Doğu Ergil
Yine Batı bize kafa karıştırıcı bir kavram hediye etti: “Post-truth”. Bu deyiş, kelime anlamıyla “hakikat-sonrası” demektir; fakat “hakikatin bittiği dönem” anlamına gelmez.
Daha isabetli tanımı şudur: Post-truth, hakikatin toplumdaki belirleyiciliğini yitirdiği; duyguların, kimliklerin, aidiyetlerin ve propaganda tekniklerinin gerçeklerden daha etkili hâle geldiği bir dönemin adıdır.
Bu dönemde:
Hakikat değil, duygu ve algı yönetimi belirleyicidir.
Kanıt değil, tekrar kazanır.
Gerçek değil, “benim grubumun hissettiği gerçek veya inandığı hakikat” önemlidir.
Doğru bilgi değil, yaygın ve tekrarlanan bilgi güç kaynağıdır.
Yani mesele, yalanın artması değil; doğrunun sarsılması ve inandırıcılığını yitirmesidir.
Gerçek Sonrası (post-truth) çağının özellikleri
Bu çağın ayırt edici dört özelliği var:
Duyguların gerçeklerden daha etkili olması
İnsanlar bilgi aramıyor; duygularının, inandıklarının doğrulanması (emotional validation) arıyor.
“Bana hissettirdiği doğru geliyorsa o doğrudur” inancı gerçekliğin yerini alıyor; “gerçek mi?” sorusunun önüne geçiyor.
Bilginin parçalara ayrılması
Eskiden haber kaynakları azdı ve doğruluğu konusunda daha az kuşku vardı. Bugün herkes “haber üreticisi” ve bunların doğruluğu konusunda ciddi kuşkular var. Bu da doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi zorlaştırıyor.
Algı yönetiminin kurumsallaşması
Siyaset, medya, şirketler ve hatta bireyler için veri manipülasyonu çok yaygın. Seçici gerçekler, kurgu haberler (yalan da diyebilirsiniz) birer “araç seti”ne dönüşmüş durumda.
Hakikatin değil, kabullenilebilirliğin önem kazanması
‘Bu dönemde gerçeklere’ sadık olmak yerine, “kendi hedef kitlemi nasıl ikna edebilirim” kaygısı hakim oldu. Bu durum, habercilik araçları yanında haberler üzerinde kontrol, hatta tekel sahibi olmak hırsını tetikledi. Bu nedenle post-truth dönem, otoriterliğe çok müsait bir zemin oluşturuyor. Çünkü hakikati arayan değil, kendi hakikatini imal edip onunla tatmin olan toplumlar sahneye çıktı. Bu toplumların hakikatler ve günün gerçekleri konusunda ne kadar savunmasız ve kırılgan oldukları açık, çünkü toplumun üyeleri ortak bir gerçekliği paylaşma kapasitesini giderek yitiriyor.
Şimdi o kritik soruyu soralım: Post-truth çağına neden girdik?
Bu sorunun kısa yanıtı, “Küresel bir kırılma yaşandı o nedenle.” Nedir bu kırılmanın nedenleri? Üç neden özelikle belirleyici:
1-Dijital patlama ve bilgi anarşisi: Kimi uzmanlara göre internet, beklenenin tersine, bilgiyi demokratikleştireceğine çoğu zaman kaotikleştirdi. “Doğru bilgiye ulaşmak” yerini, “çok bilgiye ulaşmak” aldı. Oysa bunlar aynı şey değil.
2- Siyaset, kriz yönetiminden kimlik yönetimine yöneldi. Dünya genelinde siyaset; çözüm üretmek ve yapısal dönüşümler yerine duygusal manipülasyon ve kitle mobilizasyonuyla daha fazla ilgili.
3- Kurumlara karşı ciddi güven kaybı oldu.
Liyakatİn ihmali; kendi iktidarını ülke çıkarlarının üzerinde tutan yönetimlerin siyasette sorun çözümü ve yapısal reform değil, toplumu duygusal tatmine ulaştırmayı hedef almasıyla ekonomide kural dışı yatırım, tüketim ve yolsuzluk, sonunda da iflas kaçınılmaz oldu.
Gerçeklerle yüzleşmek ve hakikate ulaşmak yerine medyayı kontrole alıp toplumu sahte gerçekliklere inandırdılar. Bilgiden ve gerçeklerden korktukları için üniversiteleri kısırlaştırıp, nitelikli kadrolarını harcadılar. En büyük zararı da yargıyı, siyasetin (yönetimin) aracı haline getirerek adalet dağıtan değil, cezalandıran, yasaklayan bir iktidar aracına dönüştürdüler.
Var olan kurumsal yapıya güven azalınca insanlar, imal edilen ve duygularına hitap eden yapay hakikatlere yöneldiler. İşte “hakikat-sonrası” dönem veya dünya bu.
Türkiye bunun neresinde?
TÜRKİYE’DE POST-TRUTH: HAKİKATİN DEĞER KAYBI VE SİYASAL KÜLTÜR
Hakikatin parçalanması, ‘Oynanmış Hakikatler’ Ülkesi
Türkiye’de “gerçek”, çoğu zaman iktidar, muhalefet, kimlik, medya grubu tarafından yeniden tanımlanır hâle geldi. Bu da aynı olayın birçok yorumuna yol açtı.
Pekiyi, eskiden nasıldı? Aldatılmaz ve iktidarlarca kendi ‘doğrularına’ uygun yönlendirilmez miydik?
Bakalım:
-Devlet-merkezli hakikat geleneği:
Türkiye’de modernleşme tarihinin büyük kısmı “devletin hakikati” ile “toplumun hakikati” arasındaki gerilimle geçti. Buna araştırmacılar “merkez-çevre gerilimi” dediler. Cumhuriyet’in kurucu döneminde hakikat çoğu zaman yukarıdan tarif edildi; bu, post-truth’u doğuran zeminin erken bir biçimiydi: Hakikat, “resmî anlatı”ya göre doğrulanırdı.
Alternatif bilgi kaynakları tehdit olarak görülürdü.
Bu kültürel miras, günümüzde bilgi çoğaldıkça resmî otoritenin duygusal ve sembolik söyleme daha fazla sarılmasına yol açtı.
-Cemaatçilik → Duygu üstünlüğü
Türkiye’de siyasal aidiyetler rasyonel tartışmadan çok kimlik ve aidiyet üzerinden kurulur(du). Bu, post-truth’un “duygunun hakikatin önüne geçmesi” özelliğiyle örtüşür:
Sözün doğruluğu değil, “bizden mi?” olduğu önemsenir. Kanıt değil, aidiyet duygusu ağır basar.
– ‘Gürültülü siyasî merkez’ ile ‘suskun yurttaş’ arasındaki hep bir boşluk, hatta uçurum olmuştur.
Türkiye’de iktidarlar sesini yükselttikçe yurttaşın sessizliği artmıştır. Darbe ve sıkıyönetim dönemlerini düşünün. Bu durum hiç değişmemiştir.
Söz konusu sessizlik, hakikatin kenara itilmesi yerine imal edilmiş gerçeklik algılarının gelmesine neden olmuştur. Post-truth dönemini güçlendiren şeylerden biri de, hakikat arayıcılarının sahneden itilerek uzaklaştırılmasıdır.
Yakın Dönem:
a) 1990’lar: Enformasyonun karar(tıl)ması
Faili meçhuller, medya manipülasyonu ve kutuplaşmanın yükselişi, hakikatin parçalanmasının erken örnekleridir. Aynı olay hakkında üç farklı gazete üç farklı “hakikat” yazmaktan çekinmemiştir. Daha sonra 10’dan fazla gazete aynı başkıklarla çıkar oldu.
b) 2000’ler: Medya tekelleşmesi ve ‘duygusal siyaset’
Medyanın kutuplaşmasıyla birlikte bilgi, bir kamu hizmeti olmaktan çıkmış; bir tarafgirlik aracına dönüşmüştür. Verilen haberlerin doğruluğu değil, “bizim mahalleyi nasıl etkileyeceği” önemsenmiştir.
c) 2010 sonrası: Artık gerçekler değil, hikâyeleri önemsenmeye başlamıştır. Bu dönemde siyaset tamamen bir anlatı savaşına dönüşmüştür. Algı yönetimi siyaset yapmanın asli yöntemi olmuştur. Farklı anlam dünyaları oluşmuş ve insanlar aynı yerde aynı zamanda yaşamaz olmuştur. Bu atmosfer, Türkiye’yi “post-truth siyaseti”nin tipik örneklerinden hatta laboratuvarlarından birine dönüşmüştür.
SON DÖNEM ÖRNEKLER
Ekonomi tartışmalarında hakikatin buharlaşması
Toplumu derinden sarsan enflasyon konusunda bile, resmî kurumların açıkladığı verilerle toplumun yaşadığı gerçeklik arasında “hakikat aralığı” oluşmuştur. Yolsuzluk konusu tümden gündem dışıdır. Kıymeti kendinden menkul “fetvalar” (anayasal olarak bu laik bir devlettir) “yolsuzluk, hırsızlık değildir” mesajıyla yüzdürülmüştür.
Seçim kampanyaları: Hikâyelerin savaşı
Türkiye’de seçim süreçleri giderek “veri” ve “program”dan uzaklaşıp “duygusal bombardımana” ve niteliksiz tartışmalara dönüşmüştür. Her seçim döneminde gaz ve petrol bulunmuş, ‘yerli ve millî’ uçaklar semaları kaplamıştır.
Bir videonun, bir sloganın, tek bir fotoğrafın seçim sonucunu belirlemesi post-truth çağının tipik bir Türkiye örneğidir.
Sosyal medyada paralel evrenler
Türkiye’de X/Twitter, YouTube ve TikTok birbirinden kopuk gerçeklik alanları yaratmıştır. Ülkede, birbirine kapalı, anlaşamayan farklı toplum grupları doğmuştur. Hakikat, ortak bir buluşma zemini olmaktan çıkınca, diyalog ve uzlaşma da imkânsızlaşmıştır. Anlaşmazlıklar ve sürtüşmeler yıllarca sürmüştür.
Dış politikada ‘gurur verici hikâye milliyetçiliği’
Zorlu dış politika konularında tartışma çoğu zaman alandaki teknik veriler üzerinden değil, duygusal semboller üzerinden ilerlemiştir: Bayrak, onur, gurur, meydan okuma, geçmişin şanı ve fetih özlemi gibi ögeler, hakikatin değil duygusal yükselişin belirleyici olduğu bir zemini güçlendirmiştir. Bu durum biraz ümit, biraz hayal ama çokça gerçeklerle çelişen bir algıya yaslandığı için getirisi az, riski çok bir diplomasiye yol açmıştır. Diplomasinin önemli bir kısmı askeri güçle yürütüldüğünden bu da çok aktörlü ve çatışmalı bölgelerde ülkeyi sonucu kuşkulu maceralara sürüklemiştir.
Pekiyi, bu çağdan çıkış mümkün mü?
Evet; ama üç şeyin gerçekleşmesi şart:
Bağımsız kurumların olması ve baskı altında olmadan çalışması. Çünkü bunlar ülke ve dünya gerçeklerini günün iktidarından koruyan yapılardır.
Bilgi okuryazarlığı. Bu, doğru bilgiyi sahte veya ‘oynanmış bilgiden’ ayırabilen yurttaş demektir.
Şeffaflık kültürü. Her şeyin açık olması, yalanın maliyetini artırır ve yurttaşlar, yönetimlerin yanlışlarını düzeltebilir.
Türkiye, bugün bu üç alanda da zorluk yaşıyor; ama yönetim sürekli hata yapıp düzeltmemekte direndiği sürece toplumsal farkındalığın yükselmesi beklenenilir. Bu da hakikatlerle oynanmasını ve post-truth’un etkisi azalacaktır.
Şöyle bitirelim: Post-truth, hakikatin ölmesi değil, parçalanması ve etkisizleşmesidir. Bu çağda güç, hakikat üretmekte değil, hakikat duygusu (algı) üretmektedir.
Türkiye ise bu çağın hem mağduru, hem uygulayıcısı, hem de tipik bir örneğidir.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYADemokratik Toplum Paradigması ve Bölgesel Savaş Dinamikleri: ABD’nin İran’a Yönelik Saldırıları 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNİran’daki Teokratik Rejimin Çöküşü ve Ortadoğu’da Muhtemel Domino Etkisi 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanMahallemizin ‘iftar çadırı’ndan sahneler 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaABD ve İsrail'in hedefleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANTrump usulü savaş! 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya küresel ara buzul dönemde: Türkiye’nin geleceği nasıl belirlenecek? 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveci“Kamuoyu önünde konuşmayın” 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANYeni dünya düzensizliği 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanModern eşkıyalar artık her ülkenin kapısını çalabilir 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞDİLE GETİRİLMEYENLER… 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞOkullarda laiklik tartışmaları ve nesil yetiştirme gayretleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERUmut hakkı muhalefeti böler mi? 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasDindarların ‘ahlak’ problemi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKBir simulacra: “Kürtlerin niye kendi devleti olmamalı?” 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçTanıl Bora ve 'Cereyanlar'… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜstü çizilmiş kadınlar 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİOrtadoğu Batının Eseri ama Batıyı da Ortadoğunun kaderi bekliyor 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUHatırlama: 28 Şubat dönemi… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURTürkiye’nin en iyi giden işi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyanın cehenneme çevrilmesi mi isteniyor; savaş buna yarar… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezCDS priminin anlattıkları 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYÖcalan’dan ‘Kardeşlik Hukuku’ Çağrısı 28.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolDin ve laiklik 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYıkımın eşiğinde yeni bir dünya düzeni 27.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
9.01.2026
5.01.2026
24.12.2025
17.12.2025
11.12.2025
4.12.2025
25.11.2025
9.11.2025
4.11.2025