Mustafa Karaalioğlu
Çözüm sürecine dair haber ve gelişmeleri takip etmek sanılanın aksine kolay değil. Sıkça bahsi edilse ve tartışmalara konu olsa da süreç bir hayli yavaş ilerliyor. Bu da özellikle kamuoyunun sürece katılımını zayıflatıyor.
Tempodaki yavaşlığın sürecin siyasi yansımalarına dair belirsizlikten kaynaklandığını artık biliyoruz. Yani, çözüm veya çözümsüzlüğün iktidara ne kazandıracağı veya ne kaybettireceğinin hala ölçülemiyor oluşundan… Bu soru cevaplanacak olursa sürecin tamamlanması fazla zaman almayacak. Öcalan’a umut hakkı veya Kandil’deki örgüt üyelerinin usulen mahkeme görüp hızla hayata karışmaları istenirse birkaç günde hallolacak.
Bununla birlikte, geride kalan 1,5 yıllık dönemde önemli mesafeler alındığı inkar edilemez. Eski çözüm süreçlerinin ötesine geçildi ve yolun yarıdan fazlası aşıldı. Gelinen nokta Siyasi olarak böylesi süreçlerin her türlü sürprize açık olduğunu not ederek, duygusal açıdan artık çözüm sürecinin geri döndürülemez olduğunu söyleyebiliriz. Çözüm olursa kim ne kadar kazanır bilinmez ama olmazsa, koalisyon ortakları AK Parti ve MHP’nin kaybetme ihtimali yüksek görünüyor. Yüzülüp kuyruğa gelinen bir işi batırmış olacaklar ki bu bir siyasi fiyasko anlamına gelir.
PKK’ya silah bırakma çağrısının birinci yılında Öcalan, dün de Pervin Buldan aracılığıyla bir açıklama yaptı. Çözüm sürecine dair MHP Lideri Bahçeli ne kadar keskin ve cesur sözlerle yol açıyorsa, Öcalan da bir başka cepheden süreci tanımlama ve kavramsallaştırma işinde o kadar başarılı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti yöneticileri süreci tanımlamada isteksiz kaldıkça Öcalan’ın sözleri kaçınılmaz olarak daha da öne çıkıyor. Hatta perspektifi...
Mesela dünkü açıklamasında kullandığı “demokratik entegrasyon” kavramı. “Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir” diyerek kastının ne olduğunu açıklıyor. Ya da “negatif isyan döneminin bitişi” gibi bir kavram. “Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz” diyor.
Öcalan’ın mesajında demokrasinin bugün dünyada yaşadığı krize gönderme yapan şu cümleler de var.
“Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır.”
Çözüm sürecinin artık geri dönüşsüz olduğu Öcalan’ın her cümlesinde hissediliyor. “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir… Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.”
Daha fazla demokrasi talebi, TBMM Komisyonu’nun da defalarca tekrarladığı bir nokta; bunu da hatırlayalım. Bütün partiler demokrasi ve hukuk eksikliğini ısrarla dile getirdiler ve raporun birçok bölümünde aynı yaklaşım bulunuyor.
Açıklamasından altını çizdiğim bir cümle de şu. Öcalan, bu cümleyle özellikle iktidara ve geleneksel anlayışa bir mesaj veriyor: “Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz.”
Terörsüz Türkiye veya çözüm süreci… Bütün iddialı hedeflerin ve kendi kendimize anlattığımız hikayelerin hepsinden daha değerli bir hedeftir ve bir kez daha ıskalanması büyük bir hayal kırıklığı olacaktır. Gerçekten büyük ülke olmanın yolu büyük bir sorunu çözmekten geçiyor, unutmayalım.
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.02.2026
23.02.2026
12.02.2026
5.02.2026
2.02.2026
26.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
12.01.2026