Figen Çalıkuşu

Figen Çalıkuşu
Figen Çalıkuşu
Karar Tüm Yazıları
Yangının ortasında…
13.03.2026
10

Yanmakta olan bir evin içinde elinde bir bidon benzinle ip atlayan delilere benziyoruz. Kendi felaketimizi hazırlar gibiyiz…

Dünyanın bu kaotik döneminde biz kendimizi güçlendireceğimize kendimizi çürütüyoruz. Bu çürümenin temelinde tabii hukuku boğup öldürmemiz yatıyor.

Hukuksuz bir devlet, kendi milleti için en büyük tehlikedir. Hukuksuzluk, toplumun boğazına geçmiş bir kement gibi yok oluşun eşiğinde tutar milleti. Bunu fark etmemek, kurtulma içgüdüsünün de yitirildiğinin işaretidir.

15 Temmuz’dan beri bu tehlike gittikçe büyüyor.

En son İBB duruşmasında hukuksuzluğun boyutlarını gördük.

Mahkeme salonları yüzleşme yeridir, kusurlar varsa gözler önüne serilir. Devletin niteliği hukuk devleti ise kusursuz bir yargılama olur ve o salondan çıkacak karar toplumda adalet duygusunu güçlendirir, yargıya güveni artırır.

Ama öyle olmuyor.

Yaşananlara topluca baktığımızda görüyoruz ki yargıdan siyaset kurumuna kadar topluca çürümekte olan Türkiye’nin kurtulabilmesi için tepeden tırnağa yeniden inşaya ihtiyacı var.

İktidar yarışında bu inşanın öncülüğünü üstlenen bir tutum almak, daha çabuk iktidar olmanın da sihirli anahtarı olabilir. Bu da ciddi bir program, güven veren bir kararlılık ve herkesi kapsayacak bir hukukun savunuculuğu ile gerçekleşebilir.

Bunun için de iktidarın “dilinden” başka bir dil bulmak gerekir. Sadece kendin için değil, haksızlığa uğrayan herkes için hukuk istemek gerekir. Hatta, 15 Temmuz’dan sonra hukuk boğulurken niye alkışladığını sorgulayıp, bir özeleştiri yapmak gerekir.

Muhalefette henüz bu kararlılığı ve cesareti göremiyoruz.

İktidarın böylesine tökezlediği, her şeyi batırdığı bir süreçte bir türlü büyük bir rüzgâra dönüşememelerinin temelinde bu nedenin yatabileceğini sanıyorum hala düşünmüyorlar.

Muhalefet bu aşamada hukukun bütününü değil sadece kendini savunan bir görüntü sergiliyor. Böyle başarıya ulaşması, bir çıkış yolu arayan kitleleri kendi şemsiyesi altında toplaması da mümkün olmuyor.

İçerde bir hukuksuzluk fırtınasıyla boğuşurken bir de İran’dan ateşlenen füzelerin şaşkınlığını yaşadık…

Ankara sesinin tonunu biraz daha yükseltti.

İki ülke cumhurbaşkanı telefon ile görüştü, İran cumhurbaşkanı ortak komisyon önerisinde bulundu.

Ardından da MSB’nin açıklaması geldi:

“Millî düzeyde aldığımız tedbirlere ilave olarak NATO tarafından hava ve füze savunma tedbirleri artırılmıştır.

Bu kapsamda, hava sahamızın korunmasına destek sağlamak üzere görevlendirilen bir Patriot Sistemi Malatya’da konuşlandırılmaktadır.

Bir zamanlar Avrasya, Şanghay, BRICS filan ve son zamanlarda “TRÇ” (Türkiye, Rusya, Çin) derken, ardı ardına sınırımızda sıralanmaya başlayan İran füzelerinden sonra NATO şemsiyesi Ankara tarafından yeniden tek gerçeklik olarak mühürlenmiş gibi oldu.

NATO’nun resmi tasdikine rağmen bir kesim de ısrarlı olarak füzenin İran’ın resmi tercihi olmadığını, araya karışan karanlık odakların Türkiye’yi savaşın içine çekmek istediğini dillendirip durdu. Dillendirmeye de devam da ediyor.

Bir başka grup da Amerika’daki Halk Bankası Davası’nda anlaşma sağlanmasını bu söylentilere ilave etti… “Ne alındı ne verildi” sorusunu sordular. Gerçekten ne oldu da Trump’ın Adalet Bakanlığı böylesi cömert bir iyilik yapıverdi?

Ancak bu teoriler arasında sorulmayan “Terörsüz Türkiye” sürecinin akıbeti oldu.

Terörsüz Türkiye süreci bir anda sessizleşti, hatta dilsizleşti.

“ABD Türkiye’yi İran’a karşı savaşa sokmak istiyor” diyenler… Halk Bankası Davası’ndaki gelişmeyi buna dolaylı kanıt olarak gösterenler… Hatta içerde bile böyle bir istek yanlısı olabileceklerin varlığından dem vuranlar, hiçbiri “Terörsüz Türkiye” sürecine dönüp yan gözle bile bakmadı.

Daha çok yakın bir zamanda tek konumuz “terörsüz Türkiye” idi… Bir anda konu ortadan kayboldu.

Türkiye’de hukuk olmadığı için güven veren bir plan da yok.

Yarın ne olacağını bilmek hiç kolay değil.

Ancak inkâr edilemeyecek bir gerçek var. Yaşadıklarımız, demokrasi ve hukuktan uzaklaştıkça kırılganlığın ne kadar arttığını kanıtlıyor.

Kırılganlık deyince en baş kırılganın da ekonomik durum olduğunu hemen tekrarlamak lazım… Böyle bir sefilliği daha önce hiç görmedik sanırım.

İktidar bu durumu düzeltemeyecek gibi.

Şimdi muhalefete sormamız lazım:

Türkiye’yi kurtarmaya aday mısınız yoksa elimizde bir bidon benzinle yangının ortasında ip mi atlamaya devam edeceğiz?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar