlı yerel polis güçleri söz konusu olacak.
Maalesef bölgedeki hiçbir yapı, ortak çerçevede uzlaşamadığından, sonunda ABD bürokratları, Suriye’ye çıkarma yaptı.
ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, önce İsrail lideri Netanyahu, sonrasında da Suriye lideri Şara ile görüşürken, Demokrat Partili senatör Jeanne Shaheen, SDG komutanı Mazlum Abdi ile temaslarda bulundu.
İsrail’in derdi Dürziler değil
İsrail’in, Dürzileri kışkırtarak çıkardığı çatışmalar vasıtasıyla kendi çıkarlarını korumaya çalıştığını biliyoruz.
Golan Tepeleri’ndeki işgaline son vermek istemeyen İsrail’in, Suriye hükümetinden talepleri arasında; Golan Tepeleri’nin Suriye’de kalan kısmının silahsızlandırılması ve Suriye ordusunun bölgedeki varlığının engellenmesi de yer alıyor. İsrail ayrıca, ülkesi için tehdit olabilecek silahların, Suriye’ye girişinin yasaklanmasını talep ediyor.
Maşa olarak kullandığı Dürziler içinse özerk bir yapı istediğini belirtelim. Lakin diğer talepleri karşılandığında, Dürzilerin umurunda bile olmayacağını tahmin etmek zor değil.
Dürziler içindeyse İsrail yanlısı grubun başındaki Hikmet El Hicri önderliğinde, 35 silahlı yapı birleşti ve “Ulusal Muhafızlar” adını aldı. Ulusal Muhafızlar, kendilerini bölgenin silahlı gücü ilan ettiler. Artık Süveyda’da İsrail’e bağlı silahlı bir yapı var, diyebiliriz.
Gelinen noktada Şara ve Netanyahu anlaşmaya yakın görünüyor, bu kapsamda haberler yapılıyor olsa da henüz Süveyda’daki sorun çözülmüş değil. Dün İsrail yine Şam’ın güneyini bombaladı, Türkiye’nin uçakları ise Haseke üzerinde uçmaya başladı. Vaziyet iyi gözükmüyor.
Suriye yönetimi ve SDG cephesi
ABD heyeti ve Suriye özel temsilcisi Barrack, Şara hükümetiyle görüşmelerde bulundu, demiştik. Lakin altını çizelim, zaten bir süredir ABD, Türkiye ve Suriye yönetimi, çözümler üzerinde çalışıyor ve görüşüyorlardı. Hatta bu kapsamda hazırladıkları bir taslağın varlığına dair bilgilere de ulaştım.
Suriye’de tekçi bir yönetimin ve anayasanın doğru olmayacağını, bölgenin doğasına aykırı olduğunu her zaman söyledik lakin uluslararası güçlerle birlikte mutabık kalınan bir idari özerklik teklifinin de Kürtler tarafından boşa çıkarılmaması gerekiyor.
Öte yandan taslakta; hükümette vekillik veya bakanlık gibi görevler aracılığıyla Kürtlerin, merkezi yönetime katılmalarına ilişkin maddeler de bulunmakta.
Aynı çerçeve, Dürziler için de söz konusu olacak gibi görünüyor.
Şimdi önemli olan SDG tarafının, bu çözüme yanaşıp yanaşmayacağı. Görüşmelerde Barzani’nin de aracılık yaptığı, Mazlum Abdi’nin ise federasyon talebinden vazgeçtiği, idari özerklik ve hükümete katılım maddelerine sıcak baktığı lakin Dürziler ve Alevilerin, Kürtler kadar güçlü olmadıkları halde ortak statüye sahip olmalarını adil bulmadığını belirttiği yönünde duyumlar aldım. Umarız bir an önce her kesimin haklarını koruyan bir anlaşmaya varılır.
Emperyalist ülkelerin açık açık devreye girdiği bu süreçte, bir türlü kendi içlerinde anlaşamayan yapıların artık ortak paydada birleşmesi gerekiyor. Zira görüyoruz ki Şara yönetimi dahil her bölgesel güç, ardındaki ülkelere güvenerek, birbirine peşrev çekiyor, güç yarıştırıyor ve uzlaşmaz davranıyor. Kaygımız o ki bu barış treni de kaçarsa ortada ne ortak paydalar kalacak ne de anlaşma.
Siyasetçilere düşen
Tekrarlıyorum; Suriye’de çatışmalı bir süreç başladığında, Türkiye’deki barış süreci ister istemez büyük yara alacak. Bu nedenle şu aşamada Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan veya atılan adımlardan bahsetmek yerine, Suriye’deki çözüme odaklanmak ve destek vermek en doğrusu.
Türkiye’deki barış yanlısı siyasi parti ve siyasetçilerin, başta Ak Parti, MHP ve Dem Parti olmak üzere, bu yönde çaba harcamaları şart ve elzem. Her parti, Suriye’de yakın olduğu güçleri uzlaşmaya davet etmeli.
Aksi takdirde tüm bölgesel güçler yine savaşmaya ve ABD özel temsilcisinin ağzından kaçırdığı gibi, Orta Doğu halklarını “medeniyetsiz hayvansı kaotikler” olarak görenlerin eteğine yapışmaya mecbur kalacak.
Komisyon kadar başınıza taş düşsün
Türkiye’de oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda güzel şeyler oluyor, demiştik. Tabii isteyen her vatandaş, komisyonun toplantı tutanaklarına ulaşıp okuyabilir. Yani herkesin görebileceği açık belge ve kaynaklar söz konusu.
Fakat toplumun, komisyon çalışmalarını kendi aklıyla değerlendirmesine fırsat vermek istemeyen bazı aydın, gazeteci, yazar çevreleri, ülkenin dört bir yanında katıldıkları etkinliklerde, bu komisyonun “Apo komisyonu” olduğunu, sadece cezaevlerindeki teröristleri çıkarma niyeti taşıdığını, ülkenin bölünüp parçalanacağını anlatıp duruyorlar.
Şimdilik isimlerini saymayacağım, lakin dediklerinin duyulmayacağını düşünerek çıtayı oldukça yükseltenleri, hatta Türkiye’de 1990’ladan itibaren Kürtlere kültür, ana dil ve eğitim başta olmak üzere pek çok hakkın verildiğini bağıra çağıra anlatanları dahi gördük maalesef.
Tabii bu elit arkadaşlar, 90’lı yılları yurtdışında veya konforlu evlerinde magazin gazeteleri okuyarak geçirmiş olsalar gerek ki, yasaklı Kürtçeden, Newroz’dan, dışkı yedirilen köylülerden, gözaltında kayıplardan, katliamlardan zerre haberleri olmamış. Ya da her şeyin farkındalar ama çıkarları gereği gerçekleri eğip büküyorlar.
En korkuncu da “eski Türkiye de eski Türkiye” diyerek, binlerce kişinin işkence gördüğü, suçsuz yere cezaevine kapatıldığı, kaybedildiği, katledildiği o günleri özlemeleri. Anlıyoruz ki onlar o günlerde mutluydu, halklar zerre kadar memnun olmasa da.
Lakin muhalefet partilerinden de pek çok milletvekilinin bulunduğu ve şimdiye kadar olumsuz hiçbir oturuma sahne olmamış komisyonu, uluorta halka kötülemeye, aşağılamaya, itibarsızlaştırmaya kimsenin hakkı yok.
Madem eski Türkiye âşığısınız kardeşim, özleyin, hayal kurun elbette, hakkınız. Ama barışa, huzura susamış halkları kutuplaştırmayın. Bu kadar bencil ve çıkarcı olmayın zira yaşanan her savaşta, halkın evlatları ölüyor, bedel ödüyor, seçkinlerin değil.
Öte yandan barış süreci sayesinde; aydın, entelektüel, ilerici maskesi takan ne kadar çok ırkçı, nefret dolu Kürt düşmanı ve gerici varsa hepsini öğrenmiş olduk. Bu da bir şey.
Onların altı boş ve mesnetsiz karalama kampanyalarına şahit olup, barışa asla ikna olmak istemediklerini gördükçe, “ne komisyonmuş yahu, komisyon kadar taş düşsün başınıza” demekten başka bir yol kalmıyor bize de.
Çete soruşturmasında tanıktım ama…
Gelelim Cilvegözü çetelerine.
Altın ve döviz kaçakçılığı çetesini haberlerimle ifşa ettikten sonra İçişleri ve Adalet Bakanlıkları tarafından açılan soruşturmalardan bahsetmiştim sizlere.
Bu hafta Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığına, farklı bir ilin adliyesinde, SEGBİS üzerinden bağlanıp tanık olarak ifade verdim. Daha doğrusu veremedim.
İnanır mısınız, bu süreç tamı tamına 6 saat sürdü! Zira iki memur ve ben, tahmini on beşer kez aramamıza rağmen, Reyhanlı adliyesi çalışanları, mesai saatleri içinde çalan telefonlara bir buçuk saat boyunca cevap vermedi veya ahizeyi kaldırıp kapattılar. Ne güzel, Türkiye’de binlerce işsiz varken, telefonu açmaktan ibaret mesleğinden nefret eden devlet memurları besliyoruz biz!
Nihayet telefonu açmaya tenezzül ettiklerinde ise iki saatlik öğle tatilleri başlamıştı bile. E çok çalışmışlardı, normaldir.
Saatler sonra nihayet SEGBİS’le Reyhanlı’ya bağlandığımda bu defa Savcı Bey’le cebelleşmeye başladık zira Savcı Bey, nedense verdiğim ifadeyi değil, kendi istediklerini yazdırmaya ve anlattıklarımı sansürlemeye çalışmaktaydı.
Bu konuda eleştirimi ve talebimi söylesem de tarzı değişmedi. Savcı Bey, ulaştığım bilgileri ve çetenin patronlarına dair belirttiğim isimleri yazdırmamakta kararlıydı.
Sonuç olarak; “Peki o zaman, ifadenin sonuna, verdiğim tüm bilgiler alınmadı. Yazılı olan, ifademin tamamı değildir, şeklinde bir satır ekleyin.” dedim. Lakin bu satırı da eklemedi.
SEGBİS sonrası, bir saat kadar da ifadenin UYAP’a düşmesini bekledim. Ama ifade gelmedi. Saatlerdir beklediğimi bilen memurlar, yardımcı olmak adına tekrar Reyhanlı’ya telefon ederek sorduklarında ise “Savcı Bey, ifadeyi inceliyor onay için.” cevabı verildi. Yani Savcı Bey, kendi yazdırdığı ifadeyi kendi inceleyerek, beni bir saat daha bekletti ve altına imtina ettiğim hususları not düşerek imzalayacağım ifade, bir türlü bana ulaşmadı. Kısaca, bu altı saatlik çilenin sonunda ne ifadeyi gördüm ne de imza atabildim, adliyeyi terk ettim.
Anladığım; konuya hâkim olmadığına bizzat tanık olduğum bir savcının soruşturmasıydı bu, zaten yazdırdığı ifade de benim ifadem değildi.
Şimdi İçişleri Bakanlığının soruşturmayı ele alış tarzını, ciddiyetini, hakimiyetini, titizliğini ve bana gösterdikleri saygıyı bir yana koyuyorum, altı saatlik mağduriyeti, sorumsuzluğu, tembelliği ve altına imza atacağım ifademin benim aktardığım şekilde yazılmamasını, öbür yana.
Ve buradan Adalet Bakanlığına sesleniyorum; eğer Reyhanlı adliyesi bu şekilde çalışmaya devam edecekse, çete soruşturmaları da vurdumduymaz bir şekilde yürütülecekse tabii ki vatandaş tanıklıktan yılar ve Cilvegözü’ndeki çeteler de son hız çalışmaya devam eder.
Bu saatten sonra savcılık soruşturmasından hiçbir sonuç beklemediğimi ve sadece İçişleri Bakanlığının soruşturmasını takip edeceğimi kamuoyuna duyururum.
Reyhanlı adliyesine işi düşen tüm vatandaşlara da ben tanık olduğum bir dosya için altı saat boyunca bu çileyi çektiysem, Allah size kolaylık ve en önemlisi bolca sabır versin, diyorum. İşiniz çok zor.
ASLIHAN GENÇAY
Barış Treni için Son Çağrı: Suriye’de Ortak Paydalar - Platform 24
Editör: N. Cingirt
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.