Leyla İPEKCİ
Twitter ırmağına ilk daldığım dönemlerde onda tevhidi bir nitelik buluyordum. Sanal alemlere fırlattığımız kelime terkiplerinin 'niyet sağlığı'mızı bozmasını değil, sahiciliğimizi arttıran ve her birimizin diğerimizle olan kesintisiz bağını hatırlatan bir paylaşıma dönüşme ihtimalini sevmiştim. Böyle sonsuzluğa akıp giden bir 'timeline'ın kendi an'ında tek bir organizma gibi kalabiliyorduk. Çoğaldıkça, çeşitlendikçe 'bir'leniyorduk biçimsel olarak.
Benim için bugünün dilinde bir tür tevhid serüveni vaat ediyordu twitter. Karşı yakanın bana en uzak kalan cümlecikleri dahi ırmağın içine düştüğünde, derinlere indikçe birbirine karışıyor, iç içe geçiyor, birleşiyorlardı. Sevmediklerimi sevebiliyordum twitter'da. Anlamadıklarımı hak vermesem bile anlamaya çalışıyordum.
Gerçek anlamda bir 'yurttaş gazeteciliği' imkanı sunmuştu twitter bize. Manipüle edilmiş haberlerle sahici haberler arasında bir ayrım yapabilmemizi sağlıyordu. Kendini ifade etmesi engellenmiş pek çok kişi ve kurum için bu eşsiz bir fırsat eşitliği demekti bu.
Fakat nefsin sınırlı terimlerine doğru akmaya başladı twitter ırmağı. Bizi birbirimizle çoğaltacağına, benliğimizin kafesine kilitledi. Bunun üzerine bir tür sınav olarak görmeyi denedim onu. Şahsi sataşmalara karşı susabilmek, nifak tohumlarını çoğaltıp meyve vermelerine engel olmak, haklıyken bile nefreti ve çatışmayı çoğaltıp yaymamak adına sükut etmeye çalışmak gibi davranışlarla -kimi zaman çaksam da- sınavı geçmeye çalıştım.
İzleyicileri susturmanın bir çare olmadığını gördüm. Onların arasında, içinde kalarak geçmeye çalıştım sınavlarımı. Hoşuma gitmeyenleri engellemek gibi bir 'özgürlük' bana bir süre sonra tek tuşla insanların üzerine salkım bombası atmayı da benimsetebilirdi, çünkü gündelik hayatın her anında başkasını yok etmeyi 'kolay' ve 'güzel' gösteriyor, buna bizi alıştırıyordu sanal alem.
Tweet'lerimizin istihbarat servislerince 'kirli' emeller doğrultusunda kullanılabildiği, toplumsal infial ve isyanların tutuşturucusu olarak ihtilallerin kolayca örgütlenebildiği, nefret suçu ve hedef göstermelerin giderek meşrulaştığı, 'evrensel hukuk' kurallarının kesintisiz çiğnendiği bir mecrada: Bizi yeniden sabretmeye, iyiliği ve merhameti çoğaltmaya, intikam ve öfke gibi dizginlenmesi zor ve çabuk sirayet eden duyguları dizginlemeye yöneltebilmesi umudunu korudum twitter'ın.
Yalan haber. Kışkırtma. Sataşma. Polemik. Belki en fazla olarak bunlara çarpıyoruz artık 'kesin bilgi' diye peşinden koştuğumuz pek çok cümle arasında. Giderek hiç birimiz diğerimizden emin olamıyoruz. Twitter, güven duygumuzun son kalesini de yıkmakta.
Kesin bilgi peşinde koşmak da bir şeyin doğrusunu, esasını, aslını, hakikatini öğrenme veya anlama kaygısıyla, keşfetme duygusuyla, halis bir merakla olmuyor artık. Kendi iddialarımıza delil oluşturma hevesiyle, kendimizi doğrulama ve kanıtlama derdiyle düşüyoruz. Bildiklerimizin seçkini haline gelmek, başka bilgilerin önüne geçerek bizdekini putlaştırmak için...
Kendini ifade etme özgürlüğü mahremiyet ölçüsüyle sınanır. Mahrem kaygısı kalktıkça kinini, nefretini, en 'kirli' çamaşırlarını dahi 'özgürce' ifade etmeye başlıyor insan. 'İfade özgürlüğü' gibi hep kısıtlanmış bir insanlık hakkını kullanmak adına durmadan kabarıyor benliklerimiz!
Davamız kendi ırmağımıza dalmak, suyun üzerinde veya daha derinlerde birikmiş vesveselerden, zanlardan, güvensizliklerden ve hınç haset gibi bizi suça yöneltecek kişisel zaaflardan kurtulmak değildi. Davamız, kendi serüvenimizi seyretme şuuruna erdikçe tüm biriciklerin 'bir'i oluşturduğuna şahitlik etmek gibi bir tevhid şuuruna varmayı da engelledi. Asıl olan 'benlik/ senlik' davasıymış meğer bizler için. Her birimizdeki parçalanmayan, bölünmeyen, silinip yok olmayan hakikat nurunu inkar etme davası!
Twitter'a erişim özgürlüğümüz engellendiğinde gözümü, parmaklarımı, zihnimi, dimağımı arındırmayı denedim. Olumlu, güzelliği çoğaltan, insanın ruhunu yükselten bilgilerin 'kesin' kaynağına dalmaya çalıştım. Bilginin kıymeti olumsuz bir haber veya yorumu kendine ölçü kabul ettiği oranda artmaktaydı. Olumsuz cümleler beni harabeye çevirmişti. Bizi 'aşağıların en aşağısı'na talip olmaya, buna heves etmeye yolluyorlardı.
Artık şunu kesin bilgi olarak söyleyebilirim. İnsan yüzüne dokunamayan, onu iki boyutlu görüntüye indirgeyen sanal alem, ilişkilerimizin gerçekliğini pek az kuşatabiliyor. Varoluşumuzun kokusunu, sesimizin biricikliğini, nefesimizi, dünyaya ve birbirimize değebilme maharetimizi hadım eden ve bizi asli boyutumuzdan kopararak bir cam ekrana sığdıran bu iletişim biçiminde birbirimizi sevebilmemiz çok zor. Sevmemek ise çok kolay. İnsan olma arzumuzu sürdürme niyetindeysek birbirimizle yeniden yüz yüze gelip mahcup olmamız gerekiyor öncelikle.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.09.2018
4.02.2018
1.02.2018
28.08.2018
25.08.2018
21.08.2018
7.02.2018
4.02.2018
31.07.2018
28.07.2018