Doğu Ergil
Giriş
Din, insan topluluklarının en eski ve en güçlü bağlayıcı unsurlarından biridir. Demokrasi ise modern çağın en kapsayıcı siyasal yönetim biçimidir. Bu iki kavram, yüzeysel bakıldığında zıt kutuplar gibi görünür: Biri inanca, diğeri akla; biri itaate, diğeri sorgulamaya dayanır. Ancak tarihsel ve ampirik veriler, bu karşıtlığın her zaman geçerli olmadığını gösterir. Sorulması gereken temel soru şudur: Dindar bir toplum demokratik olabilir mi, yoksa dindarlık doğası gereği otoriterliği mi besler?
Dinin ve Demokrasinin Doğası
Demokrasi, bireysel özgürlükler, eşitlik ve çoğulculuk ilkelerine dayanır. Dinin ise temelinde mutlaklık, kutsallık ve değişmezlik bulunur. Bu farklılık, din ile demokrasinin ilişkisini problemli hâle getiren ilk teorik gerilimi oluşturur.
Bu konuya bilim insanları şöyle bakar:
-Max Weber, Protestan ahlakının kapitalizm ve dolaylı olarak liberal demokrasinin gelişiminde belirleyici rol oynadığını ileri sürer.
-Émile Durkheim, dinin toplumsal dayanışma üretme gücüne dikkat çeker.
-Samuel Huntington ve Alfred Stepan gibi çağdaş siyaset bilimciler ise, dinin tek başına demokratikleşmeye engel olmadığını, önemli olanın dinin nasıl yorumlandığı ve kurumlarla nasıl ilişkilendiğini (nasıl yaşandığını) vurgularlar.
Bu yaklaşımın anlamı şudur: Dinin demokrasiyle bağdaşabilirliği, teolojik metinlerden çok, onları yorumlayan ve günlük hayata taşıyan zihniyetin demokratik olup olmamasına bağlıdır.
Tarihsel Perspektif: Batı ve İslam Dünyası Karşılaştırması
Batı Avrupa’da Hristiyanlığın siyasal gücü zamanla sınırlanmış, laikleşme süreciyle birlikte din bireysel alana çekilmiştir. Bu dönüşüm, hem kilisenin otoritesine karşı özgür düşüncenin gelişmesine, hem de demokratik kurumların güçlenmesine zemin hazırlamıştır.
Buna karşın birçok İslam toplumunda din, siyasal iktidarın meşruiyet kaynağı olmaya devam etmiştir. Yani inanç, siyasetten kopamamıştır, dolayısıyla bireyin özerkliğinin sınırlanmasına yol açmıştır.
Ancak bu tablo homojen değildir:
Endonezya, Tunus ve Senegal gibi ülkeler, Müslüman nüfus yoğunluklarına rağmen demokratik kurumları nisbeten yaşatabilmişlerdir.
Suudi Arabistan veya İran gibi teokratik modellerde ise dindarlık, (siz günlük yaşamın tanzimi ve yönetimi diye anlayın), iktidarın mutlak kontrol aracına dönüşmüştür. İslam kelimesine “siyasal” sıfatının eklenmesi, inancın bir iktidar aracı olmasından çok siyasal iktidarca nasıl kontrol edildiğine ve iktidarın meşruiyet aracı haline getirildiğine ilişkin bir tasarruftur.
Bu durum, dinin inanç hanesinden nasıl siyasal bir kurum olmasına evrildiğini de açıklar. Özetle, inancın bir siyaset aracı olması, dünyevî/siyasî (sosyo-politik) bir tercihtir ve güç mücadelesinin doğal sonucudur. O güç mücadelesi ve tarafları ki siyasî müfuzlarını mutlak hale getirmek için otoriterliği sistemin kalbine yerleştirmek için her şeyi yapmışlardır. Dinin itaat ve kuşku duymamak beklentisinden sonuna kadar yararlanmışlar ve bunu ‘kutsal’ın ayrılmaz bir parçası olarak sunmuşlardır. Başka bir deyişle, dindarlık otoriterliği zorunlu kılmaz; fakat güç sahipleri, dindarlığı iktidarlarının meşrulaştırıcı bir aracı olarak kullannaktan hiç kaçınmamışlardır.
Dindarlık ve Otoriterlik Arasındaki Bağlantı
Dindarlık, bireysel düzeyde ahlakî bir rehberlik sağlayabilir, ancak siyasal düzeyde kutsal olduğu iddia edilen otoriteye dayalı bir hiyerarşi oluştuğunda, itaat zorunlu hale gelir.
Araştırmalar, yüksek dindarlık düzeyine sahip toplumlarda:
-Otoriteye boyun eğme eğiliminin daha yüksek olduğunu (Altemeyer & Hunsberger, 1992),
-Farklı inançlara hoşgörünün görece düşük kaldığını (Norris & Inglehart, 2011),
-Cinsiyet ve kimlik eşitliği konularında daha muhafazakâr tutumların benimsendiğini göstermektedir.
Özetle, dindarlık otoriterliği zorunlu kılmaz; fakat otoriterler, dindarlığı iktidarlarının meşrulaştırıcı bir aracı olarak kullanabilirler, kullanmışlardır.
Sekülerlik, Dindarlık ve Demokrasi
Demokratik sistemlerin istikrarı, kamu alanının seküler karekterinin korunmasıyla mümkündür. Sekülerlik, din karşıtlığı değildir:
-İnançlar arasında resmî bir tercih yapılmamasıdır (yani devletin dini olmaz)
-Toplumun farklı inançları/dinleri olabilir (kültürel çoğulculuk) ilkesinin benimsenmesi,
-Tüm dinlere ve inançlara devletin ve kamu kuruluşlarının eşit mesafede durması; ayırım yapmaması; ayrıcalık tanımaması,
-İnananların, inançlarına ilişkin eğitim, hizmet ve ibadethane ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması, böylece dinin resmî (siyasî-idarî) alandan kültürel alana alınıp sivilleşmesi.
Resmen tercih edilen her inanç siyasallaşır ve otoritenin bir parçası olur. Ona bağlılık, siyasal otoriteye baş eğmek anlamına gelir.
Laiklik ilkesi hukukî bir yapıya kavuşturulduğu taktirde adaleti, resmî otoritenin tarafsızlığını ve hukukun üstünlüğünü korumak mümkün olur. Devlet, herhangi bir dini/inancı dayatmaz; şu ceya bu dinsel grubu ayrıcalıklı ve güçlü hale getirmez. Vatandaş, inancını veya inançsızlığını özgürce ve ahlâk kurallarına bireysel olarak uyma sorumluluğuyla yaşar.
Kamusal kararlar, akıl, bilim ve evrensel hukuk ilkelerine göre alınır. Dindar bireylerin demokratik bir sistemde varlığı, bu ilkelerle çelişmez; aksine, inancın vicdani boyutu daha öne çıkar, demokrasi zenginleşir.
Demokratik dindarlık, itaati değil sorumluluğu, dogmayı değil vicdanı, emir almayı veya zorunluluğu değil ortak aklı ve sorumluluğu yüceltir.
Sonuç
Din ile demokrasi arasında özsel bir çatışma yoktur; çatışma, dinin siyasal alandaki yorumu ve devlet-yurttaş; yurttaş-yurttaş ilişkilerinin nasıl kurulduğu ve işlediği ile ilgilidir.
Dindarlık, eğer bireysel bir ahlakî tutum olarak yaşanıyorsa, demokrasiyi besler; fakat iktidarın kutsallaştırılması ve mutlaklaştırılması biçiminde yaşanıyorsa, otoriterliği üretir ve yüceltir.
Bu nedenle bir toplumun demokratikleşmesi, sadece anayasa veya seçim sistemiyle değil, dinin nasıl anlaşıldığı, nasıl yaşandığı ve devletle (siyasetle) ilişkisinin niteliği ile de ilgilidir.
Sonuç olarak, din demokrasiyle bağdaşır; ancak dini mutlaklaştıran, dinî nitelik atfedilen iktidarlara mutlak itaat talep eden bir siyasal kültür demokrasiyle asla bağdaşmaz. Daha öz bir deyişle, “siyasallaşan din demokrasiyle bağdaşmaz!”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTSu Faturası… Bu Rakamlar Normal mi? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKalıcı Birliğin Demokratik Temelleri; Eşitlik, Özgür İrade ve Ortak Yaşam... 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünHakan Fidan izlenimleri… 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUOlayın bir de bu yönü var 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURFurkan günleri ve fitne zamanları 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kiras‘Hem siyaset hem ticaret’ milletin cebinden 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMülkün temeli... 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveci‘Gizli muhalifler’ billboardlara ilan vermiş 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBahçeli’nin sözü boşa düştü! 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİREN“Fevkaladenin fevkinde...” bir siyasi süreç 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanSiyasal İslamın uzun ve yavaş ölümü 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKürt meselesinde eskimeyen refleksler, sorunların çözüm ihtimali 14.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
9.01.2026
5.01.2026
24.12.2025
17.12.2025
11.12.2025
4.12.2025
25.11.2025
9.11.2025
4.11.2025