Akın ÖZÇER
Haber ajanslarından gelen bilgilere göre, 3 Ocak Cumartesi sabaha karşı Amerikan uçakları Venezuela’da başta Caracas yakınlarındaki Fuerte Tiuna askeri üssü ve efsane Başkan Hugo Chávez’in mozolesinin bulunduğu Montaña karargâhı olmak üzere kıyı şeridinde Maracay ve La Guaira ’da askeri üs ve havaalanlarını vurmuş bulunuyor. On yıllar boyu Latin Amerika ülkelerinde askeri ve daha sonra “Beyaz Eldivenli” (golpe de guante blanco) tabir edilen darbelerin arkasında olan ABD’nin bu tür müdahalelerinin yüzyıllar öncesine kadar giden bir arka planı var: Monroe Doktrini.
Bilindiği gibi, Monroe Doktrini, ABD’nin 5. Başkanı James Monroe’nun 1823 yılında “Amerika Amerikalılarındır” düsturuna dayanır. Bu düsturla Monroe Birleşik Krallık (BK), Fransa, İspanya ve Portekiz gibi dönemin Avrupalı kolonyalist ülkelerin Latin Amerika’ya yönelik siyasi ve askeri müdahalelerine karşı çıkmış, bölgesel bağımsızlık hareketlerine destek vermişti. Bu destek bölgedeki ülkelerin tam bağımsızlığından çok kolonyalist ülkelerin çekip gitmeleri içindi. Monroe’nun kastettiği Amerika kıtası aslında birbirine eşit tam bağımsız ülkelerden değil, ABD’ne bağımlı ülkelerden oluşacak Yeni Kıta olmalıydı. Dolayısıyla bu düsturun “Amerika ABD’nindir” olarak okunması gerekiyordu. Buna karşılık ABD de Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerindeki sorunlara taraf olmayacak, “Yalnızlık (İsolation) Politikası” izleyecekti.
Başkan Trump’ın dış politikası ise bence ABD’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt’in Büyük Sopa politikasını (Big Stick policy) andırıyor. Bu politika Monroe Doktrini’nin doğal uzantısı (Corollary) olarak değerlendiriliyor. Roosevelt, 1901’de Kongre’de yaptığı konuşmada, ülkesinin dış politikasını, Batı Afrika’da yaygın olarak kullanılan “yumuşak konuş ama büyük bir sopa taşı, uzağa gidersin” (Speak softly and carry a big stick; you will go far) atasözüyle tanımlamıştı. Bu nedenle ABD’nin XX. yüzyılın başında izlediği dış politika “ Büyük Sopa Politikası“ (Big Stick Policy) olarak adlandırılıyor. Özet olarak belirtmek gerekirse, Büyük Sopa politikasına göre, Yeni Kıta ülkeleri ABD kendilerinden ne istiyorsa onu yapmalı, ABD de bu ülkeleri ikna etmek için taleplerini dostça konuşarak, gülümseyerek dile getirmeli ama elinde tuttuğu büyük sopayla bu talepleri reddetmeyi düşünenleri de caydırmalıydı. Büyük Sopa politikası, görüldüğü gibi, Latin Amerika’ya yönelik bir tehdit politikası olarak doğmuştu ve dış politikada askeri güç kullanmayı meşrulaştırdığı için de Amerikan emperyalizminin doğuşunu da simgeliyordu.
Bir taşla iki kuş
Başkan Trump, Roosevelt’in yalnızlık politikasının aksine Büyük Sopa politikasını sadece Latin Amerika’ya değil tüm dünyaya yönelik olarak uyguluyor. Bu Büyük Sopa’nın yeni versiyonu sayılmaz aslında. Anımsanacağı gibi, 28. Başkan Woodrow Wilson da Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması dahil dünyayı yeniden dizayn etmeye soyunmuştu. ABD Osmanlı’ya resmen savaş açmamış, tarafsız devlet olarak kabul görülmüş olsa da Anadolu’nun işgali dahil İtilaf devletlerine yardımcı olmuştu. Wilson’un ölümünden sonra özellikle Teddy’nin uzaktan akrabası Franklin Roosevelt’in içe kapanma dönemi, girmek istemediği ama kendini içinde bulduğu İkinci Dünya Savaşı’yla sona ermişti. Bilindiği gibi, savaştan sonra ABD artık küresel güç olmuştu.
Nobel barış ödülünü almak için yanıp tutuşan ama dünyayı karıştırma ödülü olsa ilk aday olacak olan Donald Trump’ın BM sistemine uygun olmayan politikalarıyla ortaya çıkması tepki görüyor. Grönland’ı ele geçirme arzusu, Kanada’yı Birleşik Devletler’e katılmaya davet etmesi gibi. Latin Amerika elbette ABD için tarihsel öneme sahip bir bölge. Soğuk Savaş döneminde solcu hükümetleri doğrudan askeri darbelerle deviren ABD bu nedenle dünyada saygınlığını yitirdiği için hoşlanmadığı mevcut hükümetleri yukarıda belirttiğim gibi, Şili asıllı Marcos Roitman Rosenmann’ın deyimiyle, artık “beyaz eldivenli “ darbelerle devirmeye başladı.
Başkan Trump’ın açıkladığı gibi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro bu tür bir operasyonla ele geçirilmiş bulunuyor. Böylece kansere yenik düşen Chávez’in seçimle işbaşına gelen ama sadık adamı Nicolas Maduro’nun başkanlık dönemlerinde birçoğuna hile karıştırıldığı öne sürülen seçimlerle güçlükle ayakta kalan “21. Yüzyıl Sosyalizmi” Amerikan müdahalesiyle devrilmiş bulunuyor. Rejimin demokratik niteliğini yitirdiği görülüyordu ama sona ermesi gerekiyorsa, Amerikan silahlarına teslim olmak yerine sandığa gömülmeliydi.
Venezuela’da rejimin değişmesi 60’lı yıllardan bu yana ABD’ne direnen Kuba için de çanların çaldığı anlamına geliyor ne yazık ki. Castro devrimi ertesinde ailesi Miami’ye kaçan ve 1971’de burada doğan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Maduro rejimi düştüğünde, Caracas’tan bedava petrol karşılığında doktor ve askeri eğitimcilerini Venezuela’ya sunagelen Kuba rejiminin de ekonomik kriz nedeniyle düşeceğine inanıyordu. Nitekim Tocororo Cubano’dan Henrik Hernández’e göre, Rubio “Maduro düşerse, Kuba rejimi de düşer” (si cae Maduro, caerá también el régimen cubano) tezini açık, açık dile getiriyordu. Havana’dan gelen haberler de rejimin geleceği açısından bu tezi doğruluyor. Maduro’nun düşmesiyle enerji kıtlığıyla karşılaşacak olan Kuba rejiminin, yeni bağlaşıklar bulamadığı takdirde, uzun süre ayakta kalmasının mümkün olmadığı yönünde.
Sonuç olarak Trump, operasyon dediği, muhalif kesimlerin işbirliğiyle gerçekleştirdiği anlaşılan bu beyaz eldivenli darbeyle Venezuela’ya Teddy’nin Büyük Sopası’nı vurmuş durumda. Sopa’nın kısa sürede etkili olmasının nedeni rejimin artık halkın ekonomik ihtiyaçlarını eskisi gibi yeterince karşılayamıyor olması kuşkusuz. Yukarıda belirttiğim gibi, bundan sonra Kuba’daki Castro rejimi de olasılıkla çökecek. Marco Rubio’nun beklediği gibi bir taşla iki kuş vuruldu vurulmasına ama Büyük Sopa politikasının bir kez daha hortlaması uluslararası ilişkiler bakımından kabul edilebilir değil.
Washington’un artık dünyaya kendi çıkarları doğrultusunda hükmetme politikasından biran önce vazgeçmesi, uluslararası barış ve istikrarın sürdürülmesi bakımından önem taşıyor. Ama Atlantik ötesinde bu gerçeğin hala bilincine varılamamış olduğu gözleniyor ne yazık ki.
Yazarlar
-
Mücahit BİLİCİÜniversitenin geleceği 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURTürkiye’nin en iyi giden işi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERUmut hakkı muhalefeti böler mi? 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezCDS priminin anlattıkları 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçTanıl Bora ve 'Cereyanlar'… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKBir simulacra: “Kürtlerin niye kendi devleti olmamalı?” 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasDindarların ‘ahlak’ problemi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyanın cehenneme çevrilmesi mi isteniyor; savaş buna yarar… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUHatırlama: 28 Şubat dönemi… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYÖcalan’dan ‘Kardeşlik Hukuku’ Çağrısı 28.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolDin ve laiklik 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİİlahi gündemi tatlı da gerçekler acı 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYıkımın eşiğinde yeni bir dünya düzeni 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRLAİKLİK DEMOKRATLIK MIDIR? 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSilâh, siyaset, Öcalan statüsü vs.. 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının 1. Yıldönümü ve Öcalan'ın çağrısı... 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Ekrem avukatını görmesin”… 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveciİktidarın ‘seçim argümanı’ ne olur? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANTerörsüz Türkiye’yi neden halka anlatamıyorlar? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO’da tartışma yaratan sunum: ‘Seks sektöründe 100 bin kadın ve kız çalışıyor’ 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENSuriye… Kürtler için acı bir anlaşma… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMKürşat Timuroğlu’nun anısına 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranRojava’da “Gün batımı!” 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞHukukun her alanında gerileyen Türkiye 26.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.02.2026
16.02.2026
11.02.2026
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025