Ali BAYRAMOĞLU
Ahmet İnsel uzunca bir süredir Türkiye’ye gelmiyor. Türkiye’den uzak kalmanın insani götürüleri olduğu kadar, işiniz siyasi analizse, bazen kimi getirileri de olabilir. Sizi gündelik siyasetin iç gerginliğinden uzak tutar, geniş açıyla bakmanıza imkan verir, baktığınız yeri dünya koşulları içinde düşünmemize zemin hazırlar.
İnsel, Birikim dergisine böyle yazılar yolluyor. Son yazısını yayınlanmadan önce göndermişti bana. “Çok beğendim, dergi çıkınca haber ver, kullanmak isterim” dedim. Bugün mesaj geldi dergi yayınlanmış.
“Yitirileni değil yeniyi ararken” başlığını taşıyor bu çok katmanlı bir yazı bu. Bugün onu misafir etmek istiyorum.
Dünya halini kısaca tarif etmiş:
“Trump, Putin, Orban, Modi ve elbette Erdoğan vb. muktedirler, hükmettikleri toplumların tarihî ve sosyo-ekonomik farkları içinde aynı dilden konuşuyorlar. Ve sadece konuşmuyorlar. Bu söylenenlerin tahrifat ve düpedüz yalan olduğunu düşünüp söyleyenlerin hayret ve çaresizlik içinde bakışları karşısında, söyledikleri şeyleri yapıyorlar da. Hepsinin ortak amacı, güçler ayrılığını kağıt üzerinde muhafaza ederken, pratikte etkisizleştirip işlevsiz hale getirmek. Putin ya da Tayyip Erdoğan gibi, bu dönüşümü gerçekleştirmek için uzun süreli iktidar avantajına sahip olanlar, lider-parti-devlet bütünleşmesini hayata geçirebiliyorlar. Böylece yeni otokratlara da birer örnek oluşturuyorlar. Düşman ceza hukukunu ülke içinde muhaliflere, potansiyel siyasal rakiplerine karşı fütursuzca uygulayabiliyorlar. İç düşmanlar yaratıp, onlarla mücadeleyi olağanüstü hal devletinin sürekliliği için bir bahane olarak kullanıyorlar. Dinî-etnik bir milliyetçiliği körüklüyorlar. Ekonomide bunu bir ahbap-çavuş kapitalizmi tamamlıyor…”
Peki, nedir bu siyasi hal, nasıl tanımlamalı?
Her yerde bir tarif, bir kavram aranıyor, bugünün hali tanımlamak için…
İnsel, Eric Hobsbawn’ın, Kısa 20. Yüzyıl (1914-1919) Aşırılıklar Çağı’nda yaptığı bir tespiti hatırlatıyor:
“İnsanlar geçmişin onları hiç hazırlamadığı bir durumla karşı karşıya geldiklerinde, bunu ne tanımlamaya ne anlamaya muktedir olmasalar bile, bilinmeyeni adlandırmak için el yordamıyla aramaya başlarlar.”
“Geçmiş bizi neye hazırlamadı” sorusunun yanıtlarından birini de şöyle veriyor:
“Tek adam yönetimlerine maruz kalan kitlelerin önemli bir kısmının, sanıldığı gibi yalnızca pasif kurbanlardan ibaret olmamasıdır. Ülke içinde –ve gücü yetiyorsa ülke dışında da– hiçbir karşı gücün varlığını tanımayan, farklı seslere tahammül etmeyen bu otoriter rejimler, mutlak iktidarın merkezinden yayılan ve kamuoyu oluşturma mekanizmalarıyla beslenen ilkel korkular aracılığıyla geniş bir kitleyi peşlerine takıyorlar. Bu kitle, otokrata oy veren, ondan başkasını görmeyen, tahakküm düzeninin küçük ama etkili bir parçası haline gelen, onun yeniden üretiminde yarı rasyonel, yarı irrasyonel bir rol oynayan bir toplumsal aktöre dönüşüyor. Faşizan popülizmler, yoksulların; yaşam standartları düşenlerin, statü kaybına uğrayanların ya da farklı nedenlerle yoksunluk hissedenlerin öfkelerini, içinde bulundukları durumun gerçek sorumlularına değil de iktidarın hedef göstermeyi tercih ettiği kesimlere yöneltmelerini sağlayarak rıza üretiyor…”
Peki çıkış ne?
İşte İnsel’in yanıtı: “Otokrasiden çıkışı, yitirilenin geri gelişi olarak değil, yeninin kurulması tahayyülü içinde düşünmek gerekiyor. Ama ne yazık ki, ‘uygarlığın huzursuzluğu’ olarak yeniden nitelendirebileceğimiz bu dönemde, eğer yeniyi tahayyül edebiliyor olsak bile, ona ulaşmanın yollarını tarif etmekte zorlanıyoruz. Gramsci’nin canavarlar zamanı diye işaret ettiği geçiş döneminin bir kez daha tam ortasındayız. Geçmişte “ne yapmalı?” sorusuna verilmiş cevapların büyük bölümü bugün geçerliliğini yitirmiş durumda. O halde soruyu yeniden ve acilliğini göz önünde bulundurarak sormamız gerekiyor:
“Yeni sosyal ve iktisadi tahakküm biçimlerine, yeni egemen sınıf veya zümre kibirlerine savrulmadan otokrasiden nasıl çıkabiliriz?”
Esas işte budur…
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUCHP ve Özel buna hazır olmalıydı 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENMuhafazakârlar ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026
8.01.2026
3.01.2026