İlhan ÇETİN
Yarım asrı aşkın bir süredir İran coğrafyası, İran İslam Cumhuriyeti adı altında kurumsallaşmış teokratik bir despotizmin sistematik tahakkümü altında tutulmaktadır. Bu yapı, yalnızca siyasal alanı değil; toplumsal hafızayı, kültürel kimliği ve bireysel iradeyi de denetim altına alan bir panoptikon düzeni inşa etmiştir. Böylece ülke, yurttaşların davranışlarının sürekli gözetim ve korku yoluyla şekillendirildiği devasa bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür.
Rejimin baskı aygıtları, gündelik hayatın en mahrem alanlarına kadar nüfuz etmiş; özgürlüğü ontolojik bir tehdit olarak kodlayarak korkuyu adeta toplumsal sözleşmenin tek maddesi haline getirmiştir.
Ancak tarihsel deneyim göstermektedir ki, zulüm üzerine inşa edilen hiçbir siyasal düzen sonsuza dek varlığını sürdüremez.
Bugün İran’da yaşananlar, on yıllardır ilmek ilmek örülen bu karanlık dokunun, kendi yarattığı baskı ve çürüme nedeniyle çözülmeye başladığını göstermektedir.
Kürdistan dağlarından Belucistan’a ve Tahran sokaklarına kadar yayılan itiraz ve başkaldırı dalgası, artık salt bir “yönetim krizi” değil; varoluşsal bir özgürlük mücadelesidir. Bu mücadele, yalnızca ekonomik yoksunluklara ya da siyasal temsil eksikliğine değil; insan onurunun sistematik biçimde inkâr edilmesine karşı yükselmektedir.
Eğer halkın kolektif gücü bu kan emici devlet anlayışını tasfiye etmeye muktedir olmazsa, bu dönüşümü hangi aktörlerin gerçekleştireceği sorusu ikinci planda kalır.
Zira yarım asırdır halkın kanı ve gözyaşı üzerinden bir “beka stratejisi” inşa eden anakronik yapı, toplumsal meşruiyetini çoktan yitirmiştir. Geriye kalan yalnızca çıplak şiddet ve güvenlik aygıtlarının tahakkümüdür.
Bu mekanizmanın tarih sahnesinden çekilmesi, yalnızca bir iktidar değişimi anlamına gelmeyecektir. Asıl mesele, İran halklarının; Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, Arapların ve Farsların kendi kaderini tayin etme iradesini (self-determinasyon) yeniden kazanabilmesidir. Bu, kolektif onurun iadesi ve siyasal özneleşmenin yeniden inşası anlamına gelir.
Elbette dış müdahale ihtimali ve büyük güçlerin bölgesel hesapları her zaman temkinle ele alınmalıdır. Ortadoğu tarihi, “özgürlük” söylemiyle başlayan fakat çoğu zaman yeni otoriter düzenlerle sonuçlanan müdahalelerin örnekleriyle doludur. Emperyal güçlerin satranç tahtasında atılan her hamle, halkların lehine sonuçlanmayabilir. Bu nedenle belirleyici olan, uluslararası aktörlerin stratejik hesapları değil; halkın vicdanında verilen hüküm ve tarihin kaçınılmaz adaletidir.
Yarım asırdır kendi yurdunda iradesi zincirlenen, evlatlarını bu baskı düzenine kurban veren bir toplum için zulüm kalelerinin yıkılması yalnızca siyasal bir değişim değil; çalınmış geleceklerin iadesi anlamına gelecektir. Eğer bu süreç, geçmişin yasını tutan pasif bir kalabalığı, kendi geleceğini inşa eden bilinçli ve örgütlü bir halka dönüştürebilirse, atılan her adım yarım asırlık karanlığa verilmiş en güçlü cevap olacaktır.
Zulmün cenderesi dağılırken, Kürtler ve İran’ın diğer mazlum halkları yalnızca bir rejimi değil; kendi ruhlarına vurulan prangaları da söküp atma imkânı bulacaktır.
İlahi adalet mi dersiniz, evrensel hukuk mu; tarihin en temel hakikati şudur: Hiçbir tiranlık, hiçbir kolonyalist tahakküm sonsuza dek varlığını sürdüremez.
Bugün, yarım asırlık sessiz çığlığın tarihin akışını değiştiren gür bir haykırışa dönüşme ihtimali taşıyor.
02.03.2026
İlhan Çetin
HAK-PAR Genel Başkan Yardımcısı
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.02.2026
7.02.2017
8.02.2017
9.02.2017
7.02.2017
7.01.2016
3.01.2016
11.10.2016