Cafer Solgun
Barış, yeni bir durumdur. Yeni bir sayfa açmaya cesaret etmektir. Barışı kaçınılmaz bir ihtiyaç haline getiren gerçeklerle yüzleşmek ve onları aşmak kararlılığıdır. Sağlam bir irade ve beraberinde sabır, gereğinde “baldıran zehiri içmek” kararlılığıdır…
Barış, kuşkusuz savaşan taraflar arasında olur. Şartlarını olgunlaştırmak adına başlangıçta gizli saklı, kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerle ilk adımlar atılır, asgari bir mutabakat sağlandıktan sonra ise açık ve şeffaf bir süreç izlenerek inşa edilir.
Barışın kaçınılmaz bir “ihtiyaç” haline gelmesi, sübjektif olmaktan ziyade objektif bir gerçekliktir. Özünde tarafların birbirini yok edememesi, uzayan savaş ve çatışma halinin beraberinde getirdiği maddi ve manevi bedellerin giderek daha çok ağırlaşması ve taşınamaz hale gelmesi, savaş halinin başka güçlerin doğrudan veya dolaylı çıkarlarına hizmet etmeye başlaması gibi nedenler vardır.
Lafı dolandırmadan ve demogoji, hamaset yollarına sapmadan, yüksek sesle düşünelim.
Öncesi de olmakla beraber bir devlet düşünün ki 40 yıldan fazla bir süredir “terör” olarak adlandırdığı bir “mücadele” yürütmektedir. “Terörle mücadele” en büyük önceliğidir ve mücadele ettiği “terör” önemli bir halk desteğine sahiptir ve ciddi silahlı mücadele yürütme imkânlarına sahiptir, başka ideolojik, siyasi araç ve imkânları da vardır. Yıllardır “son terörist öldürülünceye kadar” denilmiştir, güvenlikçi politikalar esas alınmıştır, hatta devlet “rutin dışına” da çıkmış ve aleni insanlık suçları, savaş suçları işlemekten geri durmamıştır. Ülkenin ekonomik kaynakları bu “mücadeleye” hasredilmiştir. Binlerce kişi hayatını kaybetmiş, sakat kalmış, insanlar “şehitler ölmez ülke bölünmez” hamaseti yapılarak neticede acılarıyla baş başa bırakılmışlardır. Örgütün lideri yakalanmış ve tecrit şartları altındaki mahpusluğu süresince bilindiği kadarıyla devleti zorlayacak herhangi bir direniş göstermemiş (açlık grevi vb.), gayet “uyumlu” bir pratik sergilemiştir. Sonuç alınamamıştır.
Çünkü sorun “terör” değil, Kürt sorunuydu, devletin inkâr siyaseti hükmünü sürdürdüğü müddetçe de gerçek manada çözülmesi mümkün olamazdı ve olmamıştır…
Örgüt açısından da durum daha az vahim değildir.
Halkın özverisi, direnişi vardı. Binlerce insan öldü. Binlercesi sakat kaldı. Binlerce insan işkence gördü, hapsedildi. Evleri başına yıkıldı. Binlerce köy yakılıp yıkıldı. Binlerce genç dağa çıktı. “Dava” için öldü, öldürdü. Bu desteği temsil yükümlülüğü altında olanlar, yeri geldi devletin ne kadar “gaddar” olabileceğini hesap edemediklerini söylediler ama meslek haline getirdikleri “nomenklatura” imtiyazlarından da vazgeçmediler. Herhangi bir eleştiriye tahammül etmeden tecrit şartlarında mahpus yatan Öcalan’ı “başmüzakereci” ilan etmek dışında kayda değer bir politika üretmediler. HDP 7 Haziran 2015 seçimlerinde parlamentonun üçüncü partisi oldu, kilit parti konumu elde etti, çözüm süreci yıpranmış ve tökezliyor olsa da halen sürüyordu ve bu gelişmeye (siyasete) fırsat tanımak yerine “devrimci halk savaşı” ilan ettiler. Sırf 2015-2016 yılları arasında içlerinde siviller de olmak üzere binlerce insan hayatını kaybetti. Sur, Cizre, Nusaybin sokaklarında ellerine silah tutuşturulmuş binlerce çocuk ve genç teslim olmaktansa ölmeyi tercih etti, öldü… Bu anlayış ve pratikle somut ve nihai herhangi bir sonuç elde edilemezdi. Her yıl ilan etmeyi alışkanlık haline getirdikleri “Zafer yılı”, “Final yılı” hamaseti de artık kimseyi etkilemiyordu…
Bunları söyleyince “kötü” oluyorsun. Devletin gözünde de, aklını fikrini askıya almış müritlerin gözünde de. Beis yok.
Fakat işte gözlerini kapatmak veya devekuşu taklidi yapmakla gerçekler buharlaşmış, yok olmuş olmuyor…
Başa dönersek… Kürt sorununun kalıcı, nihai, onurlu çözümü adına barış, kaçınılmaz bir ihtiyaç ve sorumluluk haline gelmiştir. Tarafların sözcülerinin bazen ifade ettikleri gibi “tarihi bir fırsat” söz konusudur ve ne hamasete ne ucuz demagojilere ne de “farklı” senaryolara kurban edilmelidir. Yeter…
Meselenin, ciddiyet ve sorumluluk gereği açıklık, şeffaflık noktasına gelmesi ve barış fikrinin halka mal edilmesi, bu bağlamda “hassasiyetler” boyutu var bir de. “Türkiyeli değil Türküm!” kampanyası yürütenlere şimdiden duyurmuş olayım. Haftaya…
***
Birinin belini büker, birinin mülkünü yıkar; birinin yaşını döker, var gücüyle üzer ölüm. (Yunus Emre)
Her ölüm erken ölümdür. Onun ölümü gerçekten erken ve haksız bir ölümdü…
Ablam Sıdıka Solgun Saro’nun vefatı nedeniyle arayan, soran, yazan, acımızı paylaşan tüm akraba, dost ve arkadaşlara teşekkür ederiz. Acı paylaşıldıkça diner, denir. Sağ olun.
Yazarlar
-
Akın ÖZÇERDemokratların çilesi 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunBarışın kaçınılmazlığı… 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyaset kulislerinde konuşulan baskın seçim senaryosu… 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENBüyük hesaplaşmaya doğru 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞSıfır oranlı gelir vergisi neden uygulanmıyor? 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKomisyon yol temizliği için harekete geçmeli 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİTasarruf edilecek makam aracı bulunamamış mı yani? 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuAnkara neden huzursuz? 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYATürk futbolunun acı gerçeği: Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRCezaevinden yükselen çığlık: Yaşamak istiyorum! 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gökçer TahincioğluGerçekten “adrese teslim” kadro ilanı, memurken başka yerde okuma rahatlığı ve yandaş medyanın “ezbe 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSöz yine topluma gelecek 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANBasın Tarihi: Baba Evi’nde Yarenlik… 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİR"KILIÇ KININDAN ÇIKARSA!" 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA“İmralı Kapısını Kapatmak, Süreci Sabote Etmektir” 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktanİslam ülkelerinin liderleri de acaba bir gün utanır mı? 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKKM kasıtlı bir uygulamaydı, kastı da zengine servet transfer etmekti 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEAç-Kapa: İmralı-Saray 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞ“Ortaklaşmacı demokrasi” örnekleri: İtalya-Güney Tirol Özerk Bölgesi 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciTefeci faizi gerçek ama nedeni ne? 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilTürkiye neden çürüyor ve çürüme neden durdurulamıyor? 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon konuşan Korgeneral! 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur Akgünİsrail hedefine ulaşırken… 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNHepimize Yetecek Evrensel Bir Utanç 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜROperasyonlar neden silah tüccarlarına yöneldi? 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP+MHP ‘koalisyonu’ da bozuluyor mu? 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Taha Akyolİslam düşüncesi nereye? 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Umur TALUÖyleyse… Yaşıyor demektir! 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNİsrail masasında HTŞ’ye Rus ruleti 26.08.2025 Tüm Yazıları
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.08.2025
17.08.2025
10.08.2025
1.08.2025
25.07.2025
19.07.2025
11.07.2025
6.07.2025
30.06.2025
20.06.2025