Mehmet Ali ALÇINKAYA
27 ŞUBAT BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISININ 1. YILDÖNÜMÜNDE; “KÜRT' SÜZ TÜRK, TÜRK'SÜZ KÜRT OLMAZ” PERSPEKTİFİYLE SAYIN ABDULLAH ÖCALAN’IN MESAJI...
27 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”, Türkiye’nin demokratikleşme tarihinde yalnızca bir siyasal metin değil; aynı zamanda yeni bir toplumsal paradigma önerisi olarak değerlendirilmektedir. Sayın Abdullah Öcalan tarafından ortaya konulan perspektif; zihniyet dönüşümünü, hukuki güvenceyi, çoğulcu yurttaşlık anlayışını ve toplumsal inşa sürecini birlikte ele alan bütünlüklü bir yol haritası sunmaktadır.
Metnin ana yaklaşımı, demokratik çözümün salt bir “süreç yönetimi” değil; tarihsel bir yeniden kuruluş iradesi olduğudur. Bu irade üç temel eksende somutlaşmaktadır; zihinsel dönüşüm, kurumsal-hukuki yapılandırma ve toplumsal-kültürel demokratikleşme. Aynı zamanda güçlü bir gerçekliğe işaret eder: Bu coğrafyada halkların kaderi birbirinden bağımsız değildir; kalıcı barış, eşitlik temelinde ortak yaşamın inşasıyla mümkündür.
1-Zihniyet Dönüşümü: Cumhuriyet ile Demokratik Barışma
Çözüm perspektifinin ilk ayağı, Cumhuriyet ile zihinsel barışma gerekliliğidir. Bu yaklaşım, geçmişi yok saymadan; ancak tekçi yorumları aşarak Cumhuriyet’i çoğulcu bir anlayışla yeniden değerlendirmeyi ifade eder.
Cumhuriyet’in demokratikleşmesi, onu belirli bir kimliğin değil; bütün yurttaşların ortak siyasal zemini haline getirmekle mümkündür. Bu da dışlayıcı ulus anlayışından kapsayıcı ve eşit yurttaşlık anlayışına geçiş anlamına gelir.
Zihinsel dönüşüm gerçekleşmeden hukuki reformların kalıcı olması mümkün değildir. Siyasal dil ve düşünce dünyası değişmeden demokratikleşme derinleşemez.
2. Hukuki Güvence ve Demokratik Kurumsallaşma
Kalıcı barış için hukuki güvence vazgeçilmezdir. “Barış Yasaları” vurgusu, sürecin kurumsal teminat altına alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ancak hukuki düzenlemeler tek başına yeterli değildir. Asıl hedef, çatışma merkezli siyasal zeminden demokratik rekabet ve katılım zeminine geçiştir. Bu kapsamda:
Yerel demokrasinin güçlendirilmesi,
Katılımcı siyasal mekanizmaların geliştirilmesi,
İfade ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi,
Eşit yurttaşlık ilkesinin anayasal güvenceye kavuşturulması
temel adımlar olarak öne çıkmaktadır.
Devletin güvenlik merkezli reflekslerden uzaklaşıp hak ve özgürlük odaklı bir yapıya yönelmesi, demokratik dönüşümün asli koşuludur.
3. Birlikte Yaşamın Sosyolojisi: Çoğulculuk ve Eşitlik
Metnin çözümlemesinde önemli bir yer tutan soru şudur: Farklı kimlikler nasıl eşit ve özgür biçimde bir arada yaşayabilir?
Birlikte yaşam, benzeştirme değil; farklılıkların tanınması ve güvence altına alınmasıdır. Tek tipleştirici milliyet anlayışının yerine çoğulcu ve özgürlükçü bir toplumsal yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.
Gerçek birlik, zorunlu uyumla değil; karşılıklı rıza ve eşitlik temelinde kurulur. Demokratik çözüm, ortak yaşamı inkâr değil; tanıma ve anayasal güvence üzerine inşa etmeyi öngörür.
4. Pozitif İnşa: Tepkisel Siyasetten Kurucu Siyasete
Demokratik çözüm perspektifi, yalnızca sorunlara tepki veren bir siyaset anlayışını değil; alternatif üreten ve gelecek tasarlayan kurucu bir yaklaşımı ifade eder.
Pozitif inşa süreci;
Sivil toplumun güçlendirilmesini,
Yerelden merkeze demokratik katılımın artırılmasını,
Sosyal ve ekonomik adalet politikalarının geliştirilmesini,
Toplumsal uzlaşı kültürünün kurumsallaşmasını
içermektedir.
Bu çerçevede savunmacı ve çatışmacı siyaset tarzının yerini, üretken ve kapsayıcı bir siyasal anlayışın alması hedeflenmektedir.
5. Kadınların Kurucu Rolü ve Demokratik Toplum
Metnin temel vurgularından biri de kadınların demokratik çözüm sürecindeki belirleyici rolüdür. Kadınların siyasal ve toplumsal karar alma mekanizmalarına eşit katılımı, demokratik toplumun derinleşmesi açısından stratejik öneme sahiptir.
Kadın özgürlüğü perspektifi, çatışma ve tahakküm merkezli siyaset anlayışının yerine yaşamı ve eşitliği önceleyen bir yaklaşım koymaktadır. Bu nedenle demokratik toplumun inşası ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasında doğrudan bir bağ bulunmaktadır.
6. Dil ve Üslup: Demokratik Siyasetin Etik Zemini
Buyurgan ve otoriter dilden kaçınma çağrısı, demokratik çözümün etik boyutunu ifade etmektedir. Siyasal dil, toplumsal psikoloji üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.
Kapsayıcı, empatiye dayalı ve ikna edici bir üslup; güven ortamının güçlenmesine katkı sunar. Demokratik çözüm yalnızca kurumsal değil; aynı zamanda kültürel bir dönüşümü gerektirir. Bu dönüşümün en görünür alanı ise kullanılan siyasal dildir.
Genel Değerlendirme
27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın birinci yıldönümü vesilesiyle ortaya konulan bu perspektif, demokratik çözümü üç temel boyutta ele almaktadır:
Zihinsel dönüşüm (tekçi anlayıştan çoğulcu yurttaşlığa geçiş),
Hukuki ve kurumsal güvence (barış yasaları ve demokratik devlet anlayışı),
Toplumsal yeniden inşa (eşit yurttaşlık, kadın özgürlüğü ve kapsayıcı siyasal dil).
Bu çerçeve, barışı yalnızca çatışmasızlık olarak değil; eşitlik, özgürlük ve ortak yaşam temelinde sürekli yeniden üretilmesi gereken bir demokratik inşa süreci olarak tanımlamaktadır.
Yazarlar
-
Taha AkyolDin ve laiklik 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRLAİKLİK DEMOKRATLIK MIDIR? 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUEdebi metinleri herkes anlamaz; Bahçeli’nin konuşmaları da öyle… 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSilâh, siyaset, Öcalan statüsü vs.. 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının 1. Yıldönümü ve Öcalan'ın çağrısı... 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYıkımın eşiğinde yeni bir dünya düzeni 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİİlahi gündemi tatlı da gerçekler acı 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Ekrem avukatını görmesin”… 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürk Siyasetinde Belirleyici Olan Dinamikler 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBütün otokratların dilinde aynı hikaye 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünya bildiğin gibidir 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUKemalistin bilinç altı 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANTerörsüz Türkiye’yi neden halka anlatamıyorlar? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranRojava’da “Gün batımı!” 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞHukukun her alanında gerileyen Türkiye 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO’da tartışma yaratan sunum: ‘Seks sektöründe 100 bin kadın ve kız çalışıyor’ 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMKürşat Timuroğlu’nun anısına 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENSuriye… Kürtler için acı bir anlaşma… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveciİktidarın ‘seçim argümanı’ ne olur? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLaikliği savunmak bir özgürlük, bir hak ve yurttaşlık görevidir 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünMedeniyetler savaşı mı başladı? 25.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURCereyanda kalan fikirler… 25.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerKÜMELEŞMELER VE ORTAK RUH HALLERİ ÜZERİNE 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZYirmibir yıl sonra: ‘Büyük Devlet’ sözüne ne oldu? 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRAİHM ve AYM kararlarına uyulmalı tavsiyesine ihtiyaç var mıydı? 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERUmut hakkı tartışması 23.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.02.2026
23.02.2026
16.02.2026
14.02.2026
11.02.2026
7.02.2026
4.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
27.01.2026