Leyla İPEKCİ
Geçtiğimiz günlerde üç toplumbilimcinin konuşmasına tanık oldum. Bir mutluluk araştırmasının sonuçları üzerine yorum yapıyorlardı. Neden ülkemizde insanların mutluluk katsayılarının Avrupa'daki oranların en tepesinde çıktığını tartışıyorlardı. Ve bunu insanların tembel, konforuna düşkün, iddiasız, hırssız, rekabetten kaçmaya meyilli oluşuna bağlıyorlardı. Verilenle yetinen, razı olan, hayalgücünü çalıştırmayan, daha fazlasını talep etmeyen insanlar elbette mutlu olduklarını söyleyeceklerdir diyorlardı.
Açıkçası nutkum tutuldu. Bizimkisi gibi karmaşık unsurlardan oluşan, çok dinamik bir toplumdaki ortak bir yaklaşımı anlamaya çalışırken bir dönem 'Amerikan rüyası' olarak 'norm' kabul edilen ve rekabet/ başarı ilişkisini veri alan bu davranış kalıbına toplumsal hissî arka planımızı olduğu gibi uyarlama çabası pek isabetli gelmedi.
İnsanların sebep sonuç ilişkilerinin ötesine bakıp Rezzak olan'dan istemeyi bilmesi, rızkının peşinden koşup başkasının hakkını yemekten imtina etmesi, şikayet etmek yerine yetinmesi, Rabbinden razı gelmesi bu davranış kodlarına bu topraklarda izini düşüren 'tekke terbiyesi'ne bir göndermeydi aslında. Nefsin merhalelerini kat ederek tevhid hakikatini gerçekleştirebilen, 'külli ben'likle buluşabildiği oranda ben/ sen ve O'yu 'biz' olarak kodlamanın ipuçlarını barındıran bu 'içsel tecrübe'yi göz ardı ediyordu sosyologlar. Ve kısaca şunu demeye getiriyorlardı: 'Bu insanlar eğitimsiz. Rekabet ve başarıdan habersiz, aşırı mülayimler ve mutlu olduklarını sanıyorlar. Oysa çok mutsuzlar!'
Sosyolojinin hudutları belirlenmiş bakışı olguların görünürlülüğüne odaklanırken, görünmez alanlardaki hareketliliği göz ardı ediyor büyük ölçüde. Yani toplumsal hakikatin iç yüzü ile dış yüzünü cem edemiyor. Dıştan antopolog bakışını bilimsel olarak benimsiyor ama kalbin alanına kör kalıyor.
Kuşkusuz kalbin sosyolojisi olmaz. Ama insan topluluklarının dinamiğini anlamaya çalışan bir bilim olarak sosyoloji hiç değilse insan hakikatinin tecelligâhı olan kalbin temsil ettiği bazı ortak manaların toplumsal yansımalarını izleyebilmek için bir 'iç ilimi' olan tasavvufun diline aşina olmalı. Onun gündelik hayatımızın damarlarındaki 'kan dolaşımı'ndan yararlanmalı.
Memleketimizde insanların mutluluk oranı Avrupa'dakilerin üzerinde çıkıyorsa içine düştüğümüz benlik senlik davalarının bizi tevhid şuurundan hızla uzaklaştırmasına rağmen umut dolmak için nedenlerimiz var demektir. Yoksa herkes çalıp çırpıyor, rüşvet arttı, çıkar ilişkileri insanlığımızı yozlaştırdı diyerek gündelik çaresizlikler üzerinden topluma bakar dururuz. Ya da rekabet eksikliğinden dem vurmakla yetiniriz. Her koşulda umutsuzluk elimizi kolumuzu bağlar.
İnsanın en mahrem yeri kalbi. Tevhidin temsili olan alemlerin kalbi Kabe, hazreti insanın kalbine denk geliyor. Tevhidin ana mahali. Beşeriyetin dinamiklerini yorumlamaya çalışırken ve örneğimizdeki gibi mutluluk katsayısının neden bizde çok yüksek olduğunu çözmeye çalışırken: Kalp ve Kabe örtüşmesi gibi iç dış buluşmasının bir devam ediş olduğunu fark etmemiz gerekiyor.
Şuraya varmak istiyorum: Toplumda ne kadar rekabet, düşmanlık, hırs, öfke olursa olsun insandaki arzularını dizginlemek, hırs ve tamahtan uzak durmak, razı olmak gibi eğilimler de bir o kadar devreye girebiliyor. Ve hiç umulmadık bir şekilde mutluluk oranını yükseltebiliyor bu zor memlekette.
Dışarıda ne kadar parçalıysak, içe doğru indikçe her şeyin menbaının bir olduğunu Kabe'de tavaf ederken izleyebiliyorsunuz. Farklı diller tek dil oluyor, milyonlarca farklı insan tek insan oluyor, bütün sıfatlar zat'ta cem oluyor. Hayır ve şerlerin hepsi hayr oluyor. Aynı şekilde kamil insanın kalbi de her şeyin hakikatini kendinde cem eder. O halde kalbin kemali ile toplumun / beşeriyetin mutluluğu arasında kopmayan bir bağ mevcut demektir. Bu bakış, iç ile dışı birlemek kadar, lütuf ve kahrı bir görmeyi, cemalinden olduğu kadar celalinden razı olmayı gerektiriyor.
Yani rekabet de etsek, bunu hak yiyerek değil hakkıyla yapmayı şiar edindiğimiz oranda önce kendimizi sonra toplumumuzu bir'liyoruz ve tatminsiz değil mutlu olabiliyoruz. Her varlıkla mevcud olmayı, vücudun birliğini anladıkça kalbin anadiliyle konuşmaya başlıyoruz.
Toparlayacak olursam. Mutluluk arzuları manipüle etmekle, her şeyi kendine ayırmakla, ötekini alt edilecek bir rakip olarak görmekle değil, herkesle bir olduğunu hatırlamakla, razı olmakla, başkasıyla hemhal olmakla yakından ilgili. Önceki yazımda nefsani ben'likten kurtulup aslımıza yöneldiğimiz ölçüde Kuran'daki 'biz' hitabıyla karşılık bulan vücud birliği'ni idrake yaklaşacağımızdan bahsetmiştim. Mutluluk anketinden çıkan sonuç 'Ben, Sen, O' ve hepsinin toplamı olan 'Biz' kavramının içimizde halen canlı olduğunu düşündürüyor. Buradan hareketle sonraki yazımda tevhid sosyolojisine bizi götürecek yoldaki fark ve cem kavramlarını açmaya çalışacağım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.09.2018
4.02.2018
1.02.2018
28.08.2018
25.08.2018
21.08.2018
7.02.2018
4.02.2018
31.07.2018
28.07.2018