Ali BAYRAMOĞLU
Şunları söylemiştim, son yazımda: “Kürt meselesinin çözüm yoluna girmesinin üç katmanı bulunuyor İlk katman silahlı örgüt ve kalkışmanın varlığıdır. İkinci katman Kürt sorununu yaratan asli sorunlardır. Üçüncü katman Kürtlerin siyasi ufku ve geleceği meselesidir.
İlk katmanda önemli bir irade ortaya kondu, adımlar ve atılacak.
Geriye kalan iki katman, Kürtlere ilişkin “haklar” ve “alanı” meselesidir.
Haklar ve alan meselelerinin birbirine bağlı olduğu açıktır. Beklentiler dikkate alınırsa Türkiye bakımından haklar, ana dilde eğitim, anayasal vatandaşlık ve yeri demokrasi olarak tanımlanabilir. Alan ise siyasetle, siyasi örgütlenmeyle ilgili bir meseledir. Bu haklara ilişkin talepleri kim taşıyacak,” Kürtlere ilişkin siyasi ufuk ve gelecek ne olacak” sorularını , ancak siyasi, temsili bir yapı taşıyabilir ve belirleyebilir. Kürtler bakımından demoratik siyaset veya silahsız siyasetin esas anlamı da bu olmalıdır.
Irak modeli haklar ve alan bakımından son derece açık. Kürtler siyasi dokusu hem Irak sisteminin kurucu parçalarından birisi, hem Kürtlerin yaşadıkları alanı üniter devlet mahtiği içinde idare eden bir yapı.
Suriye’deki Kürt taleplerini biliyoruz. Mutlat özerlikten başlayan, silahla direnen, gelinen noktada Suriye sistemine entegrasyonu kabul eden bir durum var. İstikameti belli olmakla birlikte ayrınıtlır da durum hala çok değil. Kürtlere bir alan bırakılaçak ama siyasi varlık meselesi hala tartışmalı. Nitekim Maluz Abdi, son söyleşilerinden birisinde şöyle diyor: “Biz SDG’yi de içine alan bir Suriye çözümü istiyoruz…” Bunu da şöyle tanımlıyor Mazlum Abdi: “ SDG, Suriye ordusu içinde kendi tugayları olarak kabul edildi; daha önce böyle değildi. Ayrıca Kürtçenin eğitimde resmi bir dil olarak tanınması için müzakerelerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Bu, özerk yönetimin 14 yıldır kurumlar kurarak ve çocuklara eğitim vererek yürüttüğü emeğin resmi ve hukuki olarak tanınması demek…”
Özerklik vurgusunu gözardı etmemek gerek…
Alan meselesinde kritik husus o ki, son 10-15 yıldır Suriye Kürt örgütü ile Türkiye’nin Kürt örgütü içe girmiş durumda. Türkiye bu bakımdan Suriye ve Türkiye arasına kalın çizgiler çekmek istiyor. Suriye ve Türkiye Kürtleri için ise Rojava hala ortak bir tasavvur ve ufuk ve siyasi alanı ifade ediyor.
Peki hedef ne? Kürt hareketinin Türkiye’de de Suriye’de de esas meselesinin bir yerde ve alanda siyasi irade olmak ve siyasi iradeyi kullanmak olduğunu inkar edemeyiz.
Veriler bunlar…
Günümüz koşullarında Kürtlerin ufku ve tasavvuruyla ilgili ilerleyebilecekleri iki yol var.
Kimlik hakları koruyarak, yaşadıkları ülkede, o ülke sisteminin tam parçası olmak ve bu yolla o sistemin demokratikleşmesine katkıda bulunmak. Bu böyle gelişme, siyasi bakımından Suriye’de, Türkye’de Irak’ta ayrı ayrı varoluşları ve arayışları ifade eder. Günümüz dünya ve bölge konjontürürü buna öne çıkarıyor. Bu yol, Kürtlerin önüne büyük iddialar çıkarabilir.
İkinci yol birleşik siyasi Kürt alan arayışıdır.
Sebahat Tuncel şöyle diyor:
“Nerede olursa olsun Kürtlere yönelik bir saldırı bütün Kürtlere yönelik olarak algılandı. Bu kolektif bir iradedir. Rojava belki en küçük parça Kürtler açısından ama kuvvetli bir duygu bağı var oranın herkeste. Bu son durumda da sokak Kürtlere “Birlik siyaseti yapın” dedi. Şimdi birlik zamanı. Sayın Talabani, Sayın Barzani, Sayın Öcalan’ın da içerisinde yer alacağı, yine Rojava yönetiminin de belki ortaklaşacağı Kürtlerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir statü arayışıdır bu Orta Doğu’da…”
Çözüm sürecinin önündeki aşılması gereken engeller bunlar.
Kürtlere yaşam alanı verilmeden çözüm zor görünüyor.
İlk yol, bu yaşamn alanını günümüz dinamiklerine çok uygun şekilde verecektir.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTaha Akyol’dan Albert Camus’ye… 22.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTrump İran’ı vurdu mu, vuracak mı? 22.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolBağımsız yargı Trump’a dur dedi 22.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraUmut Hakkı 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezLaiklik 100 yaşında: Elbette birlikte savunmalıyız 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUBirlikte mi, ayrı ayrı mı: Bütün mesele bu… 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBaşkanın tüm tarafları 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’nin Ak Partili aydınları ve yargıçları Amerikan Yüksek Mahkemesi kararını okur mu? 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİGeçinemeyen milletin geçinemeyen siyasetçiye bakışı 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURKemal’in masumiyet karinesi… 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENAnadili, kimin dili! 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçKomisyon raporu önemli bir şeyler söylüyor mu? 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENEve Dönüş 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNTop Artık Meclis ve İktidarda 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciZenginleşmenin getirdiği fakirlik 19.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.02.2026
14.02.2026
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026