Hilâl KAPLAN
Bundan yaklaşık üç yıl önce, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz hakkında soruşturma başlatılmasına izin vermişti. Ergenekon davasının hayatî öneme sahip olduğunu bilen insanlar olarak Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenlerin Öz’ün de başına gelmesinden ve davanın Şemdinli davasında olduğu gibi akamete uğramasından endişe duymuştuk. “Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur-De” girişiminin öncülüğünde Beşiktaş’ta bir basın açıklaması yapmış, “Tanırız, iyi savcıdır” ve “Savcımıza dokunma” gibi pankartlar taşımıştık. Savcı Öz olur da bu satırları okursa, o eyleme katılmış birinin geldiği noktayı görmesi açısından üç yıl önceyi hatırlatma ihtiyacı duydum. Çünkü Ergenekon davası ve savcıları dün de önemliydi, bugün de... Çünkü bu dava, bu ülkenin tüm mazlumlarının davası...
Ben kendimi gazeteci olarak tanımlamıyorum. O yüzden herhangi bir meslekî dayanışma duygusu içinde bu cümleleri yazmıyorum. Öyle olsaydı birkaç hafta önce Soner Yalçın ve OdaTV için “‘O da’ mı muhalif” diye sormazdım. Ergenekon’un medya ayağı olduğuna dair hiçbir şüphem yok. 28 Şubat süreci bu tür yapılanmaların medya ayağı olduğuna dair en sarih örnek olarak hafızalarımızdaki yerini koruyor. Kalemini kirli amaçlar için satan yazarların olabileceğine dair de hiçbir şüphem yok. Ergun Poyraz’ın JİTEM’den maaş aldığına dair tutanakların gün yüzüne çıkması da bunun yakın zamanda ortaya çıkan bir örneği olarak önümüzde duruyor.
Ahmet Şık ile kişisel olarak da hiçbir tanışıklığım yok. Yani “Tanırım, iyi çocuktur” demiyorum. Ancak faili meçhullerden işkence suçlarına kadar daha Ergenekon’un adı konmamışken bize Ergenekon’u tarif etmiş bir gazeteci olduğunu biliyorum. Ergenekon davasının başından beri Ergenekon’un varlığını ikrar ve tavzih eden çalışmalar yapmış bir gazeteci olarak Kırk Katır-Kırk Satır kitabıyla örgütün içyüzüne ışık tutmaya çalıştığını biliyorum.
Bu yüzden bir zamanlar “Tanırım, iyi savcıdır” demiş olan ben, bugün aynı tavırla bizi susmaya davet edenleri anlamakta güçlük çekiyorum. Ahmet Şık’ın geçmişine vurgu yaparak Ergenekon’a üye olmaktan tutuklanmasını eleştirenlere Şemdinli davasındaki Yaşar Büyükanıt muamelesi yapılmasını tuhaf buluyorum. Hatırlarsınız Şemdinli’de Umut Kitabevi’ne yapılan bombalı saldırıda suçüstü yakalanan JİTEM elemanları, “JİTEM yoktur” diye ısrar eden Genelkurmay’ın başkanı tarafından aklanmaya çalışıldığında haklı olarak tepki gösterilmişti. Çünkü o “iyi çocuk”lar yakından tanınıyordu. Üstelik suça dair bırakın “kuvvetli şüphe”yi, bir “suçüstü” mevzubahisti. Şimdi de tepki var, çünkü sanık olarak lanse edilen kişinin geçmişi gözönünde bulundurulduğunda bu sefer tutuklama kararının meşruluğuna dair bir “kuvvetli şüphe” mevcut. Yani ne Ahmet Şık JİTEM elemanı, ne de Ergenekon davasının önemine inanıp tutuklamaları eleştirenler “JİTEM yoktur” diyen Genelkurmay Başkanı... Bu akıllara zarar analoji bir yana, neredeyse tüm kariyeri Ergenekon’un marifetlerini ve “iyi çocuk”ları deşifre etmek olan bir gazetecinin o örgüte üyelik suçlamasıyla tutuklanmasını bizzat Ergenekon’un bertaraf edilmesinin gerekliliğine inananların eleştirmesinden daha doğal ne olabilir? “Beşer şaşar”a savcılar da dâhil değil midir?
Ergenekon davasına gelene kadar sanık haklarını veya basın özgürlüğünü savunmak aklına dahi gelmeyen ikiyüzlüleri bir yana koyun; Ergenekon örgütü sapasağlam ayakta olsaydı, bir numaralı hedef yapacağı isimler bile bu “kuvvetli şüphe” dâhilinde itiraz ediyorlarsa, ortada davanın gidişatına dair kayda değer bir endişe var demektir. Savcılar ve savcılara iman etmiş gibi gözüken gazeteciler bu endişenin hem ulusal hem de uluslararası yankılarını dikkate alıp mevzuya hak ettiği hassasiyetle yaklaşmalılar diye düşünüyorum.
Ancak mevcut duruma baktığımızda gazetecilik faaliyetleri yüzünden tutuklanmadıkları söylenen gazetecilere, yazdıkları haber ve kitaplar dışında neredeyse hiçbir şey sorulmadığını görüyoruz. Gizli deliller olduğu söyleniyor, yasal çerçevenin gerektirdiği müddet kadar beklemeye razıyız. Ancak bir de Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’den muhtıra gibi bir açıklama geliyor ve şöyle deniyor:
“Esasen Cumhuriyet Savcılığımızın hukuksal gereklilikler dışında herhangi amaç ve saikla hareket ettiğinin / edeceğinin kabulü ve kamuoyunun bu yönde asılsız değerlendirmelerle yönlendirilmeye çalışılması, büyük bir titizlik ve ciddiyetle yürüttüğümüz soruşturmaya zarar vereceği gibi adı geçen terör örgütünün hedef ve amaçlarına katkı sağlayacağı da açıktır. Bu istikametteki yayınlar tarafımızca özenle izlenmekte, hassasiyetle değerlendirilmektedir.”
Kendilerini eleştiren gazetecilerin örgütün çıkarlarına hizmet ettiği; bu gazetecilerin de hassasiyetle takip edildiğini belirten bu açıklamanın özeti şudur: İkinci bir emre kadar Ergenekon savcılarını eleştirmek düşünülemez, düşünülmesi teklif dahi edilemez. Yoksa maazallah “özenle izleniriz, hassasiyetle takip ediliriz”. Benzer mahiyette bir açıklama Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılmış olsaydı “medyaya muhtıra” olarak değerlendirilirdi. Keşke Zekeriya Öz, “hepimizin davası” olarak gördüğüm bu davanın yürütülmesindeki bazı yanların eleştirilmesini “Ergenekon savcıları yıpratılıyor”dan daha farklı bir psikolojiyle ele almış olsaydı...
Ezcümle, umarım Sayın Savcı Öz, dün “Tanırım, iyi savcıdır” diyenlerin bugün neden “Tanırım, iyi gazetecidir” deme ihtiyacı duyduğunu biraz olsun anlamaya çalışır...
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2019
27.05.2019
6.05.2019
1.05.2019
29.04.2019
24.04.2019
16.04.2019
15.04.2019
12.04.2019
8.02.2019