Murat Sevinç

Tanıl Bora ve 'Cereyanlar'…
1.03.2026
12

Tanıl Bora, ben Mülkiye ikinci sınıftayken Can Hamamcı hocanın dersine Yugoslavya konusunu anlatmak üzere gelmişti. İlk kez o gün görmüştüm kendisini. Biz daha çocuktuk, o da gençti. Sonrasında yıllarca takip ettim, o da Radikal 2’de yazdıklarımı okurmuş.

30’lu yaşlarımda çalışma yönümü biraz değiştirmeye başladım. Anayasa tarihiyle ilgileniyordum, ancak o güne dek yazılmış ve klasikleşmiş birbirinden değerli birkaç kaynak eserden farklı bir şeyler söylemek, onları tekrar etmemek gerekiyordu.

Kendime yol ararken düşünce tarihiyle ilgilenmeye başladım ve zamanla düşünce tarihiyle anayasal gelişmeleri kaynaştırmanın gerekliliğini iyice kavradım. Ziya Gökalp bilmeden, Akçura okumadan, Kadro ve YÖN ile haşır neşir olmadan, Necip Fazıl’dan habersiz; Başgil’in dergi ve gazetelerdeki yazılarına, Ahmet Kabaklı’ya, Tercüman Gazetesi’ne göz atmadan ülke anayasacılığının tarihsel gelişimini kavramak güçtü.

Mülkiye Anayasa Kürsüsü’nde Mümtaz Soysal hocadan itibaren farklı bir anayasacılık geleneği yerleşmişti, ancak bana kalırsa yerleşik geleneğimiz Osmanlı-Türk düşünce yaşamının evrelerini de içermeliydi. Peki, nasıl? Bu iddiamı şu ana dek amaçladığım şekilde gerçekleştirdiğimi söyleyemem, çabalıyorum. Eğer üniversiteden bir kez daha atmazlarsa ve erken ölmezsem biraz daha yol alabileceğimi tahmin ediyorum.

İşte bu yol-yordam arayışımda iki ders benim için çok yararlı oldu. Tanıl Bora Mülkiye’de düşünce yaşamı ve ideolojilere dair, çok rağbet gören bir lisansüstü ders veriyordu. Diğeri, Tanıl Bora ve sosyoloji hocası Aykut Çelebi’nin birlikte sürdürdüğü faşizm dersiydi. İkisine de misafir olarak girip bir köşede oturuyor, not tutuyor ve kaynakları okuyordum.

Büyük zevkle kenarına iliştiğim, Alev Özkazanç ve ceza hukukçusu Tuğrul Katoğlu’nun verdiği ve cezanın tarihini anlatan bir üçüncü ders de vardı, yeri gelmişken anmış olayım. Özkan Agtaş’ın nefis mi nefis ‘Ceza ve Adalet’ (2013, Metis) başlıklı kitabı, bildiğim kadarıyla biraz da o dersin bir ürünüydü. Tanıl Bora’nın tek başına ve Aykut Çelebi’yle birlikte açtığı dersler ise benim için her bakımdan çok yararlı oldu.

Bilen biliyor

‘Cereyanlar’ kitabı, yıllar süren bu derslerin ve yakından tanık olduğum yoğun emeğin bir ürünü olarak doğdu. Tanıl Bora çok zor bir işe girişti ve tamamladı. Böyle bir çalışmanın başındayken önemli çeviriler yapmaktan geri kalmadı ve her zaman olduğu gibi haftalık yazılarını, Birikim ve İletişim görevlerini de sürdürdü.

Ankara Üniversitesi’nden toplamda 100’ün, Mülkiye’den ise 30’un üzerinde akademisyen, sonuncusu 7 Şubat 2017 tarihinde çıkarılan bir OHAL KHK’sıyla atılınca, Tanıl Bora da uzun süredir verdiği bu dersi bıraktı ve yanılmıyorsam bir jüri ve Mülkiyeliler Birliği seçimleri dışında bir daha kampüse uğramadı. Solculuk Standartları Enstitüsü’nün mangalda kül bırakmayan kimi namlı isimleri, KHK’lar hiç olmamış gibi yaşamayı büyük beceriyle sürdürürken, Bora’nın atılan akademisyen çevresi için sergilediği zarif duyarlılığı, bilen biliyor.

Kürsüdaşım Dinçer Demirkent ve ben, yedi yılın sonunda iade edildik, anayasa tarihi konusunda bir lisans üstü ders açtık, birkaç ay önce dersimize Tanıl Bora’yı davet ettik ve o da her zamanki nezaketiyle kabul etti. Öğrenciye-okuluna duyduğu muhabbetle dersimize konuk oldu, Cumhuriyet devri düşünce yaşamını anlattı. Yıllar sonra aynı sınıfta anlattığı ders herkes için çok anlamlıydı.

Dün, İletişim Yayınları’nın Tanıl Bora ve Cereyanlar hakkındaki açıklamasını okuyunca şaşırdım. Olup bitenden haberim yoktu. Bugün açıklamanın nedenini öğrendim. Hakkındaki birkaç yazıya, programa baktım. Gün boyu bu süflilik üzerine bir şeyler yazıp yazmama konusunda düşündüm ve sonunda tahammül edemeyerek gece vakti bilgisayar başına oturdum.

Yaygaranın iki nedeni

Geçen hafta hem İmamoğlu hem Özel, ‘Cereyanlar’ı okuduğunu söylediğinde, yalan olmasın, sevinmiştim. O düzeyde siyaset yapan insanların ‘Türkiye’de siyasi ideolojiler’in anlatıldığı hacimli bir kitapla ilgilenmesi memnuniyet vericiydi. Geç Osmanlı zihniyeti, modernleşme, Kemalizm(ler), milliyetçilik(ler), Türkçülük-ülkücülük, muhafazakarlık, İslamcılık, liberalizm, sol akımlar, feminizm ve Kürtler başlıkları altında ideolojilerin seyrini, önemli isimler bağlamında ve kaynak eserler etrafında özetleyerek anlatan son derece özgün bir çalışma.

Kitap üzerinden koparılan yaygaranın bir nedeni, ‘yıpratılmak istenen’ iki CHP’li liderin bu kitabı okuması. Diğer nedeni ise anladığım kadarıyla bir kesim ulusalcının kendilerine yeni av alanı bulma isteği. Halihazırda iktidara yönelik sert tutum sergilemenin bedeli ağır olacağından, ilgilerini ‘tüm kötülüklerin anası’ görmek istedikleri -ki konfor sağlayan bir zihinsel durgunluk hali olduğuna kuşku yok- çevrelere yöneltmiş görünüyorlar.

Bunlardan biri Birikim/İletişim muhiti. Söz konusu çevrenin, geçmişte takındığı bazı tutum ve yazılar nedeniyle eleştiriyi (mümkünse içerikli ve terbiyeli) hak ettiğini düşünenlerdenim. Ancak daha sembolik isimler bir süredir geri planda ve her zaman daha farklı yerde durmayı seçmiş Tanıl Bora, üretimiyle doğru orantılı bir görünürlüğe sahip. Üstelik İmamoğlu ve Özel, Bora’nın kitabını okuyormuş! Eh o zaman o çevreden herkesin yazdığı ve dile getirdiği her sözün hesabı Bora’dan sorulabilir. Böylece bir taşla birden çok kuş vurulmuş olur. Ahlaki, entelektüel sınırlar, kaygılar filan fıstık… Aman canım, ahlaklı ve ölçülü olmaya çalışmanın zamanı mı şimdi, hele bir iktidar olunsun, o zaman düşünülür bu konular!

Entelektüel düşmanlığı

Adı sanı bilinen ve Bora’ya hücumu başlatan yazarlardan biri her zamanki ‘görev’ini yapmaya çalışmış, ancak belli ki kitapta fazla can sıkıcı bir şey bulamayınca muhtelif cümleleri birbirinden kopuk biçimde sıralayıvermiş.

İkinci şöhretli isim ise yayın yönetmeni olduğu TV’de Tanıl Bora hakkında sarf ettiği yalan yanlış birkaç cümleyle İmamoğlu ve Özel’i zor durumda bırakmak istemiş belli ki. Tanıl Bora’yı (aslında iki CHP’liyi) ‘harcadığını’ varsayan bu ekran kabadayısı, malum, dipnotsuz ve kaynakçasız 500 küsur sayfa biyografi yazabilen ve dünyanın her yerinde aynı adın verildiği bu işinden hiçbir rahatsızlık duymayan uyanık bir tüccar. Kurnazca bir iş yaptığını düşünen vasat insan kadar trajik pek az şey var şu hayatta.

Adlarını anmak istemediğim söz konusu kalemlerin ve hazır fırsat bu fırsat diyerek Tanıl Bora ve kitabı hakkında ‘konuyla ilgisiz’ öfke nöbeti geçiren sosyal ve sosyal olmayan medya düşünürlerinin, kuşkusuz ciddiye alınacak bir yanı yok. Yine de zaman zaman bazı insani ve akademik değerleri hatırlatmak gerekiyor.

Böylesi rejim ve devirlerin alametlerinden biri de entelektüel düşmanlığı. Türkiye’deki versiyonu, beklenebilir biçimde Türkiye koşullarının, memleket tarihinin ve üslubunun yansıması. Lümpenleşme yalnızca sokakta ya da birkaç alanda yaşanmıyor, bulabildiği tüm çatlaklardan sızıyor. Ve akşam evinin yolunu bulma yetisine sahip herkes, elbette, yazıp çizmenin en umulur sonucu olan eleştiri ile yalancılık, sahtekarlık, zevzeklik ve yok etme arzusu arasındaki ayrımı görebiliyor.

Ülkedeki genel çoraklaşmanın düşünce yaşamına sirayeti ve kimi muhalif çevrelerin hali uzun bir konu, başka yazılara kalsın.

Borçluyum, borçluyuz, sağolsun

Hiç kimse eleştiriden masun değil; ancak değer bilmek, hak teslim etmek, edepten nasiplenmek, yalan söylememek de doğru dürüst ve sözü ciddiye alınabilir bir insan olmak için gerekli hasletler.

Tanıl Bora şöyle biridir böyle biridir diyecek halim yok; sayısız öğrenci-akademisyen, okur üzerinde hakkı olan, buralarda sık rastlanmayan türde bir disiplinle yazıp çizen, şu yaşıma dek tanıdığım en dürüst ve özel insanlardan birinin ne övgüme ne savunmama gereksinimi var.

Bir toplantıda açılışı yapan meslektaşımız, konuşmacı Tanıl Bora’yı kürsüye davet ederken, “Akademinin dışında olup da sosyal bilimlere bu ölçüde katkı yapan biri yoktur diye düşünüyorum” diyerek seslenmişti. Haklıydı.

Tanıl Bora’ya, bana, okuruna, öğrencilerine kattıkları için çok şey borçluyum, borçluyuz, sağolsun.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar