Hasan CEMAL
Bütün söz ve davranışlarıyla her istediğini yapabileceği, kimseyi dinlemek zorunda olmadığı mesajını veren bir Başbakan var sahnede...
Erdoğan’da anlaşılmaz olan, bir iç barış inisiyatifine öncülük ederken, barış sürecinin dostlarını olabildiğince birleştirme, düşmanlarını olabildiğince tecrit politikası uygulaması gerekirken, bunun tam tersini yapıyor olması.
Ankara'da AK Parti ve hükümetiyle işi olan insanların neredeyse tamamının bir resmî, bir de özel görüşü var. Hasbihâl ederkenotoriterleşme eğiliminden, tek adam siyasetinden, dış politikanın yönetiminden şikâyet edenler, televizyona çıktığında, gazeteye yazdığında, konferanslarda konuştuğunda ‘resmî görüşleri’ni anlatıyorlar.

Başbakan Erdoğan’ın yaşamakta olduğu güç kirlenmesi ne demektir? İktidar kibri ne anlama gelir? Bir başbakan demokrasilerde aklına eseni yapabilir mi?
Ülkede barış süreci için düğmeye basmış olan bir Başbakan’ın toplumu geren, uçlara iten, kutuplaştıran tavırlar alması hiç hayırlara vesile olabilir mi?
Tayyip Erdoğan’ı sevenler, yakın çevresini oluşturanlar acaba ona gerçek düşüncelerini söyleyebiliyorlar mı? Yoksa bir resmi, bir de özel görüşleri mi var? Bu durum ‘Erdoğan korkusu’ndan mı kaynaklanıyor?
Erdoğan’ın AK Parti’si artık merkez partisi değil mi? Erdoğan toplum mühendisliği ileMenderes ve Özal’dan koptu gidiyor mu?
Bu soruların yanıtlarını iki yazıda bulduğumu söyleyebilirim. İki yazı da dün Zaman gazetesinin yorum sayfalarında çıktı.
Biri Şahin Alpay’ın imzasını taşıyor, “Bu germe ve kutuplaştırma hayra alamet değil” başlığı altında. Diğeri İhsan Dağı’ya ait ve başlığında, “Erdoğan’ı seviyorsanız, ona gerçekleri söyleyin!” yazıyor.
Erdoğan’ın hallerini çok iyi yorumlayan bu iki yazının geniş birer özetini bugün köşeme alıyorum.
Bir demokraside bir başbakan neleri yapamaz?
Önce Şahin Alpay’ın yazısı…
“Türkiye’ye gerçekten büyük hizmetler yapan Başbakan Erdoğan, Haziran 2011 seçimlerindeAKP’nin oyların yarısını almasından bu yana, ne yazık ki, kimilerinin güç kirlenmesi dediği sendromu sergiliyor. Bütün söz ve davranışlarıyla her istediğini yapabileceği, kimseyi dinlemek zorunda olmadığı mesajını veriyor.
Başbakan muhalif, eleştiren basını susturamaz…
Medyayı yandaş patronlara peşkeş çekemez…
Sosyal medyayı bela olarak göremez…
Uludere faciasının sorumlularını Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybedemez…
Türk usulü başkanlık adı altında otoriter bir rejim getirmeye kalkışamaz…
Sayıştay denetiminden kaçamaz…
Halkın üçte ikisinin istemediği nükleer santralleri yaptıramaz…
Alkollü içki kullanan herkesi ayyaş, alkolik diye aşağılayamaz…
Sigara içen herkese ‘zehir odaları’nı gösteremez…
Alevileri umursamadan Üçüncü Boğaz Köprüsü’ne Yavuz Sultan Selim adını veremez…
Deprem beklediği için açık meydanlara, betonlaştığı için nefes alacak yeşil alanlara ihtiyaç duyan İstanbul’da Taksim Gezi Parkı’na (hele mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen) Topçu Kışlası, üstelik bir de cami yapacağım diyemez…
Her türlü protesto gösterisini biber gazıyla, orantısız şiddetle bastırmaya kalkışamaz…
Yüz binleri, ‘Ben de karşınıza 1 milyon çıkarırım!’ diye tehdit edemez…
Barış süreciyle bağdaşmayan…
Bütün bunları yaparsa, biriken tepkiler, geçen hafta içinde görüldüğü gibi, yalnız İstanbul’da değil, 60-70 şehirde iktidara karşı, hemen her çevre ve eğilimden yurttaşı bir araya getiren öfke patlamasına yol açar.
Anlaşılmaz olan, Sayın Başbakan’ın büyük bir iç barış inisiyatifine öncülük ederken, barış sürecinin dostlarını olabildiğince birleştirme, düşmanlarını olabildiğince tecrit politikası uygulaması gerekirken, bunun tam tersini yapıyor olması.
Hayret doğrusu.”
Erdoğan'ı seviyorsanız ona gerçekleri söyleyin!
Ve İhsan Dağı’nın yazısının özeti…
“Türkiye, son dönemde önemli bir normalleşme süreci yaşıyordu. On yıl öncesinin kısır tartışmaları büyük ölçüde tükenmiş, laiklik-dindarlık gibi yıkıcı bir tartışma bile geride kalmıştı.
Başörtüsü sorunu pratik düzeyde bitmiş, toplumsal gerginliğin ve çatışmanın sembol konusu olmaktan çıkmıştı.
Sonuçta, dindar ile laik yaşam biçimlerinin bir arada çatışmadan yaşayabildiği bir döneme ulaşmıştık. Başörtüsü de, dindarlık da, hatta Alevilik ve laiklik de normalleşmeye, öteki tarafça doğal görülmeye başlanmıştı.
Dahası, ‘Kürt sorunu'ndan Kürt barışına doğru yol almaya başlamıştık.
Demokratik yeni anayasa derken otoriterlik…
Böyle bir zeminde yeni anayasa yerine otoriter tınılar taşıyan başkanlık önerisi, çoğulculukyerine çoğunluğun kimliğini, yaşam biçimini ve ahlak anlayışını devlet gücüyle azınlığa dayatan bir yeni toplum mühendisliği çıktı karşımıza.
Böyle bir ortamda Gezi Parkı tepkisini marjinal grupların ideolojik dogmatizmi veya kökü dışarıda komplolar olarak nitelemek çok yetersiz kalır.
Başbakan, muhalif görüş belirten veya hükümeti protesto eden herkesi marjinal olmakla itham ederken, asıl kendisinin artık ne kadar ‘merkez'i temsil ettiğini sorgulamalıdır. Söylem ve siyasetiyle Erdoğan ‘merkez'den uzaklaşmaya başlamıştır.
Muhaliflere karşı ‘onun yüz bin topladığı yerde ben 1 milyon insan toplarım' veya ‘biz yüzde elliyi evlerinde zorla tutuyoruz' sözleri bir ‘merkez partisi' liderinin söyleyeceği sözler değildir.
Ne parti, ne de lideri, 2002 ve özellikle de 2007 sonrası inşa ettiği ‘merkez' kimliği muhafaza ediyor.
Artık Menderes de değil, Özal da değil…
27 Nisan günlerinde Menderes, Özal ve Erdoğan'ı aynı paranteze alıp demokrasinin yıldızları ilan eden görüntünün bugün maalesef bir karşılığı yok. Ne Menderes'in, ne de Özal'ıntoplum mühendisliği projeleri vardı. Onların dertleri biraz kalkınma, biraz demokrasiydi. Kafalarında devlet eliyle ideal toplum kurma diye bir davaları yoktu.
AK Parti bu yönüyle Menderes ve Özal çizgisinden hızla uzaklaşıp, devlet kaynakları ve otoritesiyle siyaseten üzerine yaslanacağı kendi ‘ideal toplum’unu inşa etme gayretinde olanideolojik bir parti kimliğine büründü.
Ancak AK Parti tabanının en az üçte biri merkez sağın hizmet ve serbestiyet çizgisinden kimlik ve toplum mühendisliği pozisyonuna savrulan AK Parti'de durmakta zorlanacaktır.
Zorlanacaktır, çünkü Erdoğan bugün ne Menderes'e, ne de Özal'a benziyor.
Partiyle toplum aynı değil!
Toplum partiye benzemez, partide oluşan havayı siz tüm topluma yaymaya, partililerden gördüğünüz itaati tüm toplumdan beklemeye başlarsanız yanılırsınız. Olmaz...
Toplum öyle yukarıdan aşağıya disiplinize edilecek bir şey değildir. Dün de değildi; zaten AK Parti'nin varlık nedeni de toplumu disiplin altında, tek bir görüşün egemenliği, birkaç kurumun vesayeti altında tutma girişimine gösterilen tepkiydi.
Şimdi tüm toplumu, medyayı, iş çevrelerini parti disiplini altına almaya çalışmak doğru mu? Bırakın doğru olmayı, bu mümkün mü? Ancak kapalı toplumlarda olacak durumlar söz konusu.
Resmi görüş, özel görüş!
Ankara'da hükümetle bir şekilde işi olan insanların neredeyse tamamının bir resmî, bir de özel görüşü var. Hasbihâl ederken otoriterleşme eğiliminden, tek adam siyasetinden, dış politikanın yönetiminden şikâyet edenler, televizyona çıktığında, gazeteye yazdığında, konferanslarda konuştuğunda ‘resmî görüşleri’ni anlatıyorlar.
İnsanları ikiyüzlü olmaya zorlayan bir hava, hegemonik bir iktidar var. Düşüncelerini inandıkları gibi ifade edemeyenlerden oluşan bir ‘çevre’nin kimseye hayrı olmaz, başta da iktidara...
Erdoğan'ı seviyorsanız gerçekleri söyleyin ona.”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024