Cengiz AKTAR

Cengiz AKTAR
Cengiz AKTAR
Tüm Yazıları
Ermeni uzlaşmazlığı efsanesi
8.02.2026
14
Karabağ sorununa aşina olan pek çok gözlemci ve yorumcu Karabağ’ın Azerbaycan tarafından zaptedilmesiyle biten savaş öncesinde yapılan sayısız müzakere esnasında Ermenistan tarafının uzlaşmaz tavrını vurgular. Bu yaygın görüşün gerçekle pek ilgisi yoktur. Konuya ışık tutmak amacıyla Erivanlı haber platformu CivilNet’in genel yayın yönetmeni Karen Harutyunyan’dan bir yazı talep ettim. Paylaşıyorum.

Erivanlı haber platformu CivilNet’in genel yayın yönetmeni Karen Harutyunyan'ın kaleme aldığı yazı:

“Azerbaycan-Ermenistan barışı hâlâ uzak. Taraflar yalnızca Ağustos 2025’te Trump’ın tanıklığında bir taslak metni parafladılar. Azerbaycan, nihaî anlaşmayı imzalamak için yeni ön koşullar ileri sürmeye devam ediyor.

Bu hem Ermenistan içinde hem de dışında kök salmış güçlü bir anlatıyı yineledi: Önceki Ermeni hükümetleri uzlaşmaz, maksimalist ve barışla ilgilenmeyen aktörlerdi; sade mevcut yönetim hayalden vazgeçip Azerbaycan’la uzlaşma yolunu seçme cesaretini gösterdi. Bu anlatı kullanışlıdır ama aynı zamanda yanlıştır.

1990’ların sonlarından bu yana Karabağ ihtilafını çözmeye yönelik tüm ciddî uluslararası planlar -istisnasız- tek bir temel varsayıma dayanıyordu: Karabağ’ı çevreleyen bölgelerin Azerbaycan’a iadesi. Müzakerelerin başından itibaren Ermeni liderler, toprak tavizinin kaçınılmaz olduğunu kabul etmişlerdi. Anlaşmazlık hiçbir zaman bölgelerin geri verilip verilmeyeceği konusunda değil, bunun ne zaman, nasıl ve hangi güvenlik ile statü düzenlemeleri çerçevesinde yapılacağı konusundaydı.

İlk kapsamlı öneriler 1997’de, AGİT Minsk Grubu'nda geldi. Hem “paket” çözüm hem de onu izleyen aşamalı varyantlar, altı ya da yedi bitişik bölgeden Ermeni güçlerinin çekilmesini, uluslararası barış gücü konuşlandırılmasını ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesini öngörüyordu. Temel fark, sıralamadaydı: Karabağ’ın nihaî statüsünün çekilmelerle eşzamanlı mı belirleneceği, yoksa daha sonraki bir aşamaya mı bırakılacağı.

1998’de arabulucular, Karabağ’ı Azerbaycan’la bağlantılı bir “devletçik” olarak tasavvur eden “ortak devlet” önerisini sundular. 2001’de ise taraflar Key West’te bir anlaşmaya olağanüstü derecede yaklaştı; görüşmeler kapsamlı toprak takaslarını dahî içeriyordu. Müzakereler nihayetinde başarısız olsa da bu görüşmelerin varlığı bile Ermenistan’ın uzlaşmayı kategorik olarak reddettiği iddiasını boşa düşürür.

Bu çizgi sonraki on yılda da sürdü. 2007 Madrid İlkeleri —ve akabinde yapılan değişiklikleri— aynı sütunlara dayanıyordu: çevre bölgelerin iadesi, Karabağ için güvenlik garantileriyle birlikte geçici bir statü, Ermenistan’la bağlantıyı sağlayan bir koridor ve nihaî statüye ilişkin daha sonraki bir aşamada bağlayıcı bir irade beyanı. Çok tartışılan Lavrov Planı dahî bu mantığı izliyordu. Bu girişimlerin hiçbiri Ermenistan’a, fethedilen toprakları süresiz elde tutma seçeneği sunmuyordu. Ermeni müzakereciler bunu biliyor ve buna göre müzakere ediyorlardı.

Peki bu planlar neden başarısız oldu? Yanıt, Ermenistan’ın barış isteksizliğine indirgenemez. Azerbaycan’ın rolü de kabul edilmelidir. Zamanla, fosil yakıt gelirleri ve jeopolitik kaldıraçtan güç alan Bakü, müzakereleri karşılıklı taviz süreci olarak değil, sonucu dayatmanın bir aracı olarak çerçevelemeye başladı. Buna paralel olarak Azerbaycan, Ermenileri insanlıktan çıkaran, Ermenofobiyi normalleştiren ve her türlü uzlaşmayı ihanet olarak sunan devlet destekli bir propaganda ekosistemine ciddî yatırımlar yaptı. Bu müzakere yoluyla çözüm için siyasî alanı daha da daralttı.

Bu esnada hem Azerî hem Ermeni hükümetleri, çatışmanın çözümünü önceliklendirmek için gereken uzun erimli siyasî iradeden yoksundu. Bu, Ermenistan’ın önceki hükümetlerinin eksiklerini mazur göstermez. Barış, toplumları uzlaşmaya hazırlamak, müzakerelerin gerçek parametrelerini açıklamak ve kökleşmiş milliyetçi efsanelerle yüzleşmek için çok daha büyük bir çaba gerektiriyordu. Liderler müzakereleri büyük ölçüde kapalı tuttu, barış için aktif destek üretmek yerine, halklarını zor gerçeklerden azade tutmayı tercih ederek radikal anlatıların sertleşmesine izin verdiler.  

Ancak bu ortak başarısızlık, tarihin yeniden yazılmasını haklı çıkarmaz. Özellikle dikkat çekici olan, Ermenistan’daki tüm liderler arasında en radikal söylemin bugün barışın öncüsü olarak sunulan kişiden gelmiş olmasıdır. “Karabağ Ermenistan’dır” diyen, Sevr Antlaşması’nın siyasî ve hukukî önemini yitirmediğini savunan ve onlarca yıllık müzakere mantığını bir kenara iterek görüşmelerin “sıfırdan” başlaması gerektiğinde ısrar eden lider Paşinyan’dı. Bunlar zararsız sloganlar değildi. Diplomatik çıkmazı derinleştirdiler, nihayetinde yeni bir savaşın daha olası hâle gelmesine katkıda bulundular.

Bu geçmişi kabul etmek, çatışmanın karmaşıklığını ya da liderlerin karşılaştığı kısıtları inkâr etmek anlamına gelmez. Ancak efsaneler, analizin tehlikeli ikameleridir. Bugün geçmiş Ermeni hükümetlerini sadece engelleyici aktörler olarak sunan anlatı, sicile yönelik en üstünkörü incelemeyle bile çöker.

Ermeniler için bu tartışma, derin bir kuşaklararası travmanın gölgesinde yürümekte. 2023’te Karabağ’ın kaybı ve nüfusun zorla yerinden edilmesi, yalnızca jeopolitik bir yenilgi değil, yaşanmış bir yurdun silinmesi anlamına geliyordu. Barış üzerine yapılacak her ciddî tartışma bu gerçeği hesaba katmak zorundadır. Geçmişe dair dürüstlük ve sonuçların insanî bedeline yönelik empati olmadan, barış ortak bir proje olmaktan ziyade dayatılmış, kırılgan ve geri döndürülebilir bir slogana dönüşme riski taşır.”

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar