Normalleşme ve Türkiye’nin demokratik bir ortama kavuşması anlamına gelecek adımların rapora konulması önemli ama tek başına bir anlam ifade etmiyor. Yine sorun aynı noktaya dayanıyor. İktidar, bu meseleyi sadece geçici birkaç düzenleme yapılarak aşılacak bir başlık olarak mı görüyor yoksa demokratikleşmenin şart olduğu yapısal bir süreç olarak mı bakıyor?
TBMM’de kurulan, TBMM Başkanlığı bir isim vermiş olsa da ismi üzerinde bir türlü anlaşılamayan komisyon uzun süredir beklenen raporunu nihayet hazırladı.
Olağan koşullarda TBMM’de sadece çözüm süreci odaklı bir komisyon kurulması, bu komisyona iktidar ve muhalefetin neredeyse eksiksiz katılması, üstelik de çalışmanın sonunda çoğunluk oyuyla kabul edilen bir rapor hazırlanmasını “tarihi” olarak nitelemek mümkün-dü…
Ancak bu coşkuyu görmek mümkün değil. Aksine temkinli bir bekleyiş söz konusu.
***
Komisyonun aslında bu raporu hazırlamak için “konunun tarafları” olarak nitelendirilen kesimleri uzun uzadıya dinlemesi, aylar boyunca dinleme yapmasına da gerek yoktu. Nitekim gelenler de hazırlanacak raporun kaderine etki edecek yeni bir bilgi vermediler, veremezlerdi de…
Zira yıllardır kendilerini anlatmaya çabalayan kesimler, TBMM’de bu olanağı bulmuş olsalar da komisyonun bu işlemlerin tamamını “usulen” yaptığı biliniyordu.
Buna rağmen “Kürt’ün onuru, Türk’ün gururunu gözeten bir yaklaşım” olarak çalışmalarını özetleyen komisyon tüm bu süreçleri yürüttü.
***
Komisyon raporundaki önerilere temkinli yaklaşılmasının nedenleri de belli.
Silah bırakan PKK’lıların Türkiye dönüşü konusunda bir yasal düzenleme yapılması, cezaevindeki hasta ve yaşlı hükümlülerin tahliye edilmesine olanak sağlanması gibi düzenlemelerin yapılmasına zaten kesin gözüyle bakılıyordu.
Asıl endişe “çözüm” adı taşıyan devasa bir meselenin tamamen bu başlığa sıkıştırılıp sıkıştırılmayacağı konusunda yaşanıyordu ve yaşanıyor.
Komisyon raporundaki önerilere bakarak anlatmaya çalışalım. Önerileri iki başlıkta ele almak mümkün. Süreç kapsamında hayata geçmesi beklenenler ve soru işareti yaratanlar:
Hayata geçmesi beklenenler
- Kayyım uygulamaları: Raporda, kayyım atanmasının gerekeceği hallerde belediye meclisleri içinden yeni bir seçim yapılması önerisi yer alıyor. Çözüm süreci başladığı günden bu yana DEM Partili belediyelere yönelik “kayyım” uygulamasına son verildi. Bu kapsamda sürecin başından itibaren “kayyım” konusu belirleyici meselelerden biri sayıldı. Raporda önerilen düzenleme belediye başkanı yerine İçişleri Bakanlığı’nın herhangi bir isim atamasının önüne geçilmesi yönünde. Bu adımın atılabileceği belirtiliyor.
- Süreçte görev alanlara yasal güvence: Başarısızlıkla sonuçlanan önceki çözüm sürecinde bu yönde bir çerçeve yasaya imza atılmıştı. Buna rağmen süreçte görev alan DEM Partililer cezaevine girmişti. Buna gerekçe olarak da “farklı eylemleri” gösterilmişti. Bu konuda iktidarın tereddüt etmeden bir yasal güvence düzenlemesi yapması bekleniyor.
- Geçiş yasası: Silah bırakan PKK’lıların dönüşüne olanak sağlayan bir yasanın çıkması, buna paralel olarak bir mekanizma oluşturularak bu isimlerin takibinin sağlanması konusunda yasa çıkması neredeyse kesin. Elbette asıl olarak örgütün gerçekten silah bırakıp bırakmadığı izlenecek.
- Cezaevlerindeki PKK’lılar ve İnfaz Kanunu: Yaşlı ve hasta hükümlülerin tahliyesine olanak sağlanması bekleniyor. Aynı geçiş yasasında cezaevindeki PKK’lıların durumunun da ele alınacağı belirtiliyor. Bu kapsamda İnfaz Kanunu’nda kısmi değişiklikler yapılabilecek. Umut hakkı meselesi de bu kapsamda ele alınacak.
Soru işareti yaratanlar
- Yeni Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Yasası: Komisyon, demokratik standartların yükseltilmesi için bu başlığı öneriler arasına aldı. Ancak bugünkü yapı düşünüldüğünde gündeme gelmesi beklenmeyen düzenlemelerden.
- Siyasi Etik Kanunu: AKP’nin daha önce bu yönde bir yasayı düşündüğü ancak vazgeçtiği biliniyor. Siyasi etik konusundaki bir düzenlemenin de hemen yapılması mümkün görülmüyor.
- İdari ve gözlem kurullarının yapısı: Siyasi olarak nitelenen tutuklu ve hükümlüler koşullu salıverilmeye hak kazansalar bile bu kurulların raporları nedeniyle tahliye olamıyor. Bu kurulların yapısında gerçek ve etkili bir düzenleme yapılmasına, uygulamada sonuç verecek adımlar atılmasına kısa vadede “mümkün” diyerek bakılmıyor.
- Tutuksuz yargılamanın esas alınması: Yasalarda zaten tutuklama hali istisna olarak düzenlenmiş durumda. Uygulamada yasaya uygun davranılması yeterli ancak bugüne kadar böyle davranılmadı ve böyle davranılacağına yönelik bir işaret yok.
- Hak ve özgürlüklerin tam olarak kullanılması: Anayasa ve yasalarda bu öneriyle ilgili olarak da kısıtlayıcı hüküm yok. Ancak bu kapsama anadil ve eğitim hakkı odaklı düzenlemelerin sokulabileceği görüşü hakim.
- Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi: 12 Eylül’den bu yana kaldırılmayan yasa, AYM ve AİHM kararlarına, anayasadaki açık hükümlere rağmen keyfi uygulanıyor. Bu konuda da olumlu adım atılması tek başına sonuç vermiyor. Uygulamada değişiklik gerekiyor.
- Şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu sayılmaması: Bu yönde bir düzenleme terör suçlarına da örtülü af anlamına geliyor. Bugüne kadar Terörle Mücadele Kanunu’nu sürekli olarak ağırlaştıran, AB’nin isteklerine rağmen belirtilen adımları atmayan iktidarın bunu yapmasına da zayıf bir ihtimal olarak bakılıyor.
- İfade özgürlüğü alanının güçlendirilmesi: İktidar, çıkardığı her yasal düzenlemede bu iddiada bulundu. Gazetecilerin tutuklanmasına yol açan dezenformasyon yasasının amacı bile bu şekilde açıklandı. Sorun uygulamada ve niyette.
- Basın ve yayınla ilgili kanunların gözden geçirilmesi: Bu noktada da iktidarın niyeti belirleyici. Uygulamadaki sorunlar sürdüğü müddetçe yasa çıkarmanın çok anlamı bulunmuyor.
- Düşünce açıklamalarının suç oluşturmaması: Anayasal olarak var olan bu hakkın öneriler arasında yer alması, sorun görülmesinden kaynaklı. Sorun da yine uygulamada.
- AİHM ve AYM kararlarının eksiksiz uygulanması: Bunun yerine getirilmesi için herhangi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok. Ancak Gezi davası, Demirtaş kararında Avrupa Konseyi’nin yaptırımlarını bile göze alan Türkiye, özellikle siyasi dosyalarda AİHM kararlarını uygulamıyor ve uygulamış gibi göstermek için farklı yöntemler deniyor.
Tutuksuz yargılama, İmamoğlu ve CHP’li belediyeler
- Tutuksuz yargılama: Öneriler içerisinde vurgulanan bu başlık raporun farklı bölümlerinde de ayrıca yer alıyor. Ancak başta CHP’li belediyeler, ifade özgürlüğünü ilgilendiren alanlar, Ekrem İmamoğlu ve diğer siyasiler olmak üzere hiçbir konuda bu prensip temel alınmıyor. Aksi yönde davranılacağına dair bir emare de bulunmuyor.
Rapor uygulanır mı?
Bu yönüyle rapor, “adım atılacak konular”, “bekleyen başlıklar” olarak ele alınabilir. Belli adımların atılacağına kuşku yok. Belli adımların bu siyasi ortamda atılmayacağı konusunda da… Atılması normalleşme ve Türkiye’nin demokratik bir ortama kavuşması anlamına gelecek bu adımların rapora konulması önemli ama tek başına bir anlam ifade etmiyor.
Yine sorun aynı noktaya dayanıyor. İktidar, bu meseleyi sadece geçici birkaç düzenleme yapılarak aşılacak bir başlık olarak mı görüyor yoksa demokratikleşmenin şart olduğu yapısal bir süreç olarak mı bakıyor?
Yanıt ortada.
Bu yanıt değişmediği sürece, belki yine sevindirici bazı gelişmeler görebiliriz ancak adımların ne kadar kalıcı olacağı bütünüyle kuşkulu…
Komisyon raporundaki öneriler hayata geçer mi, böyle bir Türkiye mümkün mü?
Editör: N. Cingirt






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.