Hayko BAĞDAT
Gariptir, yazarlık kariyerim boyunca çoğunlukla “iyi çocuk” şeklinde özetlenebilecek bir algım vardı tanıyanlar arasında. Sevmeyenler tamam, onlar için demiyorum. Ama sevenler “aileden biri” gibi sıcak seviyorlardı.
Yine seven seviyor, durum çok değişmedi, şükür ama arada bir şeylere kızgın olduklarını beyan ediyor insanlar bana.
Ne yapıyorum acaba?
Onları bu kadar kızdıran şeyin ne olduğunu anlayamıyorum. Kötü yazı, saçma başlık, üslup, eda, kötü fikir, zamanlama...
Herkesin başka bir kızma sebebi var bana karşı. Dönüp son yazılarımı tekrar okuyorum. O kadar kızılmamalı işte.
Üstelik son yazılarımın hiçbirinde fikir olarak, öngörü olarak yanlış da yok. Yanılmamışım ki?
Kendimden düşünüyorum. Ben en son neye bu kadar çok kızdım acaba diye sorguluyorum. Eşimle, aylardır, anlamsız öfke nöbetleriyle birbirimizi gırtlaklayacak kadar kızgınız birbirimize. Niye biz de anlamıyoruz...
Orta yaş krizi, uzun birliktelik, sürgün kafası, depresyon, içki...
Hepsi olabilir elbet ama hepsi önceden de vardı ya?
Başkalarının da hep kızgın olduklarını duyuyorum.
Herkes barut fıçısı gibi dolaşıyor sokaklarda.
Herkes, her şeye kızgın.
Peki neden?
Daha önce de Kürtler öldürülüyordu biner biner. Daha önce de işkence vardı zindanlarda. Daha önce de tecavüz edilip öldürülen çocuklar, ayağı kesilen köpek yavruları, aşağılanan Ermeniler, kendini zalime satan sanatçılar, yazarlar vardı.
Hürriyet ve CNN hep savaşta devleti tutuyordu zaten.
Neden her gün içimizdeki sıkıntı, volkanik öfke patlamalarıyla atıyor lavını dışarı? O saçma hikayedeki kurbağa bile sakince bekliyor ölümü yavaş yavaş kaynayan kazanda. Biz ölüm falan beklemiyoruz üstelik. Direniyoruz biz. Tutsak da olsak, kaçak da olsak, kadın da olsak, ibne de olsak, gavur da olsak direniyoruz. Her zamanki kadar direniyoruz...
Peki neden bu kadar kızgınız?
“Hepimiz öleceğiz diye ortalıkta koşuşturan gözlüklü çocuk” demişti biri bana sosyal medyada.
Öyle bir yazı olsun istemiyorum.
Hepiniz kadar kızgın olmaktan başka ne numaram olabilir ki benim?
Sizlerden fazla bildiğim bir büyük senaryo falan da yok ki...
Lanetlenmek gibi sanki. Lanetlenmek nasıl olur hiçbir fikrim yok ama lanetlenmek gibi sanki yaşadığımız.
Lanetlenmek gerçek mi ki? Kim lanetledi öyleyse bizi, Tanrılar mı? Tanrılar gerçek mi ki?
Toprak mı lanetledi bizi, katledilmiş Ermenilerin ahı mı tuttu, Roboski’de taşınan vücut parçaları mı felaketimiz oldu, ne oldu?
Ümit Kıvanç’ın her meselede yüzü kızararak, dudağını ısırarak, kendini tutarak “biraz haysiyet ulan” diye elinde mumla aradığı değerler mi çarptı bizi?
On Emir’i mi ihlal ettik?
Su çatlağını mı buluyor yoksa?
Ne yapmamız gerekiyor?
Laneti kaldırmak için papaz büyüsü yaptıralım desek Ermeni Patriği bile yandaş oldu.
Savcılık yok, karakol yok, belediye yok, polis yok, asker yok, imam yok, kilise yok, hukuk yok, adalet yok.
Devlet yok...
Devletsizlik mi bizleri bu kadar paniğe sevk eden şey acaba?
Silahlı bir adamı çete olmakla devlet olmak arasında ayıran ölçü hukuktur gibi bir şey okumuştum Ahmet Altan’ın bir yazısında.
Kimin lafı hatırlamıyorum.
Kaderimizi belirleme hakkımızın elimizden alınmasıdır belki de mevzu.
Bilmiyorum.
Yalan söylüyorum, biliyorum aslında. Ama ne zaman tarif etmeye çalışsam kızıyor insanlar bana. Mizah bile yetişemiyor bazen imdadıma.
Belki de kızgınlık iyidir. Diri tutuyordur belki bizleri kızgınlık. O vakit kızgınlıkla yaşamaya alışmalıyız.
Peki ya elimizden bir kaza çıkarsa? Ya sonradan özür dilemeyi beceremezsek bu kadar kızgınlıkla?
Bu günler geçince sağ kalanlar barışacak mı aralarında?
Bir araya gelebilecek miyiz yeniden?
İşte orasını bilmiyorum.
Kendi meselemi örnek diye anlattığımı varsayın.
Herkes kızgın, her evde öfke var, farkındayım.
Çıldırasıya meraktır belki garip davranışlarımızın sebebi?
Bu işin sonunu merak etmeden duramıyoruzdur bence.
Evet, kesin, huzursuzluğumuzun kaynağı merak olmalı.
Ne olacak acaba bu işin sonunda?
Araf’ta kalmak duygusudur bütün bunlar kesin, geçecek.
Araf’ta bekleyen ruhlar illa ki gideceği yere varır finalde.
Yaşayacağız, göreceğiz...
Üzerine yıllar yıllar geçecek...
Hep öyle olmuş işte...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.03.2025
20.02.2025
12.02.2025
5.02.2025
29.01.2025
23.01.2025
15.01.2025
8.01.2025
18.12.2024
11.12.2024