Hayko BAĞDAT
Devlet dediğin soyut bir kavram. Onu somut halde karşımızda görmemizi sağlayan elbette yine insanlardır. ‘Kutsal Devlet’diye slogan atılmasını da ‘Katil Devlet’ diye slogan atılmasını da belirleyen devletin yetkisini kullanan insanların icraatlarıdır.
Devletin imkanlarını, binalarını, araçlarını, silahlarını, mühimmatını kullanan insanlar vatandaşına karşı suç işlediğinde pratik olarak devlet çöker. Devlet görevlisi eli silahlı bir insanı çeteci olmaktan, gaspçı olmaktan, katil olmaktan ayıran özellik hukuki olmasıdır. Hukuk, devletin devamını sağlamak için vatandaşı silahlı külahlı devlete karşı korumakla mükelleftir.
Korumaktan vazgeçerse devlet gayrı meşrulaşır. Devlet imkanlarıyla hırsızlık yapan, insan öldüren bir görevli cezasız kalırsa o saatten itibaren devlet hırsızdır, katildir.
Devletin itibarını geri kazandıracak olan hukuktur. Devleti yeniden inşa edecek olan adalettir.
Peki devletin yetkileriyle donatılmış bir görevli, vatandaşının can ve mal güvenliğini tehdit eden bir suçluya kendisini yakın hissederse ne olur?
O suçlunun işini kolaylaştırırsa, cinayet işlemesine yardımcı olursa, delilleri örtbas ederse, ilişkilerini hasır altı ederse, katilin itibarını gözetirse ne olur?
Bir kez oldu mu geri dönüşü çok zordur
Ogün Samast örneğinde gördüğümüz gibi Samast’ın başındaki beyaz bere devletin kafasına geçer. Beyaz bereli devlet yeni cinayetlerin kaynağı olan bir bataklığa dönüşür. Ülkenin bakanı Taksim Meydanı’nda konuşurken veya bir futbol müsabakasında tribünlerde binlerce insan ‘Hepimiz Ogün Samast’ız’ diye bağırır. Cinayet ve suç meşrulaşırken devlet nizami olmaktan çıkar. Devlet,‘Katil Devlet’ diye bağırarak maskesini düşürenleri tutuklamaya çalışmaktan başka bir halta yaramaz hale gelir.
Bayrak önünde katille fotoğraf çektiren emniyetçiler terfi üstüne terfi alır.
Siyaset, parti binalarına katilleri gizleyen suç örgütlerine dönüşür.
Bu bir kez oldu mu geri dönüşü çok zordur.
‘Ali İsmail’i arkadaşları öldürmüştür’ diyen vali, cinayetin üzerine giden gazetecileri tehdit etmeye başlar.
Ülkenin başbakanı devletin katlettiği 14 yaşında bir çocuk için“Cebinde misket vardı, hak etmiş” der. Çocuğun annesini kalabalıklara yuhalatır.
Aynı başbakan, cemevi bahçesinde polisin kafasından vurarak öldürdüğü bir yurttaşın ardından “Polisin sabrına şaşırıyorum”der.
İlçe kaymakamları çakma sosyal medya hesaplarıyla cesetlere işkence eden polis fotoğraflarını övgüyle paylaşır.
Ölü kadınların çıplak bedenleri devlete zimmetli fotoğraf makineleriyle servis edilir.
Zırhlı araçların ardına bağlanmış cesetler yollarda sürüklenir.
Çünkü devlet suçu sevmiştir artık.
Hukukun dışına çıkma özgürlüğüne kavuşmuş devlet suçu bir baskı aracı olarak kullanmaktan korkmaz.
Hırsızlık da, gasp da, cinayet de devleti elinde tutanların mükafatı, ganimeti haline gelmiştir.
Polisin korkusuzca seri katillerle selfi çektirmesi bu özgüvenden gelir.
Mail kutumdaki JÖH, PÖH mensuplarından gelen onlarca tehdit mesajı buradan cüret alır.
‘Kes lan sesini, siktir git bu ülkeden’ diye tweet atan sosyal medya hesabının bir hakim çıkmasının enteresanlığı bundandır.
Hırsızlıkların kolayca sümen altı edilebilmesi hukukun çökmesinden kaynaklanır.
Devlet artık ölmüş, geriye suç kalmıştır.
‘Umutlandıran’ haber
Fakat dünkü Hürriyet gazetesinde, sevgili dostum İsmail Saymaz’ın yaptığı bir haberi okuyunca biraz olsun umutlandım.
Bu ülkede hala adalet ve hukuk olduğuna dair inancım tazelendi. Çocuklar gibi şen oldum.
Adalet, kendi içinden çıkan bir suçluyu tespit etmiş ve tepesine çökmüş.
Hızlı soruşturmalarla suçlunun bütün kötülüklerini ortaya çıkarmaya azmetmiş.
Bahsettiğim suçlu geçtiğimiz 25 Mart’ta İstanbul İstinaf Mahkemesi üyeliğine atanan hakim Kemal Şahin. Atanmadan beş gün sonra, geçen üç ay içerisindeki Facebook ve Twitter paylaşımları nedeniyle Şahin’e HSYK tarafından soruşturma açılmış. HSYK 3. Dairesi de 7 Nisan’da soruşturma izni vermiş.
Kemal Şahin, devletimizin itibarını ayaklar altına alan öyle suçlar işlemiş ki okuyunca dudağım uçukladı.
Sükunetinizi kaybetmezseniz birkaçını buraya yazacağım:
- Facebook hesabında, ‘Türkiye Barolar Birliği’den Tahir Elçi’ye Destek’ başlıklı yazıyı, ‘Terörizm torbasını meşrulaştıran bir açıklama’ diye yayınlamak.
- İstanbul Kitap Fuarı’nda gazeteci Cengiz Mumay’ı ziyareti sırasında çektirdiği fotoğrafı, “Sevgili dostum Cengiz Mumay’ın ‘Ne çok terörist vurulmuş’ kitabının imza törenine gittim bugün, hem de JİTEM’e Türkiye Adliyesi’nin ‘Jötem’ dediği günlerde…” şeklinde yazmak.
- Ayrıca Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan’ı fuarda kızlarıyla beraber ziyaret ettiği sırada çektirdiği fotoğrafı, “Gavur mahallesinden ‘tespih taneleri’ gibi dağıttığınız bir halkın evladı üstat Mıgırdiç Margosyan’dan, kızlarım Yaren ve Dilan’la özür diledik. Kendilerini eksiltmemize karşılık bunca yoksulluk içinde birileri bizleri zenginleştirdikleri için çok minnettarız” diye yazmak.
- Twitter’da “Faillerden oluşan, bir faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu ile dünya sorunlarını çözmek için toplanan G20 arasında fark yoktur” demek.
- Cizre’de öldürülen ve yedi gün boyunca ceseti sokakta kalan Taybet İnan ile Sur’da öldürülen İsa Oran’la ilgili paylaşımda bulunmak; Hakkari ve Cizre’nin taşınmasına göndermek yaparak Anayasa Mahkemesi ve Ombudsman’ın taşınmasını önermek.
- Abdullah Ataşçı adlı yazarın ‘Brindar’ adlı kitabına ilişkin Radikal Kitap’ta çıkan yazıyı paylaşmak.
- “Yarın karneler günü… ‘Dikenleri kopartılan yerleri teker teker kanayan’ coğrafyanın sağ kalabilen çocuklarının payına ‘savaş karnesi’ düşer” diye yazmak.
Şanlı devletimiz çalışıyor işte
Gördünüz mü?
Taybet Ana’nın cesedini yedi gün sokaklarda bırakıp oğluna“Sokak köpekleri cesedi yemesin diye elimde taşla köşede saklandım günlerce” dedirten şanlı devletimiz çalışıyor işte.
Beyaz beresini ayna karşısında her gün düzelterek sokağa çıkan kolluk kuvvetlerimiz suçluyu buldu hamdolsun.
Hakim Kemal Şahin yakayı ele verdi dostlar, gereği yapılsın…
Erdoğan ilk konuşmasında Sedat Peker’e şikayet etsin bu adamı.
‘Katil’ olmak ile ‘kutsal’ olmak arasındaki ince çizgi üzerinde tepinilsin yine.
Böylece çocuklarımıza barış dolu bir gelecek bırakabiliriz belki…
Kemal Şahin aradan çekilirse güvende oluruz belki…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.03.2025
20.02.2025
12.02.2025
5.02.2025
29.01.2025
23.01.2025
15.01.2025
8.01.2025
18.12.2024
11.12.2024