İsmet Berkan

İsmet Berkan
İsmet Berkan
Karar Tüm Yazıları
Karanlık Orman’ nedir? Trump’ın hepimizi soktuğu yerdir
9.01.2026
56

Ben “Karanlık Orman” tanımlamasını Çinli bilim kurgu yazarı Liu Cixin’in dünyaca ünlü Üç Gövde Problemi (Three Body Problem) adlı roman üçlemesinin ikinci kitabının başlığından öğrendim.

Yazara göre “Karanlık Orman” herkesin avcı olduğu ve diğer avcıları öldürmeye çalıştığı bir evren. Teknolojik olarak daha geride olduğunu bilenler de, en ileri teknolojiye sahip olanlar da prensip olarak diğerlerinden saklanmaya çalışıyorlar ve bir başkasının varlığını anlar anlamaz da onu yok etmek, öldürmek için harekete geçiyorlar.

Böyle bir yer ‘Karanlık Orman.’

Kimsenin aklına bir arada dostça yaşamak, işbirliği yapmak, kaynakları paylaşmak vs gelmiyor. Herkes birbirinin gırtlağında, kendi çıkarından başka hiçbir şeyi düşünmediği bir evrende yaşıyor.

Çinli yazar Liu Cixin bunu bütün evren ve evrendeki bütün uygarlıklar için söylüyor ama biz bu benzetmeyi dünya olarak okuyabiliriz.

Daha önce bir kez Üç Gövde Problemi romanları bağlamında yazmıştım: Dünyamızda bütün insanlığı, bütün insan uygarlığını tehdit eden bir ortak sorunla karşı karşıyayız aslında. Bu sorunun adı “iklim krizi.” Ama gelin görün ki insanlığın bu ortak sorunuyla mücadele etmek, hepimizi ortadan kaldıracak bu dev meseleyle başa çıkmaya çalışmak yerine dünyayı bir “Karanlık Orman” olarak görmeye devam ediyoruz, her bir ulus devlet kendi çıkarını maksimize etmeye çalışıyor ve sonuç olarak o büyük felakete doğru adım adım ilerliyoruz.

Dünyamızda bu bencil, sadece kendi çıkarını düşünüp dünyanın geri kalanıyla hiç ilgilenmeme hali zaten var olan bir durumdu. Gerçi insanlık kurduğu çeşitli mekanizmalarla bir ortaklaşalık yaratmaya çaba gösteriyordu ama bu çabalar yetersizdi.

İşte iklim krizi konusunda da bir çaba var aslında ama bu çaba hiç işe yaramadı. Dünya için 2050 yılına konulan hedef, 2025’te aşıldı bile. Gerçekten büyük bir felakete doğru gidiyoruz ve sanki böyle bir meselemiz yokmuş gibi hayatı sürdürüyoruz.

Mevcut iklim krizinin en büyük sorumluları gelişmiş dünya ekonomileri. Onların bir numaralısı da Amerika Birleşik Devletleri.

Bu konu, yani dünyanın bir iklim krizi sorunu olup olmadığına dair tartışma Amerika’da ciddi bir ideolojik/kültürel ayrılığın konusu haline geldi ve Başkan Donald Trump kendini “İklim krizi yoktur, bu aşırı liberal Californialıların bir komplosudur” diyen siyasi/kültürel akımın lideri olarak buldu.

Trump’ın ve taraftarlarının ideolojisini “Önce Amerika” sloganı çok güzel özetliyor.

Amerika bir göçmen ülkesi olduğu için Avrupa tarzı bir ulus devlet değil, ulus milliyetçiliğine de sahip değil. Bu ülkede milliyetçilik başından itibaren beyazların siyahlara (ve diğer herkese) üstünlüğü iddiasına sahip ırkçılık olarak yaşandı ve nüfusun bir bölümünü kapsadı.

Ama şimdi Trump, Amerika sanki bir ulus devletmiş gibi bir milliyetçilik yarattı, o milliyetçilik kendini “Önce Amerika” sloganında gösteriyor. Karşı çıkılması imkansız bir slogan bu: Hangi Amerikalı çıkıp “Hayır, önce falanca ülke” der ki?

İşte o “Önce Amerika”nın belki en kaba saba halini de Başkan Trump geçen gün verdiği mülakatta New York Times gazetesine söylemiş, “Uluslararası hukuk beni bağlamaz” demiş.

Ne bağlar peki? “Kendi ahlakım” demiş Trump. Onun ahlakının da “Önce Amerika” dediğini unutmayalım.

Bundan 2500 yıl önce iki dev filozof arasında bir tartışma vardı.

Platon, kendi önerdiği yönetim sisteminin başında bir “bilge kral” olacağını, bu kralın da zaten kendisi hep bizim iyiliğimizi isteyen biri olduğu için kanunların onun için geçerli olmayacağını, “bilge kral”ın kanunların üzerinde olacağını söylüyordu.

Buna karşılık Aristo, “Hayır” diyordu, “İster bilge olsun ister olmasın, kanunlar kralı da kapsar, kral da kanunlara uymalıdır.”

İki dev filozof arasındaki tartışmayı, “Kişilere değil kurumlara ve yazılı kuralara güvenelim” tartışması olarak görmek de mümkün.

Aradan binlerce yıl geçtikten sonra Trump’ın “Ben kanunların üzerindeyim, benim ahlakıma güvenin” demesi, zamanında yapılan bu tartışmanın hala bitmediğinin göstergesi.

Kurallar, kanunlar yok, sadece Amerikan Başkanı’nın kendi “ahlakı” varsa, dünyamız tam da Çinli yazarın yazdığı türden bir “Karanlık Orman”da demektir.

Bakın, New York Times Başkanı sıkıştırıyor, “Niye Grönland’ı almaya çalışıyorsunuz? Zaten anlaşmalar Amerika’nın bu ülkede istediğini yapmaya hakkının olduğunu söylüyor.” Başkan cevap veriyor: “Evet ama sahip olmak önemli.” Yani illa Grönland’ın sahibi de olacak.

Karanlık orman tam da bu işte.

Başkana soruluyor: Ya başka ülkeler de (mesela Çin) böyle yapar, “Sahiplik önemli” deyip Tayvan’ı alırsa? Trump’ın buna da cevabı var: “Ben burada başkanken buna cesaret edemezler.”

Yani almaya kalkarlarsa ordumla onların tepesine çökerim.

Bu Karanlık Orman’ı kimse daha güzel tarif edemezdi. Trump yaptı.

İKİ HARİTAYLA SURİYE’Yİ ANLAMAYA ÇALIŞMAK

Önce yukarıdaki haritaya bakın. Bu harita 2011’de başlayan iç savaş öncesinde Suriye’deki belli başlı etnik grupların yaşadıkları yerleri gösteriyor. Burada özellikle Kürtlerin nerede yaşadığına bakmanızı öneririm.

İkinci haritayı hemen aşağıda göreceksiniz, bu harita şu anki Suriye siyasi durum haritası. Bunda SDG denetimindeki Suriye ile Şam denetimindeki Suriye belirgin biçimde ayrılıyor.

Ama haritalar sonunda bir özetleme biçimi. İkinci haritada Halep şehri Şam denetiminde gözüküyor, ki öyle, ama bu şehrin içinde iki dev mahallede 600 bin Kürt yaşıyor.

Oysa tepedeki savaş öncesi etnik dağılım haritasına bakın, 2011 öncesinde Halep’te böyle bir Kürt nüfus yok.

Nereden geldi o Kürtler? Hemen hemen tamamı, Türkiye’nin iki ayrı aşamada yürüttüğü harekatlar nedeniyle bulundukları yerlerden kaçıp Halep’e sığındılar.

Esas büyük grup Afrin’den geldi ama Halep’in kuzeyinde Türkiye ile Halep arasında kalan bölgeden de çok gelen oldu.

Onlar Halep’e geldiğinde YPG de bu şehre girdi ve bu iki mahalleyi “koruma” altına aldı. Halep’in eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerinin etrafı YPG mevzileriyle, mahallenin içi ise YPG tünelleriyle dolu.

Suriye’de yaşanan ve bundan sonra yaşanmaya devam edecek gerilimin temelinde işte bu var. Etnik yer değiştirmeler. Ülke demografisinde iç savaş sebebiyle yaşanan bozulma, bugünkü çatışmaların, siyasi ve diplomatik çekişmelerin başlıca kaynağı.

Suriye bugün bir Kürt-Arap çatışmasına doğru ilerliyor maalesef. Türkiye çatışmada Araplardan yana gözüküyor ve bu da bizim iç istikrarımızı tehdit ediyor, Türkiye’deki Kürtler, Suriye’deki akrabalarını Türkiye’nin koruyup kollamasını istiyor doğal olarak.

Maalesef Türkiye’de konu sadece terör ve PKK perspektifinden ele alınıyor. Oysa bu doğru değil.

Türkiye, bir yandan kendi siyasi tutumunu, yani SDG’nin özerkik elde etmesine karşı olduğunu söylerken bir yandan da Kürt nüfusu Araplara karşı korumanın, himaye etmenin bir yolunu bulmalı.

Şu anda maalesef kenarda durmuş ellerini oğuşturan bir manzara var.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar