Yıldıray OĞUR

Yıldıray OĞUR
Yıldıray OĞUR
Karar gazetesi Tüm Yazıları
Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?
10.01.2026
35

Yine 2016 hendek direnişi gibi “her yer direniş” edebiyatının aklı bastırdığı günler. Bu kez Halep’te yaşanıyor.

Peki direnilen yer neresi?

Eşrefiye Mahallesi’nin Suriye ordu güçlerinin kontrolüne geçmesinden sonra son direnilen mahalle olan Şeyh Maksud’u gösteren harita böyleydi.

Yeşil bölge Suriye ordusunun elinde, sarı bölge SDG-YPG’ye bağlı Asayiş milislerinin kontrolündeydi bu yaz yazılırken.

Hiçbir çıkışı olmayan bir şehrin ortasındaki iki mahalleden bahsediyoruz.

c.jpg

Bu yüzden hendeklerdeki maceracılığa benziyor.

Bunlar Halep’in kadim Kürt mahalleleri. Daha sonra göçlerle nüfusları 200 bine yaklaşmış.

13 yıldır bu mahalleler YPG/SDG’nin kontrolünde. Bu mahallelerde YPG egemenlik kurduğunda henüz ne Rojava bölgesi ne de SDG vardı.

Peki nasıl oldu bu?

2012’de muhalifler Halep’i Esad ordusundan kurtarırken, PKK’nın Suriye’de örgütlediği YPG de bu kargaşada bu Kürt mahallerini kurtarıp, kontrol etmeye başladı. Bazen Esad’la bazen muhaliflerle işbirliği yaptılar.

2016’ya kadar muhaliflerle arada çatışarak mahallerdeki hakimiyetlerini sürdürdüler. 2016’da Esad Halep’i ele geçirince bu mahallere dokunmadı.

Rojava’daki SDG hakimiyetine dokunmadığı gibi.

2024 sonunda Esad devrildikten sonra bu mahallelerin statüsüyle ilgili yeni Suriye yönetimi ile mahalleri yöneten SDG’ye bağlı konsey arasında 1 Nisan 2025’de bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşma 10 Mart 2025 mutabakatının bir devamıydı.

Anlaşmaya göre özetle; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de bulunan SDG’nin askeri güçler i, ağır silahlarıyla birlikte SDG bölgesine çekilecek. Şehirdeki iç güvenliği de Suriye İçişleri Bakanlığı güçleri ile SDG’ye bağlı Asayiş güçleri birlikte sağlayacaktı.

SDG’ye bağlı yerel meclisler devam edecek, Halep Valiliği ile işbirliği içinde çalışacaklardı.

4 Nisan’da ise YPG ve YPJ güçleri mahallelerden çekildiklerini ve güvenliği Asayiş’e devrettiklerini açıkladılar.

Ama 10 Mart Mutabakatı hayata geçmedikçe, iki silahlı gücün birlikte bulunduğu Halep’te tansiyon düşmedi.

SDG’nin Asayiş güçleri şimdi kullandıkları görülen tanksavarlar, havan topları, ağır makineli tüfekleri çekmediler. Hatta üstüne krize neden olan intihar dronlarıyla donandılar. Mahallelere tünel kazmaya devam ettiler.

10 Mart mutabakatından bu yana Halep’te tansiyonun yükselmesinin dikkat çekici bir paterni oluştu.

Her SDG-Şam görüşmesinin öncesinde ve sonrasında Halep’te çatışma çıktı.

Yani anlaşmadan hoşlanmayan güçler için iki silahlı gücün karşı karşıya olduğu Halep, gerilimin en kolay çıkarıldığı yer oldu.

Son çatışmalar da bu paterne uygun olarak başladı.

Şam’da başarısızlıkla sonuçlanan SDG-Şam görüşmelerinin hemen ertesinde, Suriye ve İsrail arasında Paris’te ABD arabuluculuğunda görüşmeler yapılırken Halep’in doğusundaki polis araçlarına SDG-Asayiş çifte intihar insansız hava aracıyla saldırdı, bir Suriye askeri hayatını kaybetti.

Karşılıklı çatışmaların önü alınamadı.

Peki, Halep’te Suriye ordusu kimle çatışıyor? “Kürt halkıyla” olmadığı açık.

Suriye yönetimi SDG/Asayiş kontrolündeki Eşrefiye ve Şeyh Maksut Mahallerine operasyon yapacağını önce duyurdu ve sivillerin mahalleleri terk etmesi için iki çıkış kapısı açtı ve bir gün süre verdi.

Her iki mahallede de özellikle Afrin’den gelen göçlerle nüfus 200 bine yakındı. Bu mahallerden bu süre içinde en az 170 bine yakın kişi çıktı.

Herkesin gözü önünde yaşandı bu çıkışlar.

Yani “abluka altında yüzbinlerce Kürt”, “Kürtler saldırı altında” sözü siyasi propagandadan ibaret.

Mahallerden çıkan Kürt ve Araplar Afrin, Halep ve Azez’e geçici olarak yerleştirildi.

Yani burada Halep’i Kürtsüzleştirme diye bir proje de yok. Nitekim Eşrefiye Mahallesi’nde operasyon bittikten sonra da caddeler temizlendi. Mahallelerin sakinleri geri dönmeye başladılar.

Bu kısmı da hendeklere benziyor.

Hendeklerde de PKK, aslında bir halk direnişi olmasını bekliyordu ama çatışmalar başlayınca halkın büyük bir kısmı şehirleri terk etti. Yani devrimci halk savaşı planı tutmadı.

Burada da mahallelerde milislerle birlikte az sayıda sivil mahalle sakini kaldı.

Eşrefiye Mahallesi’nde Arap aşiretlerle de hükümet güçleri anlaşınca kısa sürede kontrol Şam yönetimine geçti.

Bu arada ateşkes ilan edildi.

Daha yoğun yapılaşmanın olduğu ve YPG’nin geniş bir tünel ağı kurduğu iddia edilen Şeyh Maksud’a operasyon yapılmadan önce görüşmeler başladı.

Barrack bizzat ateşkes görüşmeleri yapıldığını duyurdu. SDG Komutanı Mazlum Abdi ve Dış İişkiler Sorumlusu İlham Ahmed de müzakerelerin sürdüğü yönünde mesajlar verdiler.

İşte tam bu noktada Halep olayına dikkatle bakanlar SDG içindeki farklılaşmaya fark etmiştir.

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’den gelen mesajlar başından beri uzlaşma temalıydı, Şam yönetimini eleştirdiler ama kimseyi direnişe çağırmadılar ya da direnişi övmediler.

Peki, Halep’teki SDG’ye bağlı Asayiş milisleri direniş talimatını nereden aldılar?

Yine SDG’den. Ama SDG’nin başka bir komutanından. Sipan Hemo’dan:

"Bugün onur günüdür. Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, direnişin ve sarsılmaz duruşun sembolüdür. Bu mahallelerin halkı, on beş yılı aşkın bir süredir her türlü saldırı ve kuşatmaya karşı göğüs germiştir. Halkın gösterdiği direnç ve kararlılık, tüm kirli planları ve tehditleri boşa çıkarmanın temeli olmuştur ve öyle kalmaya devam edecektir. Şeyh Maksud ve Eşrefiye, boyun eğmeyen ve kırılması imkansız birer direniş kalesi olarak kalacaktır.”

Bu sırada Mazlum Abdi ne dedi peki?

Şeyh Maksud ve Eşrefiye'deki halkımızın yanında dururken, aynı zamanda bu saldırıları durdurmak için günlerdir tüm taraflarla birlikte çalışıyoruz.”

Sonra ABD’nin de devreye girmesiyle altı saatlik ateşkes uzatıldı. Şam yönetimi YPG’li milislere hafif silahlarla çıkabilecekleri ve otobüslerle SDG bölgesine taşınacaklarını duyurdu.

Otobüsler Şeyh Maksud’a girdi ama sonra boş döndü. Hatta bazı otobüslere ateş açıldı.

Çünkü halkın boşalttığı mahallede kalan örgütün konseyi direniş kararı verdi.

Aralarında küçük çocukların da olduğu silahlı direnişçiler direniş videoları paylaşmaya başladılar.

Suriye’deki kaynaklar Barrack’ın arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmasına Mazlum Abdi’nin evet dediğini, bu yüzden otobüslerin mahalleye girdiğini söylüyor.

Peki, buna rağmen yeniden direniş kararına ilk kim destek verdi?

Yine SDG’den sadece Sipan Hemo?

Bu karar Şêxmeqsûd’nin özgür inisiyatifiyle alınmıştır. Biz, DSG komutanlığı olarak, bu kararı ancak destekleyebiliriz.”

Mazlum Abdi ise ne bu kararla ilgili ne de daha sonra yaşananlarla ilgili hiç konuşmadı.

Hatta daha şahin PKK’lılar sosyal medyada Abdi’yi sessiz kaldığı için eleştiriyor.

Bu arada Asayiş milislerinin direniş kararının simgesi bu video mesaj.

cc.jpg

Neredeyse çocuk yaşta silahlı kız ve oğlanlar görülüyor.

Örgütün hiçbir çıkışı olmayan bir mahallede teslim olmaktansa bir direniş hikayesi yazmayı tercih ettiği anlaşılıyor. Şimdiden bu fotoğraftaki gibi yapay zekalı editlerle bu hikaye bir direniş destanına çevrildi.

Videoda silahlı çocuk milislerin başındaki sivil giyimli kişi Ziyad Heleb. Sivil değil, kıdemli bir YPG komutanı. Daha önce başka cephelerde YPG için savaşmış, son görevi Şeyh Maksut Asayiş Güçleri komutanlığı.

Direniş talimatlarını veren YPG Komutanı Sipan Hemo, ya da gerçek adıyla Semir Asu kıdemli bir Suriyeli PKK kadrosu.

Afrin’den sorumluyken kod adı Derviş Afrin’di. TSK’nın Afrin’i ele geçirmesinden sonra SDG bölgesine geçti.

En son geçen hafta Şam’da Mazlum Abdi liderliğinde Suriye yönetimiyle yapılan görüşmelerde o da vardı

O görüşmelerden sonra ve çatışmalardan hemen önce adı örgüt içinde bir medya krizinin başrolündeydi.

PKK’nın her zaman daha şahin olmuş Avrupa kanadının yayın organı Yeni Özgür Politika’da Esad’ın şebbiha komutanı, Türkiye’nin ve Şam’ın Reyhanlı ve Banyas katliamları yüzünden en çok arananlar listesindeki Mihraç Ural’ın köşe yazarlığı yaptığını daha önce yazmıştım.

Mihraç Ural’ın gazetede önceki gün çıkan son yazısı Sipan Hemo ile röportajdı.

Sipân Hemo Şam’daki toplantıyı sordum” başlıklı yazıda SDG komutanı Baas iktidarını devirmiş Suriye’deki yeni yönetimle entegrasyon görüşmesini eski bir Baas şebbihasına anlatmış ve şöyle demişti:

Temel konularda anlaşma sağlanamadı ve Şam, eski sistemi yeniden oluşturma konusunda ısrar ediyor. Karşı tarafın demokrasi kavramından yoksun olması ve tek taraflı yaklaşım izlemesi. Tek olumlu nokta: gelecekteki toplantıların devam etmesi konusunda anlaşma.

Şam delegasyonu aynı iyi niyetlere sahip değil ve çözüm arayışında tereddüt ediyor ve ciddi değil.”

Toplantılara devam etme kararı çıkan bir görüşmeden sonra görüşmeye katılan bir SDG yetkilisinin PKK’nın gazetesine, üstelik hem Şam’ın hem de Ankara’nın arananlar listesinin tepelerinde olan karanlık bir isme böyle röportaj vermesi büyük bir skandaldı.

ccc.png

SDG röportajı yalanladı: “YPG Komutanı Sipan Hamo, Özgür Politika ve Mihraç Ural'a röportaj vermedi. SDG ve Şam entegrasyon görüşmeleriyle ilgili olarak kendisine atfedilen tüm açıklamalar yanlıştır.”

Sipan Hemo’ya bir telefon mesafesinde olan örgüt gazetesi yazıyı sitesinden kaldırdı.

Fakat bu Mihraç Ural’ın Yeni Özgür Politika’da yazdığı ilk Sipan Hemo yazısı değil.

25 Ekim 2025’de Sipan Hemo ile Suriye iç savaşı sırasında nasıl tanıştıklarını, onu Esas ordusu generallerine nasıl götürdüğünü anlattığı başka ilginç bir yazısı daha var:

http://demokratikbirlik.org/sipan-hemo-ile-beraber

O yazıdan anlaşılan Sipan Hemo’nun Mihraç Ural’ın yakın dostu olduğu ve Şam-SDG görüşmeleri aleyhine daha önce de ona konuştuğu:

Kaygılıydım; bunu satırlarıma da döktüm. Sonuçta bu kaygılarıma ortak olarak değerli dostum Sipan Hemo da kendi diliyle bu buluşmaların aldatma üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Dostum Sipan Hemo defalarca gelip gitti. Her gelişinde önemli görevlerle geliyordu. Biz de bu görevleri önemlice yerine getirdik. Ama Sipan Hemo’nun Alevileri koruma, onlarla birlikte olma çabalarını hiç unutmayacağız. O, Alevilere mazlum bir halk olarak bakıyordu; her zorbalığın bu topluluğa yöneldiğini iyi biliyordu. Bu açıdan bakınca 4.000 askerin SDG saflarında Sahil’in kurtuluşu için savaşa hazır olduğunu Hemo sık sık dile getirmektedir. Bu gençlere sahip çıkmaktadır. Aleviler hiçbir şekilde mezhepçilik yapmadan kendi topluluklarının kurtuluşu için Sipan Hemo önderliğinde savaşacaklarını biliyoruz.,

Türkiye baştan beri Suriye düşmanıydı ve bu düşmanlığı bugün de Kürtler üzerine yöneltmiş. Şam’ı ele geçiren şebekelere verdiği destekle sonuç alamayacaktır. MİT bu kirli işlerin başında bulunmaktadır; buna karşı bölgenin tüm güçleri Rojava’ya destek olmaya yönelmelidir. Haklı olandan yana olunmalı; Türkiye ve kuklası olan Colani ve şebekesine dur denmelidir.”

Mihraç Ural’ın Özgür Politika’daki bütün yazıları bu tonda, çözüm karşıtı yazılar.

Peki bu nasıl mümkün olabiliyor?

Hakan Fidan’ın son açıklamalarına bakalım cevap için:

Suriye’de zaman ulusal birlik zamanıdır. SDG’nin üzerine düşeni yapması lazım. Onun yerine İsrail’in politikasına alet olması tesadüf değil. Hem Suriye tarafıyla hem şu anda Amerika tarafıyla yoğun görüşme içerisindeyiz. İnşallah daha fazla kan dökülmeden bu sorun çözülür. Ama dediğim gibi maalesef SDG yürüyen bütün süreçlerin olumluluğuna rağmen pozitif adım atmakta direniyor, atmıyor. Yani Türkiye’de bir iklim var, Ada’dan gelen mesajlar var, onlara yazılan direkt mektuplar var, verilen talimatlar var. Buna bile bir direnen akıl var. Demek ki başka yerden başka talimatlar geliyor, başka duruş var. Veya ikili oynanma söz konusu bize. Kandil böyle bir talimatı şu ana kadar SDG’ye vermiyor.”

Bu sözlerden Öcalan’ın SDG’ye bizim bildiğimiz açık olanlar dışında 10 Mart Mutabakatı lehine başka mektuplar yazdığı ve talimatlar verdiğini anlıyoruz.

Fidan; Kandil’in SDG’ye benzer doğrultuda bir uzlaşma talimatı vermediğini söylüyor.

Halep meselesi üzerinden sürece karşı örgüt içindeki fikir farklılıkları görünür olmuş görünüyor.

Mazlum Abdi, Öcalan’ın uzlaşma çizgisini temsil ederken, Sipan Hemo Kandil ve daha birkaç gün önce özel röportaj verdiği Esadçı Mihraç Ural ve ona yakın çevrelerin bakışını temsil ediyor.

Kandil’in Mazlum Abdi’min generalliğinden ve ABD ile ilişkisinden rahatsız olduğu, onu dengelemek için atamalar yaptığı, gücünü azaltmaya çalıştığı zaten biliniyordu.

Halep’te bu ayrışma görünür oldu.

SDG’nin bir kanadı ateşkes müzakereleri yürütürken, bir başka kanadı direniş çağrısı yaptı.

Sonuç; hendeklerdeki gibi hiçbir başarı ihtimali olmayan bir şehirde “direndik, teslim olmadık” cümlesi için yitirilmiş hayatlar.

Artık Batı’da da etkili olmayan propagandalar…

Elinin altındaki gücü ve kozlarını ve insan sermayesini beyhude direnişler için harcayan bir örgüt.

Kürtlerin menfaatinin artık her yerde direniş değil, her yerde müzakere etmek olduğunu anlamayan bir kamuoyu.

Tuhaf olanı Türkiye’de de barışan Kürtlere burun kıvıranlar, yapma diyenler, direnen, savaşan Kürtlere bastır, pes etme diyorlar.

Bunun artık dostluk olmadığının anlaşılması için daha kaç hendek, Halep yaşanacak?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar