Akın ÖZÇER
Ana muhalefet partisi CHP, iki hafta önce, Yılmaz-Şimşek ikilisinin yanlış ekonomi politikasının yürürlüğe girmesiyle memur emeklisinin özellikle düşürülen, özel sektör emeklisinin de düşük kalan emekli maaşlarının, en düşüğü asgari ücretle eşitlenecek şekilde, arttırılması için TBMM’de nöbet başlatmıştı. Bu nöbetin emeklilerin gelir sorununun toplumun tüm kesimlerince anlaşılması ve emekliye yapılan negatif ayrımcılıktan kimlerin sorumlu olduğunun iyi görülmesi bakımından yararlı olduğunu belirtmek gerekir.
Aslında emeklilerin büyük çoğunluğu, yaşadıkları sorunun nedenini ve sorumlularını bildiklerinden 31 Mart 2024’te önlerine konulan ilk sandıkta AK Parti ve İttifak ortağı MHP’yi cezalandırmıştı. O bakımdan CHP’nin açık ara kazandığı belediye seçimlerinin sonuçlarını ana muhalefet partisinin başarısı kadar iktidara gösterilen tepki olarak da okumakta yarar vardı. Nitekim CHP Genel Başkanı Özgür Özel bu okumayı yapmış ve partisini Yılmaz-Şimşek ikilisinin başarısız enflasyonla mücadele politikasının ezdiği toplum kesimlerinin yanında konumlandırmıştı.
CHP’nin açıkladığı parti programı asgari ücretliler gibi emekliler açısından da umut verici. Özgür Özel, her hafta bir ilde ve İstanbul’un bir ilçesinde düzenlediği “millet iradesine sahip çıkıyor” mitinglerinde emekli maaşlarının düşük tutulmasının iktidarın bütçe tercihlerinden kaynaklandığını güzel anlatıyor. Ama kararsız seçmen için iktidara geldiklerinde neyi, nasıl yapacaklarını, vergi ve gelir adaletini nasıl sağlayacaklarını daha ayrıntılı anlatmasında yarar olabilir. Sokakta düşük gelirlerinden ötürü yaşam pahalılığından şikâyet eden, söylenen insanlar var. Ama “bunlara artık oy vermem” diye bağırıp çağırdığı halde kime oy vereceği sorulduğunda sandığa gitmeyeceğini söyleyen insanlara da rastlanıyor. Anketlere kararsızlar olarak yansıyan bu seçmenleri, aldıkları oy oranında partilere eşit biçimde dağıtmanın doğru sonuç vermeyeceğini yinelemekte yarar var. Çünkü bu kararsızların kararlı olduğu tek husus, iktidar partilerine artık oy vermek istememeleri.
Taşın altından çekilen gövde
“Sefalet ücreti” başlıklı yazımda aktardığım gibi, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, “en düşük emekli maaşı alan ve sayıları 5 milyona yaklaşan kardeşlerimizin sosyal ve ekonomik durumlarını iyileştirmek için gerekirse elimizi değil gövdemizi taşın altına koymalıyız. (…) onları sefalet ücreti değil en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşımalıyız” dediğinde emekli umutlanmıştı. MHP’nin iktidar ortağı olduğunu, 47 milletvekilinin salt çoğunluğu olmayan AK Parti’ye emekli maaşları dahil her konuda destek çıktığını çok iyi biliyordu ama Bahçeli belki Cumhurbaşkanı’nı ikna edebilir diye düşünmüştü. Çünkü Bahçeli 20 bin TL için sefalet ücreti diyorsa 1-2 bin TL ilave zammı yeterli görmüyor demekti. O zaman CHP’nin önerdiği ve diğer muhalefet partilerinin desteklediği en düşük emekli maaşının asgari ücretle eşitlenmesine sıcak bakabilirdi belki.
Ne var ki bu söylendiği kadar kolay değildi. Geçen yazımda belirttiğim gibi, bu durumda seyyanen zammı gasp edilmiş memur emeklisi dahil tüm emeklilere anayasal eşitlik gereği 9137 TL seyyanen veya TÜİK’in enflasyon oranı üzerine yüzde 48,3 civarı ilave zam yapılması gerekirdi. Rakamlarda boğulmadan bir fikir edinmek için belirtmek gerekirse böyle bir zammın sadece 13 milyon emekli için bütçeye maliyeti ayda 118 milyarı, yıllık 1,5 trilyonu buluyordu. Bu örnekten anlaşıldığı gibi, ek bütçe gerektiren bir tutardı bu.
Emekli maaşlarının dengeler gözetilerek düzeltilmesinin yıllık maliyetinin bu kadar yüksek olmasının nedeni, 5510 sayılı kanuna tabi SSK emeklilerinin 2008’den bu yana, 657 sayılı kanuna tabi memur emeklilerinin de son 30 aylık kayıpları. 5510 sayılı kanunda aylık bağlama oranı yarıya düşürülmüş, memur emeklilerinde de benzer bir sonuca ulaşmak için memura verilen seyyanen zam maaşlarına yansıtılmamıştı. Bu yanlışların düzeltilmesi yukarıda verdiğim örnekten anlaşılacağı gibi çok maliyetliydi. Dolayısıyla iktidarın seçime doğru uygulayacağı ileri sürülen “bol kepçe zamla emeklilerin oylarını alma” stratejisinin emekliyi tatmin edebilecek büyüklükte olması Yılmaz-Şimşek politikasıyla imkansızdı.
Bahçeli sefalet ücreti sözüyle İttifak ortağını zora sokmuştu belli ki. Geri adım atıp atmayacağı beklenirken, son grup toplantısında, sözünün arkasında olduğunu yineledi yinelemesine ama CHP’nin önergesini desteklemeyeceğini de açıkça dile getirdi. Bunu yaparken CHP’yi haksız yere suçlamayı da ihmal etmedi: “sözlerimizin sonuna kadar arkasında ve emeklilerimizin yanındayız. Biz ne söylediysek onu yapar ne yapmışsak onu anlatır ve sahipleniriz. CHP'nin iç çekişmelerine, yolsuzluk siyasetine aklımız ermez. (…) Sizin önergenize destek olmayız, ayak oyunlarınıza kanmayız." Bu sözlerin ne kadar tutarlı olduğunu herkes kendince değerlendirebilir.
Özgür Özel bunun üzerine Bahçeli’ye “siz önerge verin biz destekleyelim” önerisinde bulundu. Amacı taşın altına gövdesini koyacağını ifade eden MHP liderini sıkıştırmak, sözlerinin içinin boş olduğunu kamuoyuna göstermekti. Öyle de oldu. Sayın Bahçeli çareyi geri adım atarak “MHP, Cumhur İttifakı ortağıdır ancak iktidar ortağı değildir” demekte buldu. Ardından bu cümleyle de çelişen şu sözleri sarf etti: “ İttifak ortağı olarak da Cumhurbaşkanlığı kabinesinin ülkenin kalkınmasındaki aldığı kararlara destek olmak siyasi ahlakımızın gereğidir.” Nasıl bir siyasi ahlak ki bu, aynı görüşte olmadığı konularda bile İttifak ortağının tüm önerilerine desteği gerektiriyor! Madem öyle, neden sefalet ücreti çıkışı yaptığını sormaz mı emekli kendisine?
Cumhurbaşkanı’nı kim yanlış bilgilendiriyor?
Sayın Cumhurbaşkanı, önceki gün, üzerinde çok tartışılan 5510 sayılı kanuna tabi SSK emeklisinin maaşının 20 bin TL olacağını övünçle belirterek şöyle devam etti: “Teklifin yürürlüğe girmesiyle birlikte geçen ay 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükselmiş olacak. Bu rakam göreve geldiğimizde neydi biliyor musunuz? Sadece 66 liraydı. Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. Yeni düzenleme sonrasında en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak. Yine Kasım 2002'de asgari ücret 184 liraydı, yani en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız asgari ücretin sadece 3'te 1'i kadar aylık alabiliyordu. Bugün en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 70'ini aşmıştır”.
Sayın Erdoğan’ın bu cümleleri içinde, sorduğu sorunun cevabı maalesef 66 (bin) değil. 20 bin TL SSK emeklisi maaşı. 2002 yılı SSK emeklisi maaşı ise 257 (bin) TL. Sayın Cumhurbaşkanı’na verilen ve 66 bine yuvarlanan 65 800 TL tutarındaki maaş bilgisi bugün itibariyle karşılığı olmayan BAĞ-KUR tarım emekli aylığına tekabül ediyor. Dolayısıyla CHP Genel Başkanı’nın son olarak Çekmeköy mitinginde de dediği gibi en düşük SSK emekli maaşı 2002’de 257 (bin) TL olarak 184 (bin) TL olan asgari ücretin 1.4 katıydı. Aslında emekli maaşının işe yeni başlayan işçilere verilen asgari ücretten fazla olması doğal çünkü emeklinin on yıllarca verilmiş emeği ve ödediği prim var hesaba katılması gereken. Dolayısıyla en düşük emekli maaşının asgari ücretin yüzde 70’ine çıkarılması değil yıllar içinde düşürülmüş olması söz konusu. Kaldı ki emeklinin aklı da belleği de yerinde. Çektiği sıkıntı da ortada. Övünülecek değil utanılacak bir durum ne yazık ki.
Ücretlerin (fiyatların da) 24 senelik bir süre içinde dolar karşılığının doğru bir sonuç vermeyeceğini herkes biliyor. Bu süre içinde hem TL hem doların değerlerindeki değişimi dikkate almak gerekir. 2002 itibariyle asgari ücret 184 bin TL karşılığı sadece 115, en düşük emekli maaşı ise 257 TL karşılığı 160 dolardı. Sürdürülebilir olmayan bugünkü aşırı değerli TL’nin dolar karşılığıyla 24 yıl öncesini kıyaslamaya kalkmak hiç mümkün değil.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanlış bilgilendirilmesinin -ki bu 66 TL yanlışı sürekli dillendiriliyor- sadece rakamlarla sınırlı olduğu kanısında değilim. Örneğin şu cümleler de sabit gelirlilerin tepkisini çekiyor: “Deprem harcamalarımız azaldıkça elimizde daha fazla kaynak olacak. Enflasyon düştükçe insanımızın alım gücü daha uzun süre korunacak, daha da artacak. Türk ekonomisi hedeflerimize uygun büyüdükçe ortaya çıkan ilave katma değerden herkes istifade edecek. “ Neden mi? Bir kere deprem harcamaları özellikle emekli maaşlarının düşük tutulmasının nasıl gerekçesi olabilir? Maaşların ödenmesi her zaman hükümetlerin önceliği olmalı, tasarruf gerekiyorsa başka harcama kalemlerinden yapılmalıdır. Ayrıca enflasyonun düşmesi, gelir artışı olmadan insanların alım gücünü arttırmaz. Bunu herkes biliyor. Emekli de ailesi de çocukları da. Emekliler eskiden ve pandemi dönemi öncesine kadar değil sürünmek, çocuklarına yardımda bile bulunabiliyordu. Bunlar hafızalarımızda, hepimiz yaşadık. Emeklinin bu şekilde hor görülmesi sadece kendilerini değil geniş ailesini de olumsuz etkiliyor. O bakımdan bilinen konularda sürekli yanlış bilgi vererek hataları kabul etmemek iktidara ne kazandırıyor bilmem ama çok kaybettirdiği son derece açık.
Özetle, genelde sabit gelirliler, özelde emekliler Cumhur İttifakı’ndan artık umudu kesmiş durumda. İktidar cephesine bakıldığında bu durumun vahametinin farkında bile olunmadığı ve özellikle eleştirilen ve tepki gören konuları övünç vesilesi yapmak gibi tuhaf bir tutuma girildiği görülüyor. Görmek istenilmeyen gerçek şu ki Yılmaz-Şimşek ikilisinin ekonomi politikası inatla sürdürüldükçe CHP (tüm muhalefet partileriyle birlikte) kazanıyor, Cumhur İttifakı ise kaybediyor. Bu gerçeği tersine çevirmek içinse, üzgünüm ama artık çok ama çok geç.
Yazarlar
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan‘Terörsüz Türkiye’nin yolunu kesen bilmediğimiz birileri mi var? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezKayıt dışı ekonominin büyüklüğü 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm yolunda duygusal kırılmalar… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyamızın nereye gittiğini merak edenlere… 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünNihayet önemli biri ‘Kral Çıplak’ dedi… 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYASessizlik Tarafsızlık Değil, Suç Ortaklığıdır; Rojava Savunulmalıdır.. 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasDar kimlikler, geniş kimlikler, daha geniş kimlikler 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYargının röntgeni 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAğlamaya hakkı olmayanlar 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpToplumsal kutuplaşma artarken enflasyondaki düşüş yavaşlıyor 22.01.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025
13.11.2025
6.11.2025