Nevzat CİNGİRT

Dün Gibi…
5.01.2026
613

İnsan, yaşayacağı günlerin sayısı azaldıkça geçmişe daha sık döner derler.

Haklılar.

Bana da öyle oluyor.

Dün gibi…

Oysa tam elli yıl geçmiş.

1970’lerin ortasıydı. Bizim gibi az gelişmiş, yoksul bırakılmış, sömürgeleştirilmiş ülkelerde güçlü bir sol uyanış dalga dalga yayılıyordu. Milyonlar sokaklardaydı. Demokrasi, eşitlik ve insanca bir yaşam için mücadele ediliyordu. O büyük dalganın içine ben de, henüz 16 yaşında bir delikanlıyken karıştım.

Düzce’de, Eski Akçakoca Caddesi üzerindeki üç katlı binanın ikinci katında bulunan bir derneğin kapısından içeri ilk adımımı attığımda, liseye yeni başlamış, dünyayı hâlâ “Leylim Ley” tadında algılayan toy bir delikanlıydım.

Salonda benden yaşça büyük sekiz-on kişi vardı. Birkaç genç kızın dışında, erkeklerin çoğu sarkık bıyıklı, keskin bakışlı, yeşil parkalı ağabeylerdi. Ortada uzun bir masa, etrafında tahta sandalyeler… Duvar diplerinde sedirler… Masanın üzerinde Birinci sigaraları, izmarit dolu metal küllükler; Maksim Gorki’nin Ana’sı, Ehrenburg’un Paris Düşerken’i, Harun Karadeniz’in Eğitim Üretim İçindir kitabı… Ve tabldot boyutuyla, üzerinde kocaman “İYG” yazan İlerici Yurtsever Gençlik dergisi.

Duvarlarda afişler vardı. O günlerde tam anlamını kavrayamadığım sloganlar gözümüze çarpıyordu:

“Yaşasın 1 Mayıs”,

“Faşizme Geçit Yok”,

“141-142’ye Hayır”,

“Yolumuz İşçi Sınıfının Yoludur…”

“Venceremos, kırarız zincirlerimizi…”

Benden yaşça büyük ağabeylerin sıcak, içten buyur edişleriyle masanın yanındaki ahşap iskemlelerden birine iliştim. Sohbet bittiğinde salon bir anda koro vaziyeti aldı. Marşlar söylendi. Uzun yıllar sonra, DİSK öncülüğünde Taksim’de yasal olarak 1 Mayıs yürüyüşü yapılacağından söz ettiler.

Söylenen marşların arasında hafızama kazınan bir dize vardı:

“Din farkı bilmeyiz, dil farkı bilmeyiz,

Sanki doğduk bir anadan.

Anamız amele sınıfıdır,

Yurdumuz bütün cihandır bizim…”

1976 yılıydı.

Ben 16 yaşında, yeni yetme bir tıfıldım.

O kapısından ilk kez içeri girdiğim yerin adı Düzce İGD — İlerici Gençler Derneği idi.

İGD bugün 50 yaşında.

1970’lerin en sert siyasal kırılmalarının ortasında, 6 Ocak 1976’da kurulmuş; Türkiye gençlik hareketinin en kitlesel, en örgütlü ama aynı zamanda en ağır bedeller ödemiş yapılarından biri olmuştu. Binlerce üyesi işkenceden geçti, 12 Eylül zindanlarına atıldı; üzerinden bir silindir gibi geçildi.

Ama o dernekte bize şunu öğrettiler:

Faşizmin, ırkçılığın ve her türlü ayrımcılığın insanlığı kurtarmayacağını…

İnsan sevgisinin ve onurunun; dil, renk, inanç ayrımı yapmadan başka bir dünyanın mümkün olduğunu…

Kurtuluşun, dayanışmanın ve enternasyonal mücadelenin içinde yeşereceğini…

Tarihin acı bir gerçeği vardır:

Tarihi kazananların yazdığını iddia ederler…

Ünlü Kartacalı komutan Hannibal’i bilirsiniz. Roma’yı kuşatır, düşürmeye çok yaklaşır ama girmez. Roma toparlanır, karşı saldırıya geçer. Hannibal yenilir, geri çekilir. Yıllar sonra Gebze’de yakalanacağını anlayınca, yüzüğündeki zehri içerek hayatına son verir.

Ama Roma bununla yetinmez.

Hannibal’ın hizmetkârına işkence ederler. Aradıkları şey, Hannibal’ın günlükleridir. Günlükler ele geçirildiğinde Romalı komutan şöminenin başına geçer, şarabını yudumlayarak sayfaları tek tek ateşe atar ve tarihe geçen şu cümleyi kurar:

“Kartacalıların da tarihini Romalılar yazar.”

Bizim kuşağın acı hikâyesi biraz da budur.

Yazılmayan, yazdırılmayan, üstü örtülmek istenen bir hikâye…

Ama ne olursa olsun; bir zamanlar o odalarda söylenen marşlar, paylaşılan emek ve alınteri, kurulan hayaller hâlâ bir yerlerde yaşamaya devam ediyor.

Hatırlayanlar oldukça, anlatanlar susturulmadıkça, o kapılardan içeri ilk kez adım atan 16 yaşındaki çocukların gözlerindeki umut sönmedikçe…

O tarih yanmaz.

Anka kuşu misali, küllerinin içinden yeniden kendini hatırlatır ve bir gün mutlaka hayat bulur.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)
  • Necati Kur

    Necati Kur

    5.01.2026 17:51

    Her bakımdan dezenformasyona uğramış, güven sarsılmış ilişkiler.Sevgi ve aidiyetlik duyguları yok olmuş. O nedenle hala birlikte üretemiyoruz. Yeni işler yeni insanlarla yapılır. Ucundan tut derlerse yine de var olmak gerekiyor.

Yazarlar