Hasan CEMAL
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Beşinci Din Şûrası’nda bir konuşma yaptı.
Bu konuşma, Türkiye’nin nasıl devlet eliyle dindarlaşmayörüngesine oturtulmakta olduğunun yeni bir göstergesidir.
Türkiye’nin nasıl Batı’dan Doğu’ya döndürülmekte olduğunu, Erdoğan’ın ‘Batı değerleri’ne dönük nefretinin gün geçtikçe nasıl açığa çıktığını, radikal İslamcılık yolunda nasıl kararlı adımlarla yüründüğünü sergileyen bir konuşmadır.
Erdoğan’ın bu konuşması, Türkiye’yi bekleyen son derece tehlikeli altüst oluşların yeni bir habercisidir.
Tayyip Erdoğan’ın, “İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca öğrenilecek ve öğretilecek. Bu dinin bir sahibi var. 200 yıldır sorulmayanları artık soruyoruz. Bize dayatılan ezberleri bozuyoruz” cümleleri bu tehlikenin altını kalın olarak çiziyor.
Yolun başında 'İslamcı etiketler' reddedilmişti
Oysa, AKP kurulurken bir ara kendini, Avrupa’daki Hıristiyan demokrat partilerden de esinlenerek, Müslüman demokrat diye tarif etmeyi düşünmüştü.
Ama sanıyorum İslamcı parti, dinci parti gibi çağrışımlar uyandırır düşüncesiyle bundan vazgeçilmiş, ‘muhafazakâr demokrat’lıkta karar kılınmıştı.
AKP yönetimi özellikle Batı platformlarında kendi kimliğinin ‘muhafazakâr demokrat’ diye açıklanmasına özen göstermiş,İslamcı etiketler reddedilmişti.
AKP’nin muhafazakâr demokratlığı, Batı başkentlerinde de genel olarak kabul görmüştü.
İslam’la ‘demokrasi’nin buluşabileceği, demokrasinin bir ‘İslam ülkesi’nde de gerçek olabileceği görüşüne güç kazandıran AKPya da Türkiye örneği İslam âlemine model olarak gösterilmeye başlanmıştı.
Bu konuda ABD ve AB’nin önde gelen liderleri, Erdoğan-Gülikilisinin arkasına ciddi destek koymuşlardı.
Türkiye’de, asker içindeki 2003-2004 darbe tezgâhlarının çöpe gitmesinde, özellikle Washington’un ‘muhafazakâr demokrat’ AKP hükmetine dönük desteğinin önemli payı vardı.
Amerika’nın bu desteği Obama’nın başkan seçilmesiyle birlikte daha da belirginleşmişti.
Avrupa Birliği’yle 2005 yılı sonunda tam üyelik müzakerelerinin açılması, AKP hükümetinin bununla ilgili demokratikleşmeadımlarını atması, İslam ve demokrasi konusunda Türkiye’nin modelliğini biraz daha ön plana çıkarmıştı.
O muhafazakâr demokrat döneminde AKP’yi benim gibi destekleyenler arasında Nuray Mert de vardı.
Sevgili Nuray, eleştirel yanı da olan bu desteğini zaman içinde -ve sanıyorum benden önce- çekmeye başlamış, sonra da tümüyle kesmişti.
Muhazakâr demokratlıktan radikal İslamcılığa
Nuray Mert geçen hafta Diken’deki yazısına şu başlığı koymuştu:
“Muhafazakâr demokratlıktan radikal İslamcılığa: Tehlikenin farkında mısınız?..”
Evet, farkında mısınız?
Değilseniz, Nuray Mert’in şu satırlarını lütfen okuyun:
Türkiye’de giderek daha belirginleşen otoriter siyasetleri ve ‘yeni düzen’i, uzunca bir süredir,Batıcı-laikçi otoriter düzenin yerini muhafazakâr otoriter düzen’in alması olarak tanımlıyorum.
Bu süreçte, iktidar çevresi muhafazakâr kavramını zorlar bir anlayışla öne çıkmaya, koyulaşan otoriter siyaset de muhafazakâr tanımının dışına taşmaya başladı.
Zira muhafazakârlık sanıldığının aksine otoriter, devletçi, tek tipleştirici siyasetlerden belli bir noktadan sonra farklılaşan bir siyaset üslubudur.
Muhafazakârlar, toplumda yaygın değerler dünyasına, tarihsel, kurumsal birikime karşı radikal, yıkıcı değişim siyasetlerine karşıdır.
Her tür radikalizme karşı dururlar.
İslamcılık ise farklı tonlarda da olsa, ‘modernizm’e karşı radikal bir tepki. Ama tam da bu nedenle kendisi de modern bir ideolojidir.
MUHAFAZAKAR DEMOKRAT
DEĞİL, İSLAMCI…
Giderek daha net bir şekilde anlıyoruz ki mevcut iktidarın siyaset perspektifini artık muhafazakâr demokratlık değil, İslamcılık düşüncesi belirliyor.
Daha önce de yazdım.
İnsanlar istedikleri görüşe, ideolojiye inanabilirler.
Ancak kendilerini uzunca bir süre muhafazakâr demokrat diye tanımlayıp mutlak güç sahibi olma yolunda belli bir mesafe aldıktan sonra İslamcılıksiyasetine soyunmaları, maalesef laikçi çevrelerin dindar/muhafazakâr siyaset ve siyasetçilere karşı, yıllarca karşı çıktığımız önyargılarını doğrular bir hâl alıyor.
Böylesi bir durum, muhafazakâr/dindar kesim için de son derece rahatsız edici olmalı.
Eğer öyle değilse, biz toplumun bir kısmının, diğer bir kısmını kandırmayı meşru bulduğu, bizim gibihak mücadelesi yapanları amaçlarına ulaşmak için kullanmaktan hiç rahatsız olmayan bir ülkede yaşıyoruz demektir.
İnanın, böyle bir toplumun sonu hayırlı olmaz.
MÜTHİŞ BİR KAVGA İHTİMALİ…
İktidarın perspektifi belli oldu.
Artık belli ki amacı devlet eliyle toplumun dindarlaştırılmaya çalışılacağı, eğitimin ve devletin diğer baskı araçlarının bu amaca hizmet etmek üzere devreye sokulduğu/sokulacağı bir iktidar perspektifine sahibiz.
Beni kimse ‘Türkiye İran olacak’, ‘Bu adamlar din devleti kuracak’ gibi ‘peşin fikirler‘le doğru bildiklerimi savunmaktan alıkoyamadı, korkutamadı.
Nitekim mesele din devleti kurulması bile değil.
Ben asıl bu toplumun, bu gidişle kendini müthiş bir kavganın içinde bulmasından kaygılıyım.
Bugün sesini çıkarmayan, sorgulamayan, tartışmayan, demokratik tavır koymayan herkes bu gidişten sorumlu olacak.
Biliyorum, iktidardan çok korkuyorsunuz.
Ama bir toplumun savruluşu, o savruluşun getireceği çözülme ve nihayet yıkım çok daha korkutucu değil mi?
Sahi hâlâ ‘tehlikenin farkında değil misiniz?..’
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024