Hasan CEMAL
ASKER SORUNU DEYİNCE... 1
Asker ve darbeleri ya da ‘askeri vesayet’, demokrasinin ikinci sınıf kalmasında belirleyici rol oynadı. Şimdi bu sistem çözülüyor. Türkiye, Ak Parti iktidarıyla birlikte hukukun üstünlüğünü sevmeyen bu sistemin çözülüşünü ve sancılarını yaşıyor.
Asker, Türkiye’yi hep koskocaman bir kışla olarak gördü.
Bu kışlada disiplin olacaktı.
Tek tip insan olacaktı.
Tek tip düşünce olacaktı
Herkes Atatürkçü olacaktı bu kışlada.
Herkes Türk olacaktı.
Farklılığa izin yoktu. Bu kışla, torna tezgâhı gibi çalışacaktı.
Elinde çekiç olan, nasıl her şeyi çakılacak çivi gibi görürse, asker de tankla, topla her şeyi tepeden bastırarak şekillendireceğini sandı.
Kurtarıcı olarak gördü kendisini.
‘Sivil’e, hele politikacıya hiç güven olmazdı. Askerin gözünde ‘başıbozuk takımı’ydı siviller...
Toplum da kendi başına bırakılamazdı. Kız ya davulcu ya da zurnacıya gider misalindeki gibi, toplumun başında da hep eli sopalı, silahlı bir gücün olması gerekirdi.
O güç de askerdi.
Asker, topluma hep hiç büyümeyen çocuk muamelesi yaptı. Halkın seçim sandığına yansıyan iradesinden hiç hoşlanmadı. Milletin oyuna derin kuşku besledi.
Gerçek onun tekelindeydi
Doğruları ancak o bilirdi.
Bunlardan sapılmaması için kırmızı çizgiler çekti siyasetin etrafına. Siyaseti dar alana hapsetti. ‘Büyük kararlar’ı her zaman kendine ayırdı, ‘küçükler’i ise lütfen siyasetçilere bıraktı.
Siyasetçileri hep küçümsedi.
Halka ‘tepe’den baktı.
Özellikle 1960’taki 27 Mayıs darbesinden sonra toplumdan kendisini gitgide tecrit etti. Bir fildişi kule inşa etti, onun içine çekildi.
Askerin dünyası ayrıcalıklı bir dünyaydı.
Lojmanlarıyla, yaz kamplarıyla, hastaneleriyle, alışveriş merkezleriyle, OYAK’larıyla, güvenlikli alanlarıyla, hatta kendi yargı düzenleriyle, mahkemeleriyle gerçekten ayrıcalıklı bir dünyaydı.
Asker bu dünyasına, kendi ‘sırça köşkü’ne çekildiği için toplumdan kopmaya başladı.
Dünya ve Türkiye’deki ‘değişim’i özellikle soğuk savaş sonrasında okuyamadı. Miadı dolmuş ‘ezberleri’ni yenilemediği için değişimi anlayamadı.
Ve ‘değişim’den korktu.
Her şeyi kendi ‘ezberi’nin penceresinden görmeye, her şeyi kendi ‘klişesi’ne göre değerlendirmeye çalıştığı için toplumsal gelişme ve farklılaşmalar askeri korkuttu.
Çünkü onun dünyası ‘kışla’ydı.
Emir demiri keser dünyasıydı.
‘Torna tezgâhı’ndan çıkmış, tek tip saç tıraşı olmuş, tek tip giyinmiş, tek tip düşünen, hiç sorgulamayan, emredersin komutanım diye bağıran emir kullarının dünyasıydı askerin dünyası...
Asker, bu ‘kışla düzeni’ni Türkiye’nin sırtına da giydirmeye çalıştı. Bunun için çizdiği ‘kırmızı çizgiler’in çiğnendiğine inandığı zamanlar, tıpkı kışladaki gibi mıntıka temizliği yaptı Türkiye’de.
Tankları yürüttü.
Muhtıralar verdi.
İdam sehpaları kurdu.
Siyaset yasakları koydu.
Kısacası:
Sandıkla geleni silahla götürdü!
Kaç kez yaşandı bu.
Her seferinde de, anayasal ve yasal düzenlemelerle sivil siyasetin alanını biraz daha daralttı, kendi ‘kırmızı çizgileri’ni biraz daha koyulttu ve rejimin tepesindeki kendi konumunu biraz daha güçlendirdi.
Bunun adı, ‘askeri vesayet’ti.
Eli silahlı bir siyasal parti gibi, devlet içinde devlet gibi hareket etti asker.
Seçimle gelmiş sivil otoritenin yetki alanı içinde olan, olması gereken bazı temel konular ya da sorunlar, Genelkurmay karargâhında her zaman en geniş şekilde izlendi, son söz söylendi.
Yıllar boyu hiç değişmedi bu.
Asker, darbe dönemlerinde yargıyla, üniversiteyle, sivil bürokrasiyle oluşturduğu -kurumsal olan ya da olmayan- bağlarla hükümetleri, meclisleri her zaman kontrol altında tuttu.
Bir başka deyişle:
Demokrasilerde tam tersi geçerliyken, Türkiye’de devlet, halkın oyuyla gelen organlardan her zaman daha güçlü oldu. Bu çekirdeğin içindeyse asker vardı, elinde silahıyla...
Kürt sorunu askerin tekelindeydi.
Kıbrıs’ta son söz onundu.
Avrupa Birliği’nde durum pek farklı değildi.
Üniversite düzenini 12 Eylül’de YÖK’le kışla düzenine çeviren oydu.
Yargıya ilişkin düzenlemelerin kritik düğümlerini hep asker attı ya da attırdı.
İnsan haklarıyla özgürlüklerin kolunu kanadını kıran adımların arkasında duran güç de askerden başkası değildi.
Kısacası:
Asker ve darbeleri -ya da askeri vesayet- Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin ikinci sınıf kalmasında belirleyici rol oynadı.
Şimdi bu sistem çözülüyor.
Türkiye, 2000’li yıllarda Ak Parti iktidarıyla birlikte demokrasi ve ‘hukukun üstünlüğü’nü sevmeyen bu sistemin çözülüşünü ve sancılarını yaşıyor.
Yarın da bu konuya devam.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024