Kurtuluş TAYİZ
Hayallerin de ömrü vardır, insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler.
Zamanın acımasız dişlileri onları da değirmeninde öğütür.
Yaşam serüvenleri bittiğinde sahneden çekilirler.
Hatta mezarları bile vardır, ölü hayallerin gömüldüğü...
Bilmeden oralara ayak basabiliriz.
Onlarla karşılaşabiliriz.
Fakat onların canlı mı yoksa ölü mü olduğunu ayırdetmek mümkün olmayabilir.
Bireysel varoluşa sahip olmadıklarından insanlar gibi bir seferde toprağın derinlerine gömülüp ortadan yok olmazlar.
Toplumun ortak bilincinden doğdukları için zamanla toprağa karışırlar.
Hayallerimizin bir kısmı yaşadığımız zamanın içinde doğar.
Bize geleceği yaratma coşkusu ve inancı verir.
Bir kısmı da bize bir önceki kuşaklardan miras kalır.
Hâlâ genç ve canlı hayaller olabilir bunlar.
Enerjileri tükenmeye yüz tutmuş da olabilir.
Ancak tarihe şöyle bir gözatınca yaşadığı toplumu etkileyen kuşakların genellikle kendi hayallerini yarattığını farkederiz.
Bir önceki kuşağın hayalleriyle yola çıkanlar, aydınlık bir geleceği muştulayamaz; zira sımsıkı sarıldıkları hayaller çoktan birer dogmaya dönüşmüştür.
Dünün ayakları yerden kesen hayalleri, bugün yaprağı bile kıpırdatacak güçten yoksundur.
Yeni bir dünyayı eski hayallerle kurmak imkânsızdır.
Yeni hayaller kurmadan “dünyayı değiştirmek” de mümkün değil.
Üniversiteler siyasi tarihimizde çok önemli bir yer tutar.
Dünün üniversiteleri dünyayı değiştirme tutkusuyla yola çıkan öğrencilerin eylemleriyle hayatımızı etkiledi.
O gençler büyük hayaller kurdular, yeni bir dünya düşlediler.
Bu ruh taşkınlığı içinde korkunç eylemlere de imza attılar.
Ama ateşli ve heyecanlıydılar; tam olması gerektiği gibi.
Bugünün üniversiteleri ise yolunu bir türlü bulamıyor.
Hâlâ enerjisini tüketmiş hayallerden medet umuyor.
Sözleri, eylemleri ruh çağırma seanslarına benziyor.
Yardıma çağırdıkları geçmişin hayaletleri.
Oysa o hayaletlerin ne yapıcı ne yıkıcı bir gücü kaldı artık.
Hayat onları çoktan geçmişe gömdü.
Geçmiş hayallerin coşkusu, bugünün politik aktivistlerinde heyecandan ve ruhtan yoksun, kör bir asabiyet olarak tezahür ediyor.
Bunun elbet hüzünlü bir yanı da var; eski değerlerin, gençlik heveslerinin yitip gitmesine duyulan kederden kaynaklanan.
ODTÜ’deki olayları izleyince aklıma hızla bu düşünceler hücum etti.
Bir yerlerden tanıdık geldi bu öfke, heyecan ve sloganlar.
Kuşkusuz toplumun her bir üyesi bir ucundan zamanında bu hikâyenin içinde yer aldı.
Bunların bir kopyası tarihin cansız sayfalarında yatıyor.
Hayat değiştikçe, hayaller de değişmeye yüz tutar.
İnsanlar yaşamı yeniden ürettikçe hayalleri de yeniden üretir.
Üniversiteler, bilim yuvaları değişimi yakaladığında ancak siyasi hayatımızı da olumlu etkileyebilir.
Eski hayallerin kılavuzluğunda dünyamızı yeniden yaratamazlar.
Bazıları dünyayı taş ve sopayla, molotofkokteylleriyle değiştirebileceğini sanıyor.
Bazıları hâlâ okul bahçesinde lastik yakarak ülkelerini savunacaklarını düşünüyor.
Bazıları hâlâ devleti şiddetle geriletebileceğine inanıyor.
Ama bu sadece gerçekle bağlarının ne kadar kopuk olduğunu gösterir.
70’li kuşağın dünyayla, yaşadığı zamanla bağları çok güçlüydü.
Onlar zamanın ruhunu temsil ediyorlardı.
Onları “politik” kılan toplumsal ve siyasal gerçeklikle kurdukları bu ilişki biçimiydi.
Bu kuşağı ise “apolitik” kılan şey de tam da bunun tersi; yani zamanın ruhundan kopuk olmaları, siyasi ve toplumsal gerçeklikle doğru ilişki kuramamaları; eskinin sözleri ve sloganlarıyla dünyamızı değiştirebileceklerine inanmalarıdır...
Çıkardıkları gürültü belki varlıklarını hissetmelerine yardımcı olabilir. Ancak bu gürültü, bugünün dünyası için boşlukta asılı kalan sesler kadar etkileyici ve önemli olabilir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.05.2019
10.05.2019
1.05.2019
22.04.2019
19.04.2019
17.04.2019
15.04.2019
12.04.2019
11.04.2019
8.02.2019