Mensur Akgün

İran’da rejim sarsılırken…
14.01.2026
35

İran’da 1979’da kurulan dine dayalı vesayet rejimi kısa bir süre sonra Amerika’nın ambargosuyla, Irak savaşıyla ve daha pek çok başka sorunla uğraşmak zorunda kaldı. Rejimin ideolojik körlüğü dünya siyasetinin tatsız gerçekleriyle örtüşünce İran halkı rahat yüzü görmedi. Yüz binlercesi savaşlarda hayatını kaybetti, sürekli yaptırımlar altında yaşadı, hayat standardı devrimden bu yana neredeyse hiç değişmedi, hatta daha da kötüleşti.

İnsanların baskıya, belli bir yaşam tarzının zorla dayatılmasına daha fazla dayanamaması nedeniyle, zaman zaman da dış teşvikle isyanlar çıktı. Ancak bugüne değin hepsi bastırıldı. Otoritesini şahsına ve bilgisine atfedilen kutsallıktan alan bir dini liderin etrafında kurgulanan rejim şiddet kullanarak ama en çok dış düşmanlara, özellikle de İsrail’in varlığına dayandırarak meşruiyetini sürdürmeyi başardı.

28 Aralık’ta başlayıp günümüze değin kapsama alanı genişleyen ve şiddeti giderek artan son gösterilerin ise diğerlerinden farklı olduğu, rejimin bu kez gerçekten tehdit altında bulunduğu söyleniyor. İran’ı yakından takip edenler sokak infazlarıyla, idamlarla protestoların yani aslında rejime karşı isyan hareketinin bitmeyeceğini iddia ediyor. Kimilerine göre bu seferki daha örgütlü, kimilerine göre de Trump rejimi devirmeye niyetli.

Bana en yakın gelen açıklama ise İran’daki rejimin 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı sonrasında iyice yıprandığı, yönettiği halkı üstünde ciddi bir güven kaybı yaşadığı, 12 Gün Savaşı’nın da rejimin bütün söyleminin boş olduğunun anlaşılmasına, güçlü ve mutlak iktidar mitinin çökmesine yol açtığı yönünde. Ayrıca CIA ve MOSSAD’ın sahada daha etkin bir biçimde çalıştığını da göz ardı edemeyiz.

Bu seferki toplumsal hareketlilik gerçekten de farklı, rejimi devirme şansı yüksek. Ama Trump Yönetimi rejimi devirmek istiyor mu onu henüz bilmiyoruz. Kısa bir süre önce kırmızı çizgileri olduğunu açıklayan Trump, Pazartesi bize göre geç saatlerde kendi sosyal medya platformundan bir mesaj yayınlayarak İran rejimi yerine onunla iş yapanları cezalandıracağını, üçüncü ülkelere ek gümrük vergileri uygulayacağını açıkladı.

Bunları nasıl yapacak, Çin’le zar zor rayına soktuğu ilişkileri İran uğruna tehlikeye mi atacak, Kongre ve Yüksek Mahkeme engellerini ne şekilde aşacak, hangi yasayı kullanacak, Türkiye de bu yaptırımların muhatabı olacak mı gibi soruların cevabı yazının kaleme alındığı saatlerde belli değildi. Belli olan Trump’ın İran’a karşı bir saldırı daha gerçekleştirmeye, rejim değişsin diye vurmaya şimdilik niyeti olmadığıydı.

Hem Amerika hem de İran tarafından basına sızdırılan iki taraf arasında diplomatik görüşmelerin yapıldığına ilişkin haberler de niyetin oluşmadığına işaret ediyordu. Ayrıca nükleer silahlanma teşebbüsünün saldırılarla büyük ölçüde akamete uğradığı, Gazze, Lübnan ve Suriye’deki etkisinin kırıldığı, Yemen’de sorunun İran’dan ziyade BAE olduğu düşünüldüğünde İran’la ne için pazarlık yapıldığını kestirebilmek zordu. Trump’a güvenmek, onun dediğine inanmak da öyle.

Trump belki de zaman kazanmayı, İran’ın meşruiyetini eylemleriyle yitirmesini beklemeyi veya İran’dan önce Grönland sorununu çözmeyi planlıyordu. Ya da Venezuela’daki gibi yumuşak bir geçiş yapmaya, Hamaney’in yerine daha mülayim bir dini liderin geçmesini sağlamaya veya İran’dan da petrol tavizi almaya çalışıyordu. Ya da aslında hiçbir politikası yok ama varmış gibi yapıyordu.

Fakat o ne yaparsa yapsın Türkiye gibi bir ülkenin ne İran’a kendi düşen ağlamaz deme ne de Trump’ı yaptıkları ve yapacakları için lanetleme lüksü var. Bizim İran’da olası bir rejim değişikliğinin ne anlama geleceğini hesap etmemiz, bunun farklı senaryolarını çalışmamız şart. Zayıf bir olasılık olmakla beraber rejimin galip gelebileceğini, bu badireyi de atlatacağını en azından komşuluk hukuku gereği varsaymak durumundayız.

Bunun ikincil yaptırımlar dahil insani, siyasi ve tabii ki jeopolitik tüm sonuçlarını düşünmek zorundayız. Diğer yandan rejimin toplu çöküşü halinde iç savaş çıkabileceğini, çok parçalı yapının dağılabileceğini, PKK’nın bu kez de İran’da fırsat penceresi görebileceğini, kitlesel göçlerin olabileceğini de dikkate almalıyız. Hepsinden önemlisi de Türkiye için optimum çözümün ne olduğunu kararlaştırıp ona göre -örtülü de olsa- inisiyatifler geliştirmeliyiz…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar