Erol KATIRCIOĞLU

Erol KATIRCIOĞLU
Erol KATIRCIOĞLU
Tüm Yazıları
İki ‘dost’: Trump ve Erdoğan
11.01.2026
80

Trump sık sık “Erdoğan benim iyi dostumdur” der. Gerçekten “dostluk” nedir, bu iki lider yan yana geldiklerinde ne konuşur, konuşmaları dostların konuşmaları gibi midir bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Her iki liderin de iktidara geliş mekanizmaları büyük ölçüde benzerdir. Ben bu benzerliğin, küreselleşmenin ulus-devletlerde yarattığı kimlik kırılmalarının demokrasiyi aşındırması ve toplumları derin kutuplaşmalara sürüklemesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum.

En temel ortak nokta ise, bu ülkeleri uzun süre yönetmiş siyasal elitlerin söz konusu dönüşümü anlayamamış olmalarıdır. Ortaya çıkan yeni kimlik taleplerini ve bu taleplerin taşıyıcısı olan kesimlerin sorunlarını kavrayamayan bu elitler, toplumları giderek “biz ve onlar” ekseninde bölünmeye terk etmişlerdir. 

Amerika’da bu kutuplaşmanın bir tarafında ekonomik eşitsizlik, göç ve çokkültürlülük gibi meseleler varsa da Demokratların üstenci ve statükocu siyaset anlayışı bu çerçevede belirleyici olmuştur. Toplumsal sorunları yalnızca ekonomik göstergelere indirgeme eğilimi, yeni kimlik taleplerine sırt çevrilmesine yol açmış; bu da geniş kesimlerle bağ kurulmasını imkânsız hâle getirmiştir. Sonuçta siyaset, toplumu kapsayan bir alan olmaktan çıkıp bir kimlik savaşına dönüşmüştür.

Türkiye’de de CHP’nin başörtüsü yasağında ısrar etmesi, üniversitelerde “ikna odaları” kurulması ve 28 Şubat sürecine eklemlenmesi de benzer sonuçlar üretmiştir. Bu tutum, zaten var olan toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiş ve siyaseti uzlaşma zemininden uzaklaştırmıştır. Nitekim hem Trump’ın hem de Erdoğan’ın seçim kampanyaları, ekonomik eşitsizlikten ziyade statükoya ve kimlik siyasetine karşı bir “isyan dili” üzerinden şekillenmiştir.

Bu nedenle Trump ve Erdoğan arasındaki “dostluk” söylemi ne anlama gelir bilinmez; ancak iktidar anlayışları arasındaki benzerlik açıktır. Trump’ın “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok” sözleri ile Erdoğan’ın “AİHM kararları bizi bağlamaz” çıkışı arasında niteliksel bir fark yoktur. Her iki lider de uluslararası kuralların kendileri için geçerli olmadığını açıkça dile getiriyorlar. Bu tavır, bugüne kadar dünyaya yön veren kuralların ve kurumların çözülmekte olduğuna işaret etmektedir. Böyle bir süreç, gücün hukuk yerine geçtiği yeni bir dünya düzeninin habercisidir.

Trump’ın da Erdoğan’ın da iktidardan gitmesi, nihayetinde Amerikan ve Türkiye toplumlarının siyasal tercihleriyle mümkündür. Ancak bu süreçte muhalefetin, kendi toplumlarını ne ölçüde anlayabildiği ve sorunlara nasıl çözümler üretebildiği belirleyici olacaktır.

Türkiye açısından bakıldığında üç temel siyasal kutup göze çarpar: Siyasal İslamcılar, sekülerler ve Kürtler (Alevileri de bu çerçevede düşünmek gerekir). Cumhuriyetin kuruluşu sekülerlerin başarısıydı; ancak bu başarı, diğer iki kutbun bastırılması pahasına inşa edilmişti. Türkiye uzun yıllar seküler elitler tarafından yönetilmiş, muhafazakâr siyaset ise büyük ölçüde bu ideolojik hegemonyaya eklemlenmiştir.

2002 seçimleriyle birlikte, Cumhuriyetin kuruluşundan beri bastırılmış siyasal İslamcılar iktidara geldiler. Bu kesimin partisi AKP ilk yıllarında görece kapsayıcı ve liberal politikalar izleyerek toplumsal desteğini genişletti. Ancak son on–on beş yılda ise ekonomik kaynakları kendi tabanında yoğunlaştırma siyasetiyle, kontrol edilemeyen bir yoksullaşma süreci yaşatmaya başladı.

Bugün ekonomik ve siyasal olarak zayıflayan seküler kesim yeni bir çıkış arayışı içinde. İktidarın yolsuzluk söylemiyle muhalefeti köşeye sıkıştırma çabaları, muhalefetin kredibilitesini zedelemekte. Bu nedenle CHP’nin siyaseti yalnızca ekonomik kriz ve yoksulluk söylemine değil, bastırılmış kimlik taleplerine sahip çıkarak yeniden kurulmalıdır. 

Bu amaçla seküler kesimin, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en sert yöntemlerle bastırılmaya çalışılmış Kürt kimliğinin talepleriyle, bu iktidar tarafından baskılanmaya çalışılan laik-seküler yaşam tarzının savunusuyla birleşen yeni bir demokratik hat inşa etmesi bu hukuk tanımaz iktidara karşı bir çıkış olabilir. Bunun ne kadar gerçekleşebilir olduğu tartışmalıdır; ancak böyle bir hat kurulamadığı sürece Türkiye’de gerçek bir siyasal dönüşümün yaşanması da zor görünmektedir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar