Ortadoğu’nun Kaderi: Dış Müdahaleler ve İsrail Merkezli Güvenlik
Ortadoğu’nun Kaderi: Dış Müdahaleler ve İsrail Merkezli Güvenlik
11.03.202608:18
Haber Merkezi
25

Ortadoğu’nun modern siyasi tarihi bize bölgenin en temel sorunlarından birinin bölgesel özerklik eksikliği olduğunu gösteriyor. Bölge ülkeleri kendi aralarında sağlıklı bir işbirliği zemini oluşturamazsa Ortadoğu’nun geleceği yine dış aktörlerin stratejik hesapları tarafından belirlenecektir. Ortak bir stratejik vizyon geliştirilemezse bölgenin kaderi dış güçlerin tasarladığı güvenlik projeleri tarafından şekillendirilmeye devam edecektir.

Ortadoğu bir kez daha büyük bir jeopolitik kırılmanın eşiğinde. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ilk bakışta iki taraf arasındaki bir güvenlik krizinin sonucu gibi görünebilir. Ancak gelişmeler, bu çatışmanın yalnızca İran’ın askerî kapasitesini sınırlamayı hedefleyen bir operasyon olmadığını, Ortadoğu’nun siyasi ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme girişimi olduğunu gösteriyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekir; ABD ve İsrail ittifakı açısından asıl mesele, Ortadoğu’nun siyasi ve güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğidir.

Irak’tan Suriye’ye, Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den Kızıldeniz’e kadar geniş bir coğrafyada yaşanan krizler, bölgesel sistemin istikrarsızlığını daha görünür hale getirdi. Ancak bu krizler aynı zamanda yeni bir düzen arayışının da işaretlerini taşıyor. İran’a yönelik savaş bu arayışın en kritik aşamalarından birisi. Ortaya çıkan tablo, savaşın iki temel stratejik hedef etrafında şekillendiğini gösteriyor. İlki, İran’da rejim değişikliğini sağlamak ya da Batı ile uyumlu bir siyasal dönüşümü mümkün kılmak. İkinci ve daha önemli hedef ise Ortadoğu’nun yeni güvenlik mimarisini İsrail merkezli bir eksen etrafında yeniden tasarlamak.

Rejim Değişikliği Stratejisi ve Hegemonya Siyaseti

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin uluslararası sistemde üstlendiği rol, büyük ölçüde küresel hegemonya arayışıyla şekillenmişti. Bu hegemonya yalnızca askeri üstünlük üzerinden değil, aynı zamanda siyasal düzen kurma kapasitesi üzerinden inşa edilmekteydi. ABD’nin son otuz yılda yürüttüğü askeri müdahaleler bu stratejinin önemli bir parçasıydı. Irak, Afganistan ve Libya müdahaleleri incelendiğinde, işgallerin yalnızca güvenlik tehditlerini ortadan kaldırmayı hedeflemediği görülür. Asıl olan bu ülkelerin siyasal sistemlerini dönüştürmekti. Bu nedenle rejim değişikliği stratejileri, ABD’nin küresel düzen kurma girişimlerinin en tartışmalı araçlarından biri haline geldi.

Ortadoğu halklarının kolektif hafızasında bu müdahalelerin bıraktığı izler hâlâ canlı. Irak işgali sonrası yaşanan devlet çöküşü, Afganistan’daki uzun savaşın neden olduğu toplumsal yıkım, Libya’daki siyasi parçalanma, Suriye’de milyonlarca insanın katledilmesi, Gazze’nin işgali ve Yemen iç savaşı dış müdahalelerin ne kadar öngörülemez sonuçlar doğurabileceğini göstermişti. Bu nedenle bölge halkları açısından dış müdahale söylemi yalnızca stratejik bir tartışma değil, aynı zamanda tarihsel bir travmanın hatırlanması anlamına gelmektedir.

Soğuk Savaş sonrası, Ortadoğu’da kurulan güvenlik düzeni, büyük ölçüde ABD askeri varlığına dayanıyordu. Ancak son yıllarda Washington’un bölgede var olan askeri yükü azaltma eğilimi, yeni bir güvenlik mimarisi arayışını da beraberinde getirdi. Bu yeni modelde ABD, doğrudan müdahaleden ziyade bölgesel müttefikler üzerinden güç projeksiyonu kurmayı tercih etmektedir. Washington artık bölgeye doğrudan askeri müdahalelerde bulunmak yerine bölgesel stratejisini büyük ölçüde stratejik ortağı İsrail üzerinden yürütmeyi tercih etmektedir.

Bu dönüşüm Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden tanımlayan yeni bir stratejik modelin ortaya çıkmasına yol açıyor. ABD, İsrail ile kurduğu güçlü stratejik ve ideolojik ittifak (evangelist etki) üzerinden Tel Aviv’i Ortadoğu güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirmeye çalışmaktadır. Bu süreç hem İsrail’in güçlenmesi hem de ABD’nin tasarladığı bölgesel güvenlik sisteminin İsrail etrafında yapılandırılması anlamına gelmektedir. Washington tarafından tasarlanan yeni güvenlik mimarisinin temel amacı, Ortadoğu’da Batı kontrolü dışında, bağımsız bir siyasi eksenin ortaya çıkmasını engellemektir. Çünkü bölge ülkeleri arasında gelişebilecek stratejik işbirliği modelleri, küresel güçlerin bölge üzerindeki etkisini sınırlayabilir. Bu nedenle Ortadoğu’da herhangi bir bağımsız güvenlik düzeninin ortaya çıkma ihtimali mevcut hegemonik sistem açısından risk olarak görülmektedir.

ABD’nin bölge ülkelerine ve halklarına dayatmak istediği bu güvenlik mimarisinin en temel sorunu meşruiyet meselesidir. Çünkü bölge halklarının rızasını üretmeyen, yalnızca askerî güç dengelerine dayanan düzenler tarih boyunca kalıcı olamamıştır. Ortadoğu’nun yakın tarihi bu tür dayatılmış güvenlik sistemlerinin ne kadar kırılgan olduğunu defalarca göstermiştir.

Ortadoğuda Bölgesel Güvenlik ve İşbirliği Sorunu

İsrail merkezli bir güvenlik mimarisi inşa etme girişimi, Ortadoğu’nun siyasi gerçekliğiyle uyumlu olmayan dış merkezli bir düzen tasarımıdır. Böyle bir projenin kalıcı istikrar üretmesi mümkün değildir. Çünkü Ortadoğu’nun güvenliği bölge dışı güçlerin askeri planlarıyla değil, bölge toplumlarının siyasi iradesiyle şekillenebilir. Ortadoğu’nun modern siyasi tarihi bize bölgenin en temel sorunlarından birinin bölgesel özerklik eksikliği olduğunu gösteriyor. Bölge devletleri çoğu zaman kendi aralarındaki rekabetler, ideolojik ayrılıklar ve jeopolitik kırılganlıklar nedeniyle ortak bir siyasi vizyon geliştirememiştir. Bu durum dış güçlerin bölge üzerindeki etkisini sürekli olarak artırmıştır. 

Bölge ülkeleri kendi aralarında sağlıklı bir işbirliği zemini oluşturamazsa Ortadoğu’nun geleceği yine dış aktörlerin stratejik hesapları tarafından belirlenecektir. Bu durum yalnızca diplomatik bir zafiyet değil, bölgeyi dış müdahalelere açık hale getiren yapısal bir kırılganlıktır. Ortadoğu’da ortaya çıkan birçok kriz, büyük ölçüde bu siyasi parçalanmışlığın küresel güçler tarafından jeopolitik bir fırsata dönüştürülmesiyle derinleşmektedir. Bu nedenle enerji hatlarından göç hareketlerine, güvenlik tehditlerinden ekonomik bağımlılıklara kadar birçok mesele, devletlerin tek başına çözebileceği sorunlar olmaktan çıkmıştır. Bölgesel işbirliği eksikliği yalnızca diplomatik bir mesele değil, siyasi parçalanmışlığı derinleştiren ve dış müdahaleleri kolaylaştıran yapısal bir sorundur. 

Son yıllarda ortaya çıkan bazı girişimler -örneğin bölgesel ekonomik işbirliği arayışları, enerji koridorları veya güvenlik diyaloğu girişimleri- Ortadoğu’da sınırlı da olsa bölgesel özerklik arayışının işaretlerini göstermektedir. Ancak bu girişimler henüz kurumsal bir güvenlik mimarisine dönüşebilmiş değildir. Bu nedenle Ortadoğu’nun geleceği büyük ölçüde şu soruya bağlıdır: Bölge kendi siyasi aklını üreterek dışarıdan dayatılan güvenlik projelerine alternatif oluşturabilecek midir? Eğer bu mümkün olmazsa Ortadoğu’nun güvenlik mimarisi bölge toplumlarının iradesiyle değil, dış güçlerin stratejik hesaplarıyla şekillenmeye devam edecektir. Bu nedenle Ortadoğu’nun geleceği büyük ölçüde bölge aktörlerinin ortak bir stratejik vizyon geliştirip geliştiremeyeceğine bağlı olacaktır.

İsrail merkezli bir güvenlik mimarisi projesinin Ortadoğu’ya barış getirmesi mümkün değildir. Böyle bir düzen bölgesel istikrar üretmekten çok askerî üstünlük üzerine kurulu asimetrik bir güç yapısı oluşturacaktır. Bölgesel düzenin tek bir askerî gücün merkezinde şekillenmesi, diğer bölgesel aktörlerin stratejik özerkliğini ortadan kaldıran ve güç dengesini bozarak kalıcı gerilimler üreten bir yapı ortaya çıkaracaktır. Bu durum kısa vadede bazı avantajlar üretse de uzun vadede yeni gerilimlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Ortadoğu, güçlü kimliklerin, dini hassasiyetlerin ve derin toplumsal hafızaların iç içe geçtiği karmaşık bir siyasi coğrafyadır. Bu gerçek göz ardı edildiğinde, askerî üstünlük üzerine kurulan her düzen kısa süre sonra yeni direniş biçimleri ve yeni krizler üretme eğilimi gösterir.

Ortadoğu Kendi Düzenini Kurabilecek mi?

Ortadoğu’nun bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun güvenlik eksikliğinden çok siyasi vizyon eksikliğidir. Bölge ülkeleri ortak bir stratejik perspektif geliştiremedikleri sürece dış güçlerin tasarladığı güvenlik projeleri Ortadoğu’nun kaderini belirlemeye devam edecektir. Oysa bölgenin ihtiyaç duyduğu şey yeni askeri bloklar ya da dış güçlerin tasarladığı güvenlik projeleri değil, bölge aktörlerinin kendi siyasi akıllarını üretebilecekleri yeni bir işbirliği vizyonudur.

Bu siyasi akıl üç temel ilke üzerine kurulabilir. Birincisi, bölgesel egemenlik. Ortadoğu’nun güvenliği bölge dışı güçlerin müdahaleleriyle değil, bölge aktörlerinin ortak sorumluluğu ve siyasi iradesiyle sağlanmalıdır. İkincisi, güvenlik işbirliği. Bölge ülkeleri arasındaki güven eksikliği aşılmadan bölgesel güvenlik mimarisinin kurulması zor. Üçüncüsü ise stratejik denge ilkesidir. Bölgesel düzen tek bir ülkenin hegemonik üstünlüğü üzerine değil, güç dengesi ve karşılıklı bağımlılık üzerine kurulmalıdır. Bu ilkeler doğrultusunda geliştirilecek bir bölgesel işbirliği modeli Ortadoğu’nun kronik krizlerini aşmak için önemli bir fırsat sunabilir. Aksi halde Ortadoğu’nun güvenliği, küresel güçlerin stratejik önceliklerine göre şekillenecektir.

Ortadoğu’nun temel sorunu askeri üstünlük değil, düzen kurma kapasitesidir. Ortak bir stratejik vizyon geliştirilemezse bölgenin kaderi, ABD ve işgalci müttefiki tarafından belirlenecektir. Ancak bölgesel aktörler kendi güvenlik mimarilerini kurma iradesi gösterebilirlerse Ortadoğu yalnızca krizlerin değil, yeni bir siyasi düzen arayışının da merkezi haline gelebilir.


Editör: N. Cingirt
Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Doğalgaz zammı kapıda
Ekonomi
11.03.2026
Doğalgaz zammı kapıda