Hüseyin GÜLERCE
Fetih 1453 filmine ilgi çok büyük. Hafta sonunda sinema salonlarına 1 milyon 405 bin seyirci gitmiş.
Böylece sinema tarihimizin en iyi hafta sonu açılışını yapmış. Gösterimden kalktığında bugüne kadar en çok seyredilen film olacağı şimdiden belli. Bu ilginin sebebi ne acaba? Birincisi merak. Filmden önce televizyonlarda, internet ortamında gösterilen fragmanlar, farklı bir tarihî film algısını hemen oluşturdu. Bu konunun uzmanı Mahmut Nedim Hazar arkadaşımızın belirttiği gibi film; Türk sinemasında çekilen tarihî filmler kategorisinde, en iyi mekân ve kostüm tasarımına sahip. Buna bir de Hollywood'dan pek de geri durmayan görsel efektler eklenince ortaya savaş sahneleri oldukça etkileyici bir film çıkmış. Fetih 1453 yine Türk sinemasında bir ilki gerçekleştirmiş ve görsel tasvir olarak çekilmiş en görkemli savaş sahnelerini içeriyor. Böyle olunca da filme gidenlerin övgüsü, seyretmeyenler için davetiye gibi oluyor.
İkincisi, halkımızın 500 sene de geçse, İstanbul'un fethine, Fatih Sultan Mehmet'e, onun askerlerine olan hayranlığı ve sevgisi var. Dünyanın en güzel şehri, onların hayatları pahasına bizim olmuş. Maalesef, bu ülkede Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren planlı, sistemli bir ecdat, tarih ve bilhassa padişah düşmanlığı yapıldı. Yeni rejimi övmek için onlara sövmek, hain damgası vurmak matah bir şey sanıldı. Koskoca şanlı bir mazi yok sayılmaya çalışıldı. Batılılaşma adına, kendimizi inkâr yolu seçildi. Fakat ne yaptılarsa, milletin devamlılığını, maziye olan takdir ve hayranlığımızı yok edemediler. Bugün, mana köklerimize sarılarak yeniden "biz" olarak, "biz" kalarak başlattığımız bir medeniyet hamlesi var. Yeni bir diriliş heyecanı var. Onun için Fetih, Fatih söz konusu olduğunda, "bir zamanlar biz de buyduk" demeyi, kimse bu millete çok görmemelidir.
Mesele Osmanlı, padişah özlemi falan da değildir. Biz, değerlerimize sahip çıkmaya hasret kalmıştık. İçeride ve dışarıda hâlâ bazıları, bu hasreti başka yönlere çekmeye, üstelik buradan bir laik-dindar kutuplaşması çıkarmaya insafsızca devam ediyor. Bakın, Fransa'nın en etkili ve itibarlı gazetelerinden Le Figaro'da, Fetih 1453 filmi için neler yazıldı: "Konstantinapolis'in Osmanlılar tarafından alınmasının üzerinden 500 sene geçmişken, Türkler bu heyecanı, hâlâ sinema salonlarını tıka basa doldurarak yaşıyorlar. Filmin bu kadar büyük ilgiyle karşılanması, Türkiye'yi son zamanlarda etkisi altına alan "Osmanlı çılgınlığı"nın bir göstergesidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923'te kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde, Osmanlı İmparatorluğu konuları son zamanlarda moda haline geldi..."
Film, başta tarihçiler olmak üzere pek çok yönden haklı olarak eleştiriliyor. Seyrederken benim de eleştirilerim oldu. Fatih'i, İstanbul'un fethini, herkes kendi derinliği kadar anlar. Kendi dünyası açısından anlatır. Fatih'in, neden Peygamberimiz'in müjdesine nail olmak istediğini anlamadan, Allah rızasına kilitlenmenin şuuruna varmadan, "Allah ile irtibat yoksa bu dünya kocaman bir yalandan ibaret" demeden İstanbul'un fethini, sanata, sinemaya hakikati ile yansıtamazsınız.
Ancak bu film bir başlangıç. Fatih'i ve fethi kendi derinliği ile anlayan, asıl fethin, gönüllerin fethi olduğunu bilen nesiller öyle senaryolara, öyle filmlere imza atacaklar ki bize bütün dünya hayran kalacak. Tıpkı bugün okullarımıza hayran kaldıkları gibi...
Bir şey daha var. Bu filme gösterilen ilgiyi, sadece geçmişimizle övünme çaresizliği ile kimse izah edemez. Fetihte, çağın en ileri toplarını döken bilim ve teknoloji var. Fatih gibi devrinin en iyi yetişmiş, altı dil bilen bir genç Sultan var. Tarihimizle elbette övüneceğiz. Sadece iki hususa dikkat ederek. Bir; yanlışları eleştirme cesaretini kaybetmeyeceğiz. İki; dört asırlık geri kalmışlığımızın ağır maliyetini unutmayarak bugün bilim ve teknolojiyi herkesten fazla önemseyeceğiz.
Müslüman için bilim ve teknolojide ilerlemek de takvadır...
Yazarlar
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
18.04.2019
11.04.2019
4.02.2019
28.03.2019
14.03.2019
9.02.2019
9.02.2019
1.02.2019