Gökhan BACIK

Gökhan BACIK
Gökhan BACIK
Tüm Yazıları
Alla curda başladı alla turca bitecek
25.01.2026
20

kinci Barış Süreci alla curda başladı. Düşünülmesi bile imkânsız, neredeyse sürreal bir şekilde Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan’ı kurucu lider olarak Meclis’e davet etti. Bu sürreal söylem daha sonra giderek arttı. Türkiye’nin bir kısmı şok olmuştu; ancak önemli olan, Kürtlerin çoğu bu söylemden adeta sarhoş olmuştu. Geçen hafta yaşananlardan sonra ise Kürt cephesinde bir şok yaşandı. Suriye’de yaşanan “hezimet” sonrasında Öcalan mitinglerinin yasaklanması ve SDG ile Mazlum Abdi’nin Bahçeli tarafından “terörist, Siyonist yandaşı, İsrail kuklası” olarak ilan edilmesiyle süreç alla turca hâlini aldı.

“Kutsal lider”, “lider-tapar” taban

Türk tarihinde devletin “düşman” gördüğü gruplarla mücadelesinin uzun dönemli dinamiklerini iyi anlamak gerekir. Devlet, Gülenizm örneğinde ve günümüzde Kürtler özelinde görüldüğü gibi bazı durumlarda,

i) “düşman” grubun kutsal kabul edilen bir lidere sahip olmasını ve
ii) takipçilerinin bu lidere tamamen bağlı olmasını, yani adeta “lider-tapar” olmasını memnuniyetle karşılar.

Abdullah Öcalan onlarca yıldır izole bir yaşam sürüyor. Dünya ile tek teması kendisine getirilen haberler üzerinden gerçekleşiyor. Böyle bir mekanizmayı manipüle etmek çok kolaydır. Konunun daha iyi anlaşılması için cemaat örneğini verebilirim: Gülen de belki bir adada hücrede değildi, ancak fiilen dünyadan izoleydi. Her iki liderin takipçileri de “izole bir lider tam olarak doğru karar veremez” uyarılarına “siz ne sanıyorsunuz onu?” şeklinde tepki verdi. Bunun nedeni, liderin kutsanması ve “lider-taparlık” durumunun söz konusu olmasıdır.

Hâlbuki devlet açısından bu durum büyük bir avantajdır: Eğer taban lidere tapıyorsa, lideri etkileyerek tabanı kontrol etmek mümkündür. Bunun panzehiri, grubun kendi içinde otonom bir lider çıkarmasıdır. Kürtler bunu ilk kez Selahattin Demirtaş ile başardılar. Ancak devletin böyle bir duruma asla izin vermeyeceğini bilmek gerekir. Devlet için rakip bir grubun içinde otonom bir liderin ortaya çıkması büyük bir sorundur.

Gökhan Bacık yazdı: Alla curda başladı alla turca bitecek

İkinci Barış Süreci’nde DEM’i temsil edenlerin hiçbiri otonom bir siyasi liderlik yeteneğine sahip değildi. Bu kişiler daha çok birer emanetçi veya postacı gibi davrandılar; süreçte herhangi bir özneleşme gösteremediler. Zaten zamanlarının çoğunu “Öcalan’a telefon edemiyoruz”, “Öcalan ile konuşamıyoruz” diyerek geçirdiler. Kendileri özneleşerek, Demirtaş’ın yaptığı gibi bir siyasi yetenek ortaya koyamadılar. Dolayısıyla DEM liderleri sürecin bugüne kadar geçen kısmını devletin söylediklerini tartışarak, ancak asla kendi yaratıcı inisiyatiflerini kullanmadan geçirdiler.

Demirtaş gibi otonom bir liderin olmayışı büyük bir kamuoyu hatasına yol açtı. Baştan beri sürecin kamusal yüzü Öcalan oldu. Türk halkı bunu (doğru ya da yanlış) asla kabul etmedi. Dolayısıyla Bahçeli’nin Öcalan hakkında yaptığı övgüler kulağa hoş gelse de sosyolojik olarak karşılığı olmayan sözler olarak kaldı. Türk toplumu zaten bu konuda değişmeyeceği için Öcalan’ı övmek masrafsız ve risksiz bir şeydi. Türkiye’deki müesses nizam için Öcalan’ın Bahçeli tarafından övülmesinin hiçbir maliyeti yoktur.

Bunu bozacak tek şey, Öcalan dışında, tıpkı daha önce yapıldığı gibi, Demirtaş gibi otonom bir liderin çıkmasıydı. Demirtaş siyasetinin zirve döneminde, Türk kamuoyunda, yani Türkiye’nin Batısı’nda da meşruiyet üretebilir hâle gelmişti. Ancak “karizmatik Öcalan – itaatkâr Kürt taban” formülü o kadar etkili kabul edildi ki, Demirtaş ikinci barış sürecinde ciddi biçimde gündeme bile gelmedi.

Yukarıda belirttiğim gibi, DEM liderleri toplumsal olarak karşılıksız kaldı. Çoğu DEM lideri, elbette saygın ve davalarına katkı vermiş kişiler olmakla birlikte, Kürt siyasetinin ürettiği enerjiyle yol alan ancak kendi başlarına otonom bir anlam ve enerji üretemeyen kişilerdi.

Gökhan Bacık yazdı: Alla curda başladı alla turca bitecek

“Amerika bizi sattı”

Yine cemaat örneğinden devam edelim. ABD, güçlü ve temsil gücü yüksek aktörlerle çalışmayı tercih eder. 2015 yılına gelindiğinde ABD, Gülenizmin düşünsel olarak iş birliğine uygun olduğunu ancak sahada etkisinin sınırlı olduğunu anlamıştı. Gülen’in o dönemde AKP’ye seçimlerle meydan okuma gibi tamamen yanlış stratejileri de Amerikalıların bu kanaatini pekiştirmiş oldu.

Bugün Kürtler benzer bir hatayı yapmış görünüyor. “Amerika bizi koru” derseniz, ABD şöyle düşünür: “Yahu bunların kendi başlarına bir faydası yok, ben bunlarla bir bölgeyi nasıl yönetirim?” Kürtlerin sayıları neredeyse yüz bine dayanan silahlı birlikleri olduğu, Arap kabileleri ve diğer birçok grubun Kürtlerle ittifak içinde olduğu söyleniyordu. Ancak bütün bu dinamikler, Batı’yı ikna etmek açısından yeterli görünmemiş demek.

İkinci bir gerekçe, alternatiflerin daha güçlü olmasıdır. ABD için Şara ile iş birliği daha pragmatik bir seçenek olabilir. Hızla Suriye milliyetçiliğine kaymakta olan bu İslamcı lider, muhtemelen daha uygun bir ortak olarak görüldü. Bu durum Kürtler için daha büyük riskler de içeriyor: Şara rejimi bir hata yapmazsa, küresel finans ile daha da güçlenecek ve Arap milliyetçiliğinin Suriye formunda bir lider olarak devletin kurumlarının gücünü ve reflekslerini devralacak. Uzun vadede Şara, yani Suriye, Kürtler üzerinde daha güçlü bir konuma sahip olabilir.

DEM fiilen felç olmuştur

Barış süreci başlayınca DEM’in elinde iki büyük kart vardı: iç politik güç ve Suriye’deki Kürt dinamikleri. Esasen ikinci açılım sürecini dış dinamikler —başta Suriye olmak üzere— başlatmıştı. Burada önemli bir nüans var: Herkes, “Suriye’de bir Kürt otonomisi kaçınılmaz, Türkiye buna ön alıyor” diye düşünüyordu. Bu gerçekti; Türkiye, Suriye’de başta İsrail’in etkinliği olmak üzere çeşitli nedenlerle açılımı başlattı. Ancak dış faktörlerin Suriye’de hangi sonucu üreteceği baştan kestirilemezdi.

Sekiz ay önce bu dinamikler “kesin bir Kürt otonomisi üretir” şeklinde okunabilirken, bugün “federasyonu unutun, Kürt yurttaşlar olarak sisteme katılın” şeklinde değerlendirilmeye uygun hâle geldi. Eğer burada bizi şaşırtacak yeni bir gelişme olmazsa, ikinci açılım sürecinin dış boyutu Kürtler aleyhine çökmüştür.

Ancak asıl sorun, DEM’in Demirtaş gibi otonom liderlerden yoksun olması nedeniyle iç boyutun da güçlü olmamasıdır. DEM, mevcut koşullarda %9–10 civarında oy alabilir; ancak başkanlık sistemi nedeniyle TBMM artık devre dışıdır. Dolayısıyla asıl soru şudur: DEM, masayı devredip Erdoğan’a karşı bir pozisyon alabilir mi? Mevcut düşük profilli liderlik kadrosunun bunu kendi isteğiyle yapması sürpriz olur. Ancak beklenmeyen gelişmeler —örneğin Erdoğan’ın daha önce olduğu gibi masayı devirmesi— Kürtleri buna zorlayabilir.

Uzun lafın kısası, Kürtler muhtemelen deviremeyecekleri bir masaya oturmuş durumdalar. Üstelik süreç boyunca CHP’ye yönelik devlet operasyonlarına karşı etkin olmadıkları için bu cepheyle ilişkileri de zayıf. Büyük bir değişiklik olmazsa, DEM devletin yörüngesine daha fazla —elbette istemeyerek— girebilir. Öte yandan son gelişmelere rağmen Öcalan, minimalist bir barış sürecinde ısrar etmeye devam edebilir. DEM’in otonom bir lideri olmadığı için süreç, tüm olumsuzluklarına rağmen yürümeye devam edecektir.

Gökhan Bacık yazdı: Alla curda başladı alla turca bitecek

Teknik olarak bir süreç var mı?

Bir barış sürecinin üç aşaması vardır:

i) Hazırlık ve ortam oluşturma,
ii) Sürecin kendisi: yani kültürel ve idari hakların tartışılması ve kararlaştırılması,
iii) Kararların uygulanması: örneğin genel af, PKK’lıların başka ülkelere yönlendirilmesi vb.

  Barış Sürecinin Aşamaları  
Aşama: HazırlıkAşama: Sürecin KendisiAşama: Uygulama
Karşılıklı olumlu beyanatlar, ateşkes, görüşmeler  Kürtlerin idari ve kültürel taleplerinin karara bağlanmasıAf, kültürel ve idari haklara ait kararların uygulanması vb.
Gökhan Bacık yazdı: Alla curda başladı alla turca bitecek

Sorun şu ki, Türkiye’de hiçbir zaman ikinci aşamaya gelinmedi. Yani teknik olarak süreç hala başlamış sayılmaz. Bir metaforla ifade edecek olursak, süreç hala ‘peşrev’ aşamasındadır. Aslında bunu birinci açılımdan da biliyoruz: Uzun süren toplantılara ve görüşmelere rağmen, Kürt sorununu var eden temel meseleler, yani idari ve kültürel konular hiç gündeme gelmedi.

Büyük olasılıkla devlet, ikinci aşamaya girmeden süreci tamamlamak istiyor. Bir metaforla söylemek gerekirse, devlet yumurtasız omlet yapmak istiyor. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, bu tür bir yaklaşım ‘yanlış barış’ anlamına gelir ve uzun vadede Kürt sorununun çözümüne katkı sağlamaz. Kötü olan ise, DEM partisinin sürecin ikinci, yani teknik aşamasına geçme noktasında neredeyse hiçbir talebinin bulunmamasıdır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar