Daron Acemoğlu ve James A. Robinson Ulusların Düşüşü: Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri adlı ortak kitaplarında siyasi ve ekonomik kurumlar arasındaki ilişkiselliği ve bütünlüğü tartışıyor ve bu kurumların kapsayıcı ya da sömürücü niteliğini birlikte düşünmeye davet ediyor. Yazarlar, farklı zaman ve mekanlardan verdikleri örneklerle siyasi kurumlar ile ekonomik kurumlar arasındaki ilişkilerin olumlu etkileşimlerle verimli döngüler yaratabileceği gibi olumsuz etkileşimlerle kısırdöngüler de ortaya çıkarabildiğini gösteriyor.
Türkiye’de siyasal kurumların dışlayıcı ve sömürücü niteliği üzerine yürüyen tartışmalarda Acemoğlu ve Robinson’u önerdiği ilişkisellik yeterince dikkate alınmıyor. Kapsayıcı ekonomik kurumlar inşa etmeden kapsayıcı siyasi kurumlar kurmamız pek mümkün değil. Tersi de doğru.
Yakın zamanda kamuoyuna duyurulan Samsun-Mersin hattına kurulacak yeni sanayi koridoru Türkiye’nin siyasi ve ekonomik kurumlarının kapsayıcılığı ve sömürücülüğü meselesini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Zira hem geçmişi anlamamıza olanak tanıyor hem de gelecek on yılların nasıl şekilleneceğine dair önemli işaretler taşıyor.
Cumhuriyet’in kuruluşundan 3 yıl sonra, 1927 yılında, Türkiye’de 64.725 sanayi işletmesi vardı. Bu işletmelerin coğrafi dağılımına baktığımızda, toplam sanayi işletme sayısının %29,6’sı Marmara bölgesinde bulunuyordu. Bunların da yaklaşık yarısı (%45) İstanbul’daydı. Ege bölgesindeki sanayi işletmelerinin ülke içerisindeki payı %17,9’du ve bu işletmelerin %30,5’i İzmir’deydi. Akdeniz bölgesinin payı ise %6,6 idi.
Doğu Anadolu Bölgesi bu dönemde toplam işletme sayısının %9,6’sına, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile %8,2’sine ev sahipliği yapıyordu. Bu iki bölgenin payı toplamda %17,8’e denk düşüyordu.
1960 yılına geldiğimizde Marmara’nın payı %47,2’ye, Ege’nin payı %19,6’a, Akdeniz’in payı ise %7’e yükseldi. Başka bir ifadeyle 1960 yılında Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri ülkedeki sanayi işletmelerinin %73,8’ine ev sahipliği yapıyordu. Ülkedeki her 4 işletmeden 3’ü bu üç bölgede bulunuyordu.
Buna karşın Doğu Anadolu’nun payı %9,6’dan %3,8’e, Güneydoğu Anadolu’nun payı %8,2’den %3,8’e, her iki bölgenin toplam payı ise %17,8’den %7,6’a düştü.
1927-1960 yılları arasında Karadeniz bölgesi de dramatik bir gerileme yaşadı ve payı %12,3’ten %6,2’ye indi. Buna karşın, Orta (İç) Anadolu bölgesi kısmi bir gerileme yaşadı ve payı %15,8’den %12,3’e indi.[1]
Özetle, geçen 33 yıl içerisinde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinin payları artarken, sırasıyla Doğu Anadolu, Güneydoğu, Karadeniz ve Orta Anadolu bölgeleri güç kaybetti. Orta Anadolu dışında kalan 3 bölgenin ağırlık kaybı dramatik düzeydeydi.
Devlet Öncülüğünde Sanayileşme ve Derinleşen Bölgesel Eşitsizlik
Türkiye’nin sanayi işletmeleri haritasının bu denli değişmesi kuşkusuz kendiliğinden olmadı. 1932 yılında planlanan ve 1934-38 yılları arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ve sonrasındaki uygulamalar önemli etkiler yarattı. Sovyet desteğiyle hazırlanan ve devlet öncülüğünde sanayileşme stratejisinin temelini oluşturan bu plan, Türkiye’de modern sanayinin altyapısını sağladı. Özetle tekstil, kâğıt, kimya, cam ve demir-çelik sektörlerinde kurulan devlet işletmeleri sanayinin çekirdeğini oluşturdu. Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası, Aydın Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Kocaeli Hereke Dokuma Fabrikası, Kocaeli SEKA İzmit Kâğıt Fabrikası, İstanbul Paşabahçe Cam Fabrikası, Bursa Gemlik Suni İpek Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası bu dönemde kurulan fabrikalar.
Devlette güvenlik ve merkezileşme politikalarının hâkim olduğu bu dönemde hazırlanan ve uygulanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında kurulan fabrikaların mekânsal dağılımına baktığımızda esas ağırlığın Marmara bölgesine (İstanbul, Kocaeli, Bursa) verildiği; Ege, İç Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz bölgesinin ise içerildiği görülüyor. Buna karşın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer alan şehirler içerisinde yeni kurulan fabrikalara ev sahipliği yapan tek il Malatya’dır. Plan kapsamında, Malatya’da da bez fabrikası kuruluyor.
1960’lı yıllara doğru derinleşen bölgesel eşitsizlik zaman içerisinde kapanmadı, aksine daha da arttı ve kronik bir hal aldı.
Devlet Planlama Teşkilatı 1960 yılında kuruldu ve 1963 yılından bu yana 12 ulusal kalkınma planı hazırlandı. Neredeyse tüm planlarda bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi amaçlar içerisinde yer aldı. Ancak geçen yıllar içerisinde bölgesel eşitsizlik giderilmedi, aksine daha da artı. Ülke kaynaklarını özellikle Marmara ve Ege’ye yığan sosyoekonomik politikalar sonucu diğer bölgeler büyük bir kaynak kaybı yaşadı. Ülkenin doğu yakası ise bu eşitsiz gelişim sürecinden en fazla etkilenen bölge oldu. 1984 sonrası başlayan çatışmalar durumu daha da vahim hale getirdi.
Yeni Sanayi Koridoru
Bugün, Türkiye’de sanayinin mekânsal dağılımını kökten değiştirecek önemli bir adım atılıyor. Yeni kabul edilen “Sanayi Alanları Master Planı” Samsun’dan Mersin’e uzanan geniş bir sanayi koridoru oluşturmayı ve 30 yıllık bir dönem içerisinde ülkenin sanayi haritasını yeniden çizmeyi hedefliyor.
Mastır Plan, 13 ilde toplam 59 bin hektarlık alanda 16 yeni mega endüstri bölgesi kurulmasını öngörüyor. Mevcut organize sanayi bölgelerinin (OSB) büyüklüğünü tek seferde %37 artırarak Türkiye’nin üretim coğrafyasını kökten değiştirmeyi hedefliyor. 17 Ocak 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan plana göre, her biri mevcut OSB’lerin ortalama büyüklüklerinin 11 katı büyüklüğünde 16 mega endüstriyel bölge Harita 1’de görülen 13 şehirde inşa edilecek.
Harita 1: Mega Sanayi Bölgelerinin kurulacağı iller ve Samsun-Mersin sanayi koridoru

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın yaptığı açıklamaya göre, İstanbul’un Türkiye sanayisinin “akıl merkezi” olarak konumlandırılması ve Marmara Bölgesinde sıkışmış olan sanayinin Anadolu’da büyümesi hedefleniyor. Azerbeycan’ı Nahçıvan bölgesine ve oradan Türkiye’ye bağlamayı hedefleyen Zengezur Koridoru ile Türkiye’yi Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlayacak Kalkınma Yolu projeleriyle birlikte söz konusu sanayi koridorunun aynı zamanda uluslararası ticaret koridorlarına bağlanması hedefleniyor.
Daha önce bu sayfalarda “Yüzüncü Yılında Cumhuriyet Sermayesi” başlığıyla yazdığım yazıda İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketini listelediği İSO500 verilerini kullanarak sermayenin mekânsal dağılımını haritalandırmış (Harita 2) ve analiz etmiştim. Bu yazıda tabloyu şöyle özetlemiştim:
En büyük 500 şirketin %35,8’i tek başına İstanbul’da bulunuyor. 179 şirkete ev sahipliği yapan İstanbul’u 44 şirketle Ankara, 38 şirketle İzmir ve 37 şirketle Kocaeli takip ediyor. Özetle, Türkiye, büyük sermayesinin %59,6’sını 4 büyükşehre gömmüş durumda. Oysaki Türkiye nüfusunun %33,10’u bu dört büyükşehirde yaşıyor. Nüfus yoğunlaşmasının kendisi tek başına deprem riskinden dolayı bile büyük bir sorunken sermaye yoğunlaşması nüfus yoğunlaşmasının neredeyse iki katı. Daha çarpıcı ifadeyle, Türkiye, nüfusunun yaklaşık üçte birini, büyük sermayesinin ise beşte üçünü coğrafyasının %5,97’sine yığmış durumda.
Bu dört büyük şehre 10 ve daha fazla şirkete ev sahipliği yapan 8 ili daha eklediğimizde toplam şirket sayısı 420’ye çıkıyor. Bu da 500 şirketin %84’ünün 81 il içerisinde sadece 12 ilde bulunduğunu gösteriyor. Kalan 80 şirket ise 34 ile dağılmış durumda.
Harita 2: Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin il bazındaki dağılımı

Ekmeksiz Barış
İki harita üst üste bindirildiğinde ortaya ilginç bir tablo ve inanması zor bir iddia çıkıyor: Ülke sanayisi, sanayi işletmeleri bakımından neredeyse bomboş bir bölgeyi baypas geçip doğu sınırında Zengezur Koridoruna ve güney sınırının en doğu noktasında ise Kalkınma Yoluna, yani iki hattan uluslararası ticaret koridorlarına bağlanacak!
İşin en dikkate çekici tarafı ise ülkede Kürt meselesinin şiddetten arındırılıp siyasi ve hukuki zemine çekilmesi için 2024 Ekim ayından bu yana bir süreç devam ederken hazırlanan bu planın sanayi bakımından ülkenin en yoksun bölgesini oluşturan Kürt illerini içermemesi. Yukarıdaki veriler bir yana, devletin on yıllardır düzenli olarak yaptığı SEGE Araştırması (illerin ve ilçelerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralaması araştırması) başta olmak üzere neredeyse tüm araştırmalar ve sosyoekonomik göstergeler Türkiye’nin en yoksul illerinin büyük çoğunluğunun Kürt illeri olduğunu gösteriyor.
Meseleyi daha da vakim kılan ise şu: Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Meclis Komisyonu konuya dair kaleme aldığı ve neredeyse aynı dönemde kamuoyuna duyurduğu raporunda, sürecin üç temel hedefinden birini “Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı” olarak belirlemişken hazırlanan sanayi mastır planında tek bir Kürt ili yok. Ülkenin doğu ve güneydoğu sınırında iki büyük uluslararası ticaret yolunun inşasına yönelik girişimler devam ederken ve ülke sanayisinin bu koridorlara bağlanması hedefleniyorken oluşturulan sanayi mastır planında her iki sınır bölgesinde bulunan illere yer verilmiyor.
Bölgesel eşitsizlik Kürt meselesinin kök nedenlerinden birini oluşturuyor. Üstelik bugün meseleyi indirgediğimiz kimlik ve şiddet sorununun çözümü de bölgesel eşitsizliği azaltacak politikaları gerekli kılıyor. Zira Acemoğlu ve Robinson’un altını çizdiği üzere kapsayıcı siyasi kurumlar için kapsayıcı ekonomik kurumlara ihtiyacımız var.
Bununla beraber mesele sadece Kürt meselesi değil. Bölgesel eşitsizlikleri gidermek, suyu/toprağı/havayı korumak, herkes için gıda güvencesini sağlamak, deprem gibi risklere karşı daha güvenli bir gelecek inşa etmek de sosyoekonomik gelişmeyi ülke ölçeğinde daha kapsayıcı ve mekânsal açıdan dengeli hale getirmeyi gerektiriyor.
Meselenin tek başına sanayi olmadığı açık. Zira, sanayi planları ve uygulamaları aynı zamanda ülkenin mekânsal gelişim politikalarını, göç süreçlerini, tarımını, kentleşmesini, istihdam politikalarını belirliyor. Deprem risk haritalarını şekillendiriyor. Yine eğitim, sağlık, ulaşım, sosyal ve kültürel hizmetler başta olmak üzere toplumun temel müşterekleri şekillendiriyor. Altyapıdan üst yapıya, atık yönetiminden su tüketimine kadar hayatın birçok alanını doğrudan belirliyor. Bakan’ın açıklamasında da ifade ettiği üzere iç siyasetten öteye dış siyasetini ve ilişkilerini şekillendiriyor.
Ekmeksiz Barış ve Türkiye’nin Yeni Sanayi Koridoru - Cuma Çiçek | Birikim Yayınları
[1] Bu konuda daha detaylı bilgi için bkz. Zeynel Dinler, Bölgesel İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları, 1994, s. 236.
Editör: N. Cingirt






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.