Sedat Bozkurt: Erdoğan’ın iktidardaki 23 yılı
Sedat Bozkurt: Erdoğan’ın iktidardaki 23 yılı
16.03.202606:23
Haber Merkezi
32

Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart 2003 tarihinde başbakanlık görevini Abdullah Gül’den devralarak ülkeyi yönetmeye başladı.

Kaybettiği bir belediye başkanlık ve milletvekilliği seçiminin ardından kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve ardından gelen siyasi yasak Erdoğan’ın uğradığı ara duraklar oldu. Nihai durağı, Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı olan Erdoğan 23 yıldır ülke yönetiminde.

Türkiye’de ülke yönetiminde en uzun süre görev yapan isim, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönü. Toplam görev süresi 28 yıl. Erdoğan ikinci sırada yer alıyor. Üçüncü sırada 17,5 yıl ile Süleyman Demirel var. Ancak Demirel’in 6 kez gidip 7 kez döndüğünü hatırlamak gerekir. İnönü’nün kesintisiz görev süresi ise yalnızca 14 yıl. Bu açıdan bakıldığında Erdoğan’ın kesintisiz 23 yıllık iktidarı, onu Türk siyaset tarihinde ayrı bir yere yerleştiriyor.

Bugünün siyasi tablosuna bakıldığında Erdoğan’ın önünde garanti sayılacak iki yılı, yüksek ihtimalle de ilk seçimlerden sonra buna eklenecek bir beş yılı daha bulunuyor. Bu, her şeyden bağımsız olarak iktidarda kalma becerisidir. Ancak ülkenin geldiği nokta itibariyle ortada bunun bir başarı hikâyesi olduğunu gösterecek veri yok. Olsaydı, bu 23’üncü yıl günlerce kutlanırdı.

Hem AKP hem de Erdoğan, “Almanya bizi kıskanıyor” formatında şekillenen seçmen kitlesinin önemli bir bölümünü hâlâ muhafaza ediyor. Bu kitleyi sürekli konsolide eden ise Erdoğan’ın sergilediği güç gösterisi. Bunun içinde yargısal süreçler de var, diplomatik ilişkilerde sık sık yapılan görüşmeler de. Tüm bunlar seçmene “güçlü lider” imajı olarak sunuluyor.

“Suskunluğa yatırılanlar” ile “abartılı biçimde propagandası yapılanlar” senkronize bir stratejiyle yürütüldüğü için seçmen çoğu zaman aradaki doğruyu ve yanlışı ayırt edecek zamana ve ruh hâline sahip olamıyor. Söylemler de hedefler de birkaç günü bırakın, bazen saatler içinde bile değişebiliyor.

Uzun yönetim iyi yönetim olmadı

“Dış etkenlere” aynı dozda tüm ülkelerin muhatap olunmasına karşın Türkiye’nin enflasyonu OECD ve Avrupa ortalamasında açık ara birinci. OECD’nin ortalama manşet enflasyonu yıllık bazda, ocak ayında yüzde 0,3 puan düştü ve yüzde 3,3 oldu. Bu listede Türkiye yüzde 30,7 ile ilk sırada. 2’nci sırada yüzde 5,4 ile Kolombiya var. Gıda enflasyonunda da bir tarım ülkesi olmasına karşın Türkiye yüzde 36 ile yüzde 55’lik savaş halindeki İran ile yüzde 36.4’lük yıllardır ekonomik krizle boğuşan Arjantin’in ardından 3’üncü sırada. Dünya enflasyon ortalamasında ise Türkiye 5’inci. Türkiye’nin altındaki ülkelerin hiçbirinde 23 yıldır aynı isim iktidarda değil. Enerji enflasyonu OECD’de eksi binde 6 iken Türkiye’de artı 28,2. Üretimdeki en önemli maliyet kalemidir enerji.

Demokrasi, yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü endekslerinde yaşananlardan bir karne oluşturulsa Erdoğan iktidarına kesinlikle, itiraz bile kabul edemeyecek bir biçimde “tasdikname” verilirdi. Kararları uygulanmayan AİHM’deki 54 bin dosyanın 3’te 1’i Türkiye’den.

Cezaevlerinde 413 bin tutuklu ve hükümlü var. Kapasitenin yüzde 50 üzerinde bir sayıdır bu. 23 yılın sonunda, sadece bu oran bile tabloyu ortaya koymak açısından yeterlidir.

Emeklilere verilen bayram ikramiyesine bir kilo kıyma parası olan bin lira “bütçede kaynak bulunamadığı için” zam yapamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Toplamda verilen 4 bin lira da 4 kilo kıyma parası. İnsanların alım gücündeki dramatik düşüşlere karşın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “yüksek gelir grubuna” geçtiğimizi müjdeliyor ülke olarak. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz “en büyük ilk 10 ekonomi arasına gireceğimizi” açıklamıştı. Şimdi eski bakan, AKP’nin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi çıtayı yükseltti ve “ilk 5 büyük ekonomide yer alacağımızı” açıkladı.

(23 yılda gelinen noktaya bakılırsa buralara gelmek için sanırım bir asır gerekecek.)

23 yıl önce Türkiye G20’de 17’nci sıradaydı; bugün 16’ncı sırada. OECD’deki GSYH sıralamamız 2023’te 15’ti, bugün 11.

Bu sıralamalar AKP tarzı propaganda için şahane bir malzemedir. Ama bu görünen, arkasına da bir bakmak lazım. Bastırılmış döviz kuru ile yapılan hesaplamalar gerçek ölçüm olan satın alma gücüyle hesaplanmaya başlayınca durum değişiyor. Ekonomide son 23 yılda dünyadan ayrışarak elde edilmiş bir başarı öyküsü mevcut değil. 2 yıl önceki yüzde 71’lik enflasyon oranının, 23 yıldır iktidarda olan Erdoğan’ın “başarısı” olduğunu hem de ekonomi bilimine de karşı çıkan bir tutumla olduğunu da unutmamak lazım. Ama bu mesele işte çok başarıyla uygulanan “suskunluğa yatırılma” stratejisiyle unutturuldu. Şimdi bu enflasyon oranından yüzde 31’e düşen enflasyon oranı “başarı” olarak hem de bir “abartılı propaganda” ile sunuluyor.

S400, Volvo ve Opel

İsrail ile ABD’nin İran’a saldırısı ve Türkiye’nin sınırlarında da 3 füze düşürülmesi uzun süredir “suskunluğa” yatırılan S400’lerle birlikte füze sistemlerini de tartışmaya yeniden açtı. Bu füzeleri, Türkiye’de konuşlanan NATO güçlerine ait ABD füzelerinin müdahalesi düşürdü.

Yerli arabada olduğu gibi füze sistemlerinde de kalın bir “takıntılı” hale tanıklık yaptık. Patriot füze sistemi için yapılan pazarlıklarda Türkiye istediğini elde edemeyince önce Çin malı, sonra Rus malı füzeleri gündemine aldı. NATO üyesi bir ülke için bu 2 ülke ürünü füze “fanteziden” başka bir şey olamazdı. Ama oldu ve Türkiye 2,5 milyar dolar vererek S400 füze sistemini aldı. Bu dönem Erdoğan’ın diplomaside, iç siyaseti domine etmek için “eyyy” ile başlayan cümleleri kurduğu dönemdi. F 35 projesinden çıkmasıyla birlikte Türkiye’nin bu “eyyy” siyaseti yaklaşık 30-35 milyar dolara mal oldu. S400’ler ise depodaki yerinde duruyor.

2017 yılında S400’lere Türkiye 2,5 milyar dolar ödedi. TOGG 2 yıl içinde 28 milyar lira zarar ettiğini açıkladı. Dünya markaları ile rekabet etme şansı olmayan bir araba TOGG. 17’si muhtelif devlet başkanlarına hediye edildi. Şimdi o arabalar nerede ve kullanılıyor mu? Bu sorunun yanıtı aynı zamanda da güzel bir gazetecilik faaliyeti olabilir.

2010 yılında Volvo 1,8 milyar dolara Çinli araba devine satıldı. 2017 yılında da Opel tüm operasyonlarıyla birlikte 2,2 milyar dolara. Yerli araba “takıntısı” o günlerde de vardı. Çünkü seçmen seviyordu içinde “yerli” kavramı bulunan açıklamaları. Hatta milyonlarca dolar verilip bol renkli arabalar “yerli araba” olarak tanıtılmıştı TOGG’dan önce. “Suskunluk” onları da unutturdu.

İyi yönetilen, uzun olmak zorunda değil, ülkelerin yöneticileri bu “takıntılı” hal ile hareket etmezlerdi, Volvo ve Opel bugün Türkiye markası olabilirdi. Volvo’nun uzun vadeli yapılan yatırım maliyeti bir kenarda bırakılınca bugünkü piyasa değeri en az 7-8 milyar dolar olarak ölçülüyor. S400’ler ise maliyeti 30 milyar dolar ile ifade edilen batık bir harcama kalemi. Yatırım olsaydı, bugün ülkemizde İran’dan gelen füzeleri etkisiz hale getiren S400’leri konuşuyor olurduk.

Ülkedeki üniversitelerin eğitim kalitesi her gün düşerken iktidar tarafından ilginç açıklamalar da geliyor. Eskiyi eleştirirken üniversitelerin özgürleştirildiği anlattı Erdoğan yine türban yasağı üzerinden. Oysa pek çok üniversitenin rektörü eski AKP milletvekili. Ankara Üniversitesi'nin içindeki Güneş meydanında geçtiğimiz gün AKP Gençlik Kolları bir iftar programı düzenledi. Programa eski AKP Milletvekili olan Rektörün yanı sıra AKP Genel Sekreteri Ömer Çelik de katıldı. AKP etkinliğinde buluştular yani.

Ülkenin “parti devleti” haline dönüştüğünün en son örneğidir bu. 23 yıllık öykünün bence tek ve en somut başarısı da budur…

Erdoğan’ın iktidardaki 23 yılı


Editör: N. Cingirt
Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sirenler kimin için çalıyor?
Her Taraf
16.03.2026
Sirenler kimin için çalıyor?