Ahmet TAKAN

İçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir...
15.02.2026
14

Ne Osmanlı dizileri, filmleri seyrediyoruz sezon gereği!..

Bir Ankara gazetecisi olarak sıcak siyaset gündeminden kopmak mümkün mü?.. Bugün kopmaya karar verdim. Hafta sonundan da fırsatı istifade yazı içeriğimi bugünlük hafifletmeyi amaçladım. Tarihe çok meraklıyımdır. İnternet aleminde Osmanlı tarihi ile ilgili makaleleri karıştırırken, karşıma, Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi’nde, Nisan 2023’de Savaş Yılmaz’ın “Osmanlı’da Kuruluştan XVI. Yüzyıla Atamalar ve Aziller” başlıklı enfes makalesi çıktı. Baştan sona dikkatlice okudum. Tarih bilgilerini tazelemek ufuk açar. Makaleden sadece bir bölümü köşeme aldım. Sıkılmadan okuyacağınızdan adım gibi eminim;

-Osmanlılar, beylikten imparatorluk dönemine kadar atama, terfi ve azillerde değişik metotlar uygulamışlardı. Aşiret geleneğine bağlılığın baskın olduğu beylik döneminde fethedilen yerlere atamalarda uç beylerine öncelik verilmişti. Siyasi sınırların gelişmesiyle; uç beylerinin yarı bağımsız davranışlarının isyana giden yolu aralayacağı endişesinin taşınmasıyla, devletleşme sürecinde merkeze bağlı idareciler atanmaya başlandı. Sadakat ve liyakatlarıyla padişahın takdirini kazananlara yönetim kadrolarında yer verildi. Aynı zamanda medreselerin kurulup gelişmesiyle idareci sınıfının yetiştirilmesine de dikkat edilmişti. Fatih dönemine kadar informel anlayışla atama, terfi ve aziller yapılırken, padişah kurumsal yapının oluşması için liyakat ve sadakat bağlamında atama, terfi ve azillerin yapılmasını Kanunnâmesinde belirtmişti. Sahn-ı Seman medresesi bürokrasinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde başat rol oynamıştı. Padişah güçlü devletin ancak liyakatlı ve sadık kadrolarla sağlanabileceğini inanarak gelenekten, yeniliğine açılan bir zihniyetle idari yapıyı oluşturmuştu. Bürokraside; hiyerarşi, disiplin, liyakat ve sadakatı yönetimin adeta pusulası yapmıştı.

***

-Kanunî’nin saltanatının ikinci yarısında bürokrasiye atama, terfi ve azillerde; valide sultanın etkisi, iltimas, kan bağı, rüşvet, saray içi hiziplerin entrikaları gibi bidatların alması, merkez ve taşra yönetiminde sorunların yaşanmasına yol açmıştı. Kanunî’den sonra tahta çıkan II. Selim ile III. Murad dönemlerinde idari yapının bozulup çözülmesine rağmen tecrübesi ile idari yapı üzerinde hâkimiyet kuran Sokullu Mehmet Paşa tahribatı önlemeye çalışmıştı. Sokullu’nun, entrikalara kurban edilmesiyle valide sultanlar idareyi ellerine alarak liyakata bakmaksızın atama ve azillerde etkili olmuşlardı. İşe göre adam anlayışı yerini adama göre iş anlayışına bırakması, bürokrasideki sorunların membaını oluşturmuştu. Merkez ve taşra idareciliği; kim daha fazla rüşvet verirse ya da sarayda kimin tanıdığı daha güçlü ise ona verilmeye başlamıştı. Atamalarda; sürekliliğin olmaması, atananların daha tecrübe kazanmadan azledilmeleri, merkezi yönetimin nasıl bir halet-i ruhiye içerisinde olduğunu göstermekteydi. Merkezi yönetimin tutarsız ve basiretsiz kararlarının; devlet çarkının işleyişinde ciddi tahribata yol açtığını, padişahlara sunulan layihalardan da anlaşılmaktadır.

***

-Bir dönem müesseselerini çağın gereklerine göre imar eden liyakatlı ve sadık yöneticileri iş başına getirerek cihan devleti mefkûresini hayata geçiren Osmanlıların, XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren atama, terfi ve azillerde keyfi davranmaları, teamüllere ve kanuna bağlı kalmamaları idari yapıda bozulmayı ve çözülmeyi beraberinde getirmişti. Sistemleri ayakta tutan ona ruh ve dinamizm kazandıran; idealist, liyakatlı ve sadık yöneticiler olduğu anlayışından uzaklaşılmış. Kısır döngülerle, devlet içerisindeki hiziplerin yönetime hâkim olma mücadeleleri yönetimde zafiyet oluşturmuştu. Özellikle taşraya atananların zulüm ve kanunsuzluklarının Divân-ı Hümâyûna aralıksız yapılması, işlerin yolunda gitmediği hakkında merkezi yönetime bilgi vermekteydi. Taşradaki kanunsuzluk ve haksızlıkların önlenmesi için adaletnâme ve kanunnâmeler sadır olmuşsa da taşra idarecilerinin keyfi uygulamaları; buyrultuları, kadük hale getirmişti. Bütün bu olumsuzluklar; devlet yönetiminde yaşanan iktidar mücadeleleri, devlet çarkının adalet mefkûresinden kopardığı için halkta huzursuzluk ile devlete karşı güvensizlik oluşturmuştu. Yönetimdeki olumsuzlukların önlenmesi için teftiş mekanizmasına işlerlik kazandırılmıştı. Yapılan teftişler sonucunda suçlular azledilip, sürgüne gönderilmiş ya da öldürülerek malları müsadere edilmişti. Ceza bağlamında hareket eden siyasi irade, bozulmaların kökenine tam inememiş, sunî tedbirler ile sorunları çözüme kavuşturmaya çalışmıştı. Yaşanan sorunların zahiri nedenleri üzerinde durularak yönetim sisteminin insan kaynakları arasında yer alan medreselerin ıslahına yönelik ciddi tedbirler alınamamıştı. Çağın gereklerine göre ıslah edilemeyen kurumlar, misyon ve vizyon sahibi olmaktan uzak kadroların işbaşına getirilmesinde başat rol oynamıştı. Kurumlara atananların kabiliyetsiz, bilgisiz olmalarının yanı sıra kanunsuzlukları; rüşvet, görevi suistimalleri vs. divana en çok arz edilen hususların başında gelmekteydi. Bu durum Osmanlı bürokrasinin; hantallığı, verimsizliği ve başarısızlığı ile menfur olaylarla anılmasına yol açmıştı.

Devletin müesseselerle, müesseselerin nitelikli ve sadık yöneticilerle ayakta kalacağı gözardı edilerek; XVI. yüzyılın ikinci yarısında, yenilikçi bir ruhla idarî kadroların yetiştirilemeyişi ile kanuna ve teamüllere aykırı atama, terfi ve azillerin yapılması, siyasi yapının içten içe bozulup çökmesine giden kapıyı aralamıştı.

***

Nasıl?.. Size de iyi geldi mi?..

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar