Gökhan BACIK
Uzun süredir beklenen oldu ve Ali Babacan, AKP’den istifa edip yeni bir parti kuracağı sinyalini açık biçimde verdi.
Ancak Ali Babacan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve hatta Bülent Arınç gibi siyasiler bir hareketlenme içine girince nedense soldan ve sağdan çeşitli kişiler hızla bunların eski defterlerini karıştırıp bu kişilerin geçmiş hatalarını gündeme getiriyorlar.
Elbette yıllardır siyasette tanıdığımız Babacan, Davutoğlu gibi isimlerin geçmişte yaptıkları ve eleştirilecek pek çok şey var. Ancak bu tür eleştiriler, Türkiye siyasetini gerçekçi analiz etmemekten kaynaklanıyor. Belki de bu tür eleştirilere idealist eleştiri demek gerekiyor.
Bir kere, bu şekilde her siyasiyi eleştirmek mümkündür. Türkiye’de geçmiş defterleri açarak konuşursak hemen her siyasi aktör ve grup payını alır.
İkincisi, biraz geriye gidelim... Aynı eleştiriler Mansur Yavaş için söylenmişti. 2014 yılında Mansur Yavaş aday gösterilince Kemal Kılıçdaroğlu için sağcı adaylarla hareket ettiği dile getirilmişti. Bugün Mansur Yavaş, Ankara’da başarılı bir belediye başkanlığı performansı çiziyor.
Yine aynı şekilde Meral Akşener’in milliyetçi ve sağcı kimliği tartışılmıştı. Ancak Akşener’in kurduğu parti belki de AKP’ye en büyük seçim darbesini vurdu.
Hâlbuki hafızamızı yoklarsak pek çok kişinin Akşener ve Mansur hakkında eski defterleri açarak eleştiri yapmış olduğunu görürüz. Ancak seçim zaferinden sonra bu eleştiriler buharlaştı.
Üçüncüsü, Babacan ve Davutoğlu gibi isimler bir ölçüde zaten kendini Erdoğan’dan ayırmıştır.
Babacan bugüne kadar istese bir bakanlık koltuğu alabilirdi. Davutoğlu da en kötü ihtimal yüksek bir konumda hayatının geri kalanını iyi şartlarda yaşayabilirdi.
Zaten dikkatle bakılırsa bu isimlerin çoğu AKP yönetimi ile kademeli olarak yolunu ayırmış ve kendilerine göre uygun zamanda AKP’den ayrı bir yol haritası çizmiştir.
Bu insanların ellerine sopa alıp Erdoğan ile kavga etmesini bekleyemezsiniz. Türkiye siyasetinde ayrışmak ve ayrılmak yavaş gelişen bir süreçtir. Bu sürecin şartları ve zamanlaması vardır. Bunları gözden kaçırıp “ama niye Erdoğan’ı eleştirmediler?” diye soru sormak yanıltıcıdır.
Dördüncüsü, Türkiye’de pek çok kesimde “büyük kırılma” düşüncesi var. Bu düşünceye göre büyük kırılmalar olacak bir günde akla kara belli olacaktır.
Hâlbuki Türkiye’de büyük kırılmalar nadiren olur. 1980 darbesinden sonra yüz binlerce kişi mağdur olmuş ancak bunlar yaklaşık 10 yıllık bir doğal süreçte haklarını almıştır.
1980 ile ilgili büyük bir kırılma da olmamış sadece Kenan Evren ölümüne yakın gayet sembolik bir mahkemeye çıkmıştır.
Türkiye’de büyük siyasi krizlerden sonra 5 ila 10 yıl kadar süren bunalımlar ve sonra düzelmeler olur. Hâlihazırda da gidişat böyle orta ve uzun vadeli bir normalleşmenin ancak mümkün olacağına işaret ediyor.
O nedenle “nasıl olsa bir büyük kırılma olacak, akla kara belli olacak” rahatlığı içinde yeni oluşumları doğduğuna pişman etmek yerinde bir bakış değildir.
Beşincisi, bir eleştirinin alternatifi nedir? Babacan ve benzerleri çıkıp “haklısınız biz de düşündük geçmişteki hatalarımızdan dolayı üzüldük ve yeni parti kurmuyoruz” deseler, B planı nedir? Bu kişiler yeni partiler kurmasa memleket için daha iyi mi olacaktır?
Yeni siyasi hareketleri beğenmeyenlerin geniş halk kesimlerini peşine takacak lider adayları kimlerdir? Var mıdır?
Hâlihazırda Türkiye siyasetinin sorunu şudur: Erdoğan ile temsil edilen siyaset, politik ve ekonomik olarak iflas etmiştir. Erdoğan ise bu iflasa rağmen ayakta kalmak için normal olmayan yollarla yoluna devam etmek istemektedir.
Ne var ki, iflasa rağmen mevcut statükoyu değiştirmek için gerekli bir tetikleyici neden de bir türlü gerçekleşmemektedir.
Ankara ve İstanbul seçimleri, kısmı bir değişim sağlamıştır ancak bu iki seçim galibiyetinin arkasında partiler ittifakı, sağ adaylar transfer etme gibi her zaman tekrar edilmesi zor ve o nedenle bir parça yapay durumlar da olduğunu unutmamak gerekiyor.
O nedenle kilitlenmenin temel nedeni AKP’yi destekleyen büyük bir kitle için alternatif parti olmamasıdır. O nedenle bu kilitlenmeyi aşmak için merkez sağ veya liberal sağ bir partiye ihtiyaç var.
Babacan gibi aktörlerin kuracağı yeni partiler, bu tetiklemeyi sağlayabilir.
Bugünkü Türkiye siyasetinin bir numaralı sorunu mevcut krizi aşmaktır. Burada akla Mecelle’den bir kaide geliyor: “Def-i mefasid celbi menafiden evladır” yani önce sorun halledilir sonra iyi olan nedir ona bakılır.
Dolayısı ile yeni partiler mevcut statükonun aşılmasında faydalı mekanik enerji sağlayabilir. Daha sonra insanlar, eğer Babacan ve benzerlerine geçmişlerinden dolayı rezervasyonları varsa zaten oy vermezler.
Yahut kimseyi beğenmeyen “mükemmelciler” sahaya çıkıp kendileri bir parti kurarlar ve millete alternatif bir adres sunarlar.
Herkeste bir kusur arayanlar, kusursuz adamlar bulup halkı ikna edecek bir parti ile ortaya çıkmadığı sürece, siyaset mevcut aktörler üzerinden devam eder. O nedenle Türkiye’de gücün merkezileşmesini ortadan kaldıracak her türlü ciddi siyasi parti denemesi son derece faydalı bir iştir.
Uzlaşı ne siyasi ne sosyolojik düzeyde Türkiye’de itibar görüyor. O nedenle tek çare gücü paylaşan aktörlerin sayısını arttırmaktır. En azından bir tane aktörün memleketi domine etmesinin önüne geçilmiş olur.
© Ahval Türkçe
Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Yazarlar
-
Akif BEKİNATO’dan çıkmamakla iyi mi etmişiz? 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; Jin Jiyan Azadî ve Kadın Özgürlükçü Paradigma... 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİMilliyetçilik Fransız Devrimi ile mi başladı? 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanOrtaçağ karanlığına bir adım daha yaklaşmak 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜçüncü dünya savaşı bu mu acaba? 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçÜniversitenin-akademinin kamusal bir derdi var mıdır? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZİran savaşının gölgesinde siyasal tutarsızlık 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciBu ülke bu pahalılığı taşıyamaz 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUSavaşın mertlikle ilgisi yok… Haberler yalan, operasyonlar çakma… 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERİran savaşı ışığında dezenflasyon süreci 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKToplumsallaşmayan süreç enfekte olur 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol21. Yüzyılın Hitler’i 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuOrta Doğu’daki diktatörlükler yıkıldığında ne olur? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYEmperyalist Savaşın Gölgesinde 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi' Projesi 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRİyi ki Güney Afrika ve İspanya var… 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraÖğrenme Korkusu 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit Akçay2018-2023 arasında biz ne yaşadık? 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANPKK yine çark edebilir! 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye nerede duruyor? 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENKüresel hegemonya mücadelesinde İran savaşı 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRSiyanür faciasına yol açan madeni 1.5 milyar dolara Cengiz alıyor 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNVaroluş savaşı! 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİran savaşından Türkiye’ye düşen ilk şarapnel parçaları 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANMolla rejiminde hırsızlık olur mu? 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur Akgünİran Savaşı… 4.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİran’ın gücü, rejimin zaafları 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezGSYH nasıl böyle yükseldi? 3.03.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2026
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025