İstanbul’un görünmeyen altyapısı: Kuzey Ormanları
İstanbul’un görünmeyen altyapısı: Kuzey Ormanları
8.02.202616:41
Haber Merkezi
19

Kuzey Ormanları meselesi bir çevre meselesi değil, doğrudan bir kent yönetimi ve demokrasi meselesidir. Kent, altyapısını görünmez kıldıkça onu kaybeder. Kayıp fark edildiğinde ise geri dönüş maliyeti çok daha ağır olur. Bugün yapılan, sorunu çözmek değil; geleceğe devretmektir. Ve asıl soru şudur: İstanbul, görünmeyen altyapısını yok sayarak ne kadar daha ayakta kalabilir? Ve mimarlık ile planlama, bu yok saymanın neresinde duracaktır?

İstanbul’un Kuzey Ormanları çoğu zaman haritalarda boşluk gibi görünür. Oysa bu alanlar kentin kenarında duran bir doğa parçası değil, İstanbul’un yaşamsal altyapısıdır. Su havzalarını besleyen, mikroiklimi düzenleyen, hava kalitesini iyileştiren, taşkın riskini azaltan ve kenti ekolojik olarak ayakta tutan bir sistemden söz ediyoruz. Kuzey Ormanları, köprüler, yollar ve tüneller kadar gerçek; fakat onlardan çok daha sessizdir. Bu sessizlik ise teknik değil, politiktir.

Kuzey Ormanları’na yönelik müdahaleler genellikle “ağaç kesimi” üzerinden tartışılır. Oysa asıl mesele, tekil ağaçların varlığı ya da yokluğu değildir. Asıl mesele, ormanın bütünlüğünün bozulmasıdır. Ormanlar çoğu zaman doğrudan kesilmez; parça parça bölünür. Bir yol açılır, ardından bir lojistik alan gelir, sonra konut kümeleri eklenir, enerji ve ulaşım yatırımlarıyla bu parçalanma kalıcı hâle getirilir. Her müdahale tek başına makul gerekçelerle savunulur. Ancak toplam etki, ormanın ekolojik işlevini yitirmesidir. Parçalanan orman su tutamaz, iklimi dengeleyemez, kenti koruyamaz. Kent, görünmeyen altyapısını yavaş yavaş kaybeder.

Bu süreç, İstanbul’un kuzeye doğru genişlemesiyle doğrudan ilişkilidir. Kentin son yıllardaki büyümesi plansız bir yayılma değildir; bilinçli bir mekânsal yeniden örgütlenmedir. Arnavutköy, Başakşehir ve çevresi üzerinden şekillenen yeni konut koridorları, kentin yaşam alanlarını merkezin dışına iten bir stratejinin ürünüdür. Merkezler, konut işlevinden arındırılarak turizm, tüketim ve sermaye için korunurken; yaşam çepere taşınmaktadır. Bu, bir barınma politikasından çok, nüfusun yeniden yerleştirilmesidir.

İmar planları bu sürecin temel aracıdır. Planlama, uzun vadeli bir kentsel vizyon üretmek yerine, istisnalar ve plan tadilatlarıyla yönetilen bir alana dönüşmüştür. Bu durum, planlama disiplininin öngörülebilirlik ve kamu yararı ilkelerini zayıflatır. Belirsizlik burada bir hata değil, bir yönetim biçimi olarak işler. Çünkü belirsizlik, hesap sorulmasını zorlaştırır; müdahaleleri kolaylaştırır. Kuzey Ormanları bu belirsizlik içinde, korunması gereken bir eşik değil, aşılması gereken bir engel gibi ele alınır.

Bu noktada yetki meselesi belirleyici hâle gelir. Kuzey Ormanları’na dair kararlar, yerel yönetimlerin ve kamusal tartışmanın dışına taşınarak merkezileştirilir. Kentin geleceğini belirleyen mekânsal kararlar, yerelin bilgisi ve katılımı olmadan alınır. Planlama süreci demokratik bir müzakere alanı olmaktan çıkar; teknik bir formaliteye indirgenir. Kamu yararı kavramı ise soyutlaşır ve içeriği boşaltılır. Böylece doğaya yönelik müdahaleler meşrulaştırılırken, kentli karar süreçlerinden dışlanır.

Bu müdahalelerin en somut sonuçlarından biri, İstanbul’un afetlere karşı kırılganlığının artmasıdır. Kuzey Ormanları yalnızca bir ekosistem değil, aynı zamanda bir afet tamponudur. Yağış rejimini düzenler, sel riskini azaltır, sıcak hava dalgalarını dengeler. Orman parçalandıkça bu işlevler zayıflar. Kısa vadede fark edilmeyen bu kayıplar, uzun vadede su krizleri, ani taşkınlar ve iklim kaynaklı felaketler olarak geri döner. Kent, kendi güvenliğini sağlayan sistemi bilinçli olarak zayıflatmaktadır.

Ekonomik söylem bu sürecin en güçlü meşrulaştırma aracıdır. Kuzey Ormanları, planlama belgelerinde ve kamuoyuna sunulan anlatılarda bir ekosistem olarak değil, potansiyel arazi olarak okunur. “Yatırım”, “kalkınma” ve “büyüme” dili, doğayı ekonomik bir kaynağa indirger. Bu dil, kentin yaşam koşullarını değil, piyasa değerlerini merkeze alır. Doğa, korunması gereken bir altyapı değil; dönüştürülmesi gereken bir sermaye alanı olarak sunulur.

Mimarlık ve planlama pratiği bu noktada tarafsız değildir. Üretilen her proje, belirli bir yaşam biçimini varsayar. Kuzey Ormanları çevresinde üretilen yapılaşma, çoğu zaman otomobile bağımlı, kapalı ve parçalı yerleşimler üzerinden ilerler. Kamusal alan üretimi zayıflar, kolektif yaşam ihtimali azalır. Mimarlık, bu süreçte kamusal sorumluluğunu geri plana iter. “Ben sadece proje yapıyorum” savunusu, mekânsal kararların politik sonuçlarını görünmez kılar. Oysa mimarlık, yaşamın nasıl kurulacağını belirleyen bir disiplindir.

Kent hafızası da bu dönüşümden payını alır. Orman, yalnızca ekolojik bir alan değil; kentin kendini sınırladığı, durmayı bildiği bir eşikti. Bu eşik ortadan kalktıkça, kent nereye kadar büyüyeceğini bilmez hâle gelir. Sürekli genişleyen, ama derinleşemeyen bir yapı ortaya çıkar. Kent, yaşayan bir organizma olmaktan çıkarak, yönetilen bir yüzeye dönüşür.

Dünyadaki birçok kent, büyümeyi sınırlamayı planlamanın bir parçası olarak kabul eder. Ekolojik sınırlar, kent politikalarının temel belirleyicisi olur. İstanbul ise sınırlarını zorlamayı ilerleme olarak sunar. Bu yaklaşım, kenti kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadeli risklere açık hâle getirir. Görünmeyen altyapı zarar gördüğünde, kent yalnızca nefessiz kalmaz; yönetilemez hâle gelir.

Sonuç olarak Kuzey Ormanları meselesi bir çevre meselesi değil, doğrudan bir kent yönetimi ve demokrasi meselesidir. Kent, altyapısını görünmez kıldıkça onu kaybeder. Kayıp fark edildiğinde ise geri dönüş maliyeti çok daha ağır olur. Bugün yapılan, sorunu çözmek değil; geleceğe devretmektir.

Asıl soru şudur: İstanbul, görünmeyen altyapısını yok sayarak ne kadar daha ayakta kalabilir? Ve mimarlık ile planlama, bu yok saymanın neresinde duracaktır?

İstanbul’un görünmeyen altyapısı: Kuzey Ormanları

Elif Bengisu

Editör: N. Cingirt
Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.