Mensur Akgün

İran Savaşının bitme umudu…
25.03.2026
36

28 Şubat’ta İsrail’in teşvikiyle başlayan savaş her gün yeni sorunlar, yeni komplikasyonlar doğurarak genişlemeye ve derinleşme devam ediyor. İsrail bariz bir şekilde İran’ı uzun yıllar kendisini toparlayamayacak kadar hırpalamak ve hırpalatmak istiyor. İstihbarat olanaklarından yararlanarak yönetim kademelerini hedef alıyor. Sistemin çöküşünü sağlamaya, iç savaş çıkartıp orta vadede İran’ı parçalamaya, mümkün olduğu takdirde de İslami rejimin sonunu getirmeye çalışıyor.

Amerika’nın ise İsrail’i mutlu etmekten başka bir siyasi hedefi var mı belli değil. Trump’ın eylem ve söylemine rasyonalite atfedenler Venezuela’dan sonra İran petrolünün akışını kontrol altına alarak Çin’i köşeye sıkıştırmayı amaçladığını iddia ediyor. Epstein baskısını savaşla bağlantılandıranlar da var. Bir başka grup da hala ciddi ciddi İran’ın nükleer silahlanma potansiyelinden söz ediyor. Ama genel kanı Trump ve çevresinin ne yapmak istediğini bilmediği, savaşın uzaması nedeniyle de çaresiz kaldığı yönünde.

Trump gerçekten de çaresiz ve bu her halinden belli oluyor. Bir yandan MAGA gurularının saldırısı altında diğer yandan askeri ve siyasi açıdan sıkıştırılmış halde. Amerika’nın cephane stokları tükeniyor, Hürmüz üstünden malum müttefiklerini yanına çekmekte zorlanıyor, savaşı Azerbaycan ve Türkiye desteğiyle genişletemiyor, tehditlerinin geri teptiğini, İran’ın savaşa İsrailli dostlarının kendisine anlattığından daha iyi hazırlandığını görüyor. Hem bu nedenlerle hem de patolojik kişiliği yüzünden koskoca Amerika başkanının bir dediğini diğeri tutmuyor.

Belki piyasaları rahatlatmak ve petrol fiyatlarını düşürmek, belki de yeni hamlesine gerekli askeri hazırlıklarını tamamlamak için Trump İran’a önce iki gün, sonra da müzakereler başladığı gerekçesiyle beş gün süre veriyor. Savaş hukukunu hiçe sayıp açık açık sivil hedefleri vuracağını söylüyor. Ardından yalanlansa da İranlılarla 15 noktada anlaştığını açıklıyor. Fakat belli ki savaş giderek daha fazla Amerika’nın kontrolünden çıkıyor. İnisiyatif üstünlüğü İran’a geçiyor, İran savaşı bölge ülkelerine, bölgedeki askeri ve sivil Amerikan varlıklarına taşıyarak Amerika’yı zorluyor.

İki gün önce Wall Street Journal’ın yazdığı gibi savaşın maliyetlerine sadece sıradan Amerikalılar katlanmakla kalmıyor, Körfez’de iş yapan Exxon gibi büyük petrol şirketleri de zarar ediyor. Geçtiğimiz yıl 330 milyar dolar kar yazan şirketin gelecek yıl Katar’daki tesisinin İran tarafından vurulması yüzünden en az 5 milyar dolar eksik kar edeceği tahmin ediliyor. Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılması olasılığı da dünya ekonomisi kadar Amerika ekonomisinin geleceğini belirleyecek bir nitelik arz ediyor.

Ayrıca John Mearsheimer’dan Robert Pape’e Amerikalı hocaların, Fareed Zakaria benzeri kanaat önderlerinin ve eski terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent gibi insanların buldukları her türlü mecrada bu savaşın yanlış olduğunu tekrarlaması da Trump’ı köşeye sıkıştıran bir başka gelişme olarak karşımızda duruyor. Yaptıkları araştırmalara ve tecrübelerine dayanarak böylesi bir evreye giren savaşı Amerika’nın kaybetmekte olduğunu anlatmaları, Vietnam’dan Afganistan’a tatsız örnekler vermeleri, inisiyatifin karşı tarafa geçtiğini, savaşı Amerika ya da İsrail’in değil İran’ın bitireceğini vurgulamaları, hepsinin ötesinde de Amerika’yı İsrail’in yönettiğini söylemeleri yenilir yutulur şeyler değil.

Geçtiğimiz günlerde savaşın sorumluluğunu bakanına yıkması da Trump’ın sonuçlardan ve gidişattan çok mutlu olmadığına işaret ediyor. Arada da elini taşın altına sokmak istemeyen müttefiklerini suçluyor. Fakat bunların hiçbiri savaşın yakında sona ereceği, insan kıyımının biteceği, dünyanın rahat bir nefes alacağı anlamına gelmiyor. Trump her an her şey yapabilir, Netanyahu bambaşka bir oyun oynayabilir, İran da gafletiyle onlara yeni bir fırsat penceresi açabilir.

Bizim petrol krizinden gübre fiyatlarındaki artışa, gazın tedariğinin zorlaşmasından kitlesel göçe, savaşın bölgeselleşmesinden İsrail’in daha da saldırganlaşmasına kadar her türlü olasılığı dikkate almamızda, İran’ın nükleer silah sahibi olmayı eskisinden çok daha fazla isteyebileceğini, bu savaşın, -aslına bakarsanız 7 Ekim 2023 sonrasında yaşananların- ciddi bir küresel norm erozyonu yarattığını, Pacta Sund Servanda’ya (Ahde Vefa) dahi güvenemeyeceğimizi hesaba katmamızda yarar var…

 

 

 

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar