Hasan CEMAL
Siyaset meydanında atış serbest!
7 Haziran’da bir ‘kabus’tan uyandığımız için öyle.
Artık siyaset konuşuyoruz, tartışıyoruz.
7 Haziran sonrası siyasetin alanı genişledi.
‘Tek adam’ı tartışmaktan gına gelmişti.
Siyaset izleyen ‘gazeteci milleti’nin de yüzü gülüyor.
Özellikle Ankara gazeteciliği yıllar sonra canlanmaya başladı.
Başkentte politika kulisi hareketleniyor, TBMM’nin loş koridorları yeniden renkleniyor.
Neden mi?
Saray’daki Sultan’ın hayaleti siyaset meydanını ufak ufak terk etmek zorunda kalıyor da ondan...
Gazetecilik yeniden nefes alıyor
TBMM’deki yemin töreni de rengârenkti.
Meclis’te temsil yelpazesi son derece genişlemişti.
Özellikle kadın milletvekillerinin sayısında -tabii HDP sayesinde- artış oranı çarpıcıydı.
Kiminin başı açık, kiminin örtülüydü.
Pantolonlu kadın milletvekilleri de dikkat çekiciydi.
Bu arada kimileri yumruğunu havaya kaldırarak ant içti.
HDP’den ‘Sayın Öcalan’ da en genç milletvekili olarak Başkanlık Divanı’ndaki yerini almıştı.
Gazeteci milleti yeniden kulislerde haber aramaya başladığı için, istediği gibi soru sorup tartışma konuları açabildiği için hayatından memnun gözüküyordu.
Evet, bu durum özgürlük diye de nitelenebilir.
Abartıyor muyum?..
Gazeteciliğin Saray tarafından fena halde sindirildiği bir dönemi arkamızda bırakıyoruz.
Bu nedenle, şu sıralar bazı abartılı durum değerlendirmeleri biraz hoş görün.
Kenarından döndüğümüz uçurum çok derindi
Yoksa sorunlar elbette dağ gibi...
Ama sorunlar bir tek adam iktidarında derinleşecekti.
Unutmayın.
7 Haziran’da uçurumun kenarından döndük.
Bu öncelikle HDP’nin yüzde 10 barajını yerle bir etmesiyle gerçekleşti.
Yaşanan tehlikenin büyüklüğü ileride daha iyi anlaşılacak.
Saray’daki Sultan’ın demokrasi, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk ve rüşvet, israf ve görgüsüzlük, Suriye başta olmak üzere dış politika,çözüm süreci gibi temel meselelerde bu memlekete ne büyük kötülükler yaptığı zamanla çok daha iyi görülecek.
Bugün ‘koalisyon’u tartışıyoruz.
Uzlaşma, diyalog ağır aksak da olsa yeniden gündeme giriyor.
Bu yüzden iyimserim.
7 Haziran’ın AKP’ye çıkardığı rota
Türkiye yüzünü yeniden demokrasiye, özgürlüğe, barışa dönüyor.
Sonrasının da kolay olmadığını biliyorum.
Ama salı günü TBMM bahçesinde şen şakrak işlerini yapmaya koyulmuş meslektaşlarımı televizyon ekranlarından izlerken mutlu oldum.
Türkiye’de yeni bir dönem, bir demokrasi ve özgürlük dönemiaçılabilir.
Ya da gerçek ‘yeni Türkiye’nin yoluna taşlar döşenebilir.
İnanıyorum, inanmak istiyorum buna.
Siyasette ‘normalleşme’ye ilişkin sinyaller yeniden yanıp sönüyor.
Bu bakımdan 7 Haziran çok önemli bir başlangıç oldu.
Şimdi önemsediğim bir başka konuya gelince...
Bu da AKP ile ilgili.
AKP, Erdoğan’a mesafe koyabilecek mi?
Erdoğan’ın anayasal sınırları içine çekilmesini sağlayabilecek mi?
Hukuk konusunu ciddiye alacak mı?
Yolsuzluk dosyalarını açacak mı?
‘Çözüm süreci’ni önemseyecek mi?
Suriye başta olmak üzere dış politika alanını yeniden düzenleyecek mi?
Ekonomide yapısallar konusunu akla getirecek mi?
Kısacası:
AKP 7 Haziran’dan gerekli dersleri çıkartabilecek mi, yani Tayyip Erdoğan’ı yerli yerine oturtabilecek mi?
Yazımı noktalarken, özellikle AKP’lilerin Nilüfer Göle’nin şu satırlarını dikkatle okumalarını diliyorum:
8 Haziran sabahı arkamızda ne bıraktık?
Seçim sonrası ilk göze çarpan, rahatlamış bir toplum, daha iyimser insanlar.
8 Haziran sabahı toplumun psikolojisi değişmişti.
Seçim öncesi siyasi bahisler çok yüksekti.
Bu da sinirleri germiş, demokrasiyi zor bir teste tabi tutmuştu. Otoriterleşme sarmalı, tek parti iktidarı, HDP'nin barajı geçememe durumu, seçimlerde hile yapılacağı söylentileri...
8 Haziran sabahı uyandığımız Türkiye tüm bunları geride bıraktı.
Toplum, çok partili sisteme geçtiğimizden beri, devletin elinin ağırlaşmasına karşı, birçok kez olduğu gibi,demokratik refleks verdi.
Tek aktör patolojisine karşı tepki verdi.
Farklı coğrafyalardan gelen akıntılar
AKP oyların yüzde 40'nı almasına rağmen, Türkiye üzerindeki gelecek vizyonunu kaybetti.
Siyasal ajandayı tek başına belirleme becerisini yitirdi.
Artık Türkiye’yi, Putinvari otoriter rejimlerle, oryantal despotizm modelleriyle ya da Mursi ve Müslüman Kardeşler'le eş kader tutan söylemlerle açıklayamayız. Türkiye otoriter rejimlerin kaderini mi paylaşıyor diye haklı olarak endişelenirken, İspanya ve Yunanistan gibi Avrupa’nın güneyiyle benzerlikler gösteren siyasi bir kültürel havzanın parçası mı oluyor sorusu akla geliyor.
Nitekim Gezi ruhu gibi, İspanya’daki Podemos “kızgınlar” hareketi de siyasete damgasını vurdu.
Bu rüzgarı arkasına alan kadın siyasetçiler, Barcelona veMadrid belediye başkanlıklarına seçildiler, muhafazakâr adayları yendiler.
En azından farklı coğrafyalardan gelen birçok siyasi akıntının birbiriyle yarıştığı bir Türkiye var karşımızda. Bu da yeniden Türkiye farklılığına daha duyarlı olmamız gerektiğini gösteriyor.
‘Hakikat rejimi yok oldu’
AKP, 2003'te bir yandan radikal İslamcılık hareketini yeni bir siyasi partiye dönüştürürken, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin uyum sorumluluğunu, reformlarını üstlenmişti.
Giderek Avrupa çapası yok oldu. Bunda Avrupa'nın hatalarını göz ardı etmeyelim.
Buna rağmen ben Türkiye'de demokratikleşme ivmesinin devam edeceğine inandım.
Ancak AKP güçlendikçe devlet partisi oldu, etrafında fırsatçılar oluştu, aydınlar, medya, sivil toplum kuruluşları tek telden yüksek sesle konuşmaya başladılar.
Dahası kurumlar aşındı.
Derin devlet içinde derin devlet söylemleri, bağımlı yargı vs. hakikat rejimi yok oldu.
Neden ve nasıl bir şeyler kötü gitmeye başladı?
Yakın tarihimizin daha soğukkanlı bir mercekten araştırmasını yapmamız gerekiyor. (Selin Olgun söyleşisi, Cumhuriyet)
İlk adım
Yazımı noktalarken, Nilüfer Göle’nin şu sözlerinin altını bir kez daha çiziyorum:
“AKP güçlendikçe devlet partisi oldu, etrafında fırsatçılar oluştu, aydınlar, medya, sivil toplum kuruluşları tek telden yüksek sesle konuşmaya başladılar. Dahası kurumlar aşındı. Derin devlet içindederin devlet söylemleri, bağımlı yargı vs. hakikat rejimi yok oldu.”
AKP devlet partisi olmaktan kurtulabilir mi?
AKP’nin bunu başarabilmesinin ilk adımı, kendisini devlet partisihaline getiren Tayyip Erdoğan’la arasına mesafe koymasıdır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024