Leyla İPEKCİ
Toplumsal çalkantılara, ayrışmalara, hızlı değişim ve dönüşümlere isim vermek üzere baktığımızda çoğunlukla bir görüntüye odaklanıyoruz ve verdiğimiz adlarla o görüntüyü donduruyoruz. Sözgelimi bugünkü konjonktürün çok sevdiği bir terimle kutuplaşma dediğimizde toplumun siyasi, manevi, iktisadi her türlü özelliğini bu kavramla tercüme ederek, olguyu en mikro düzlemlerde bile doğrulamaya uğraşıyoruz. Sosyolojiyi olguların diline indirgemekle bizimki gibi karmaşık, değişken bir toplumun ruhuna dokunmakta zorlanıyoruz çoğunlukla.
Buradaki en büyük tıkanıklıklardan biri modern hayatın neredeyse bütününü kimlikler üzerinden açıklamakla yetinmemiz. Elbette içine doğulmuş ve sonradan edinilmiş kimlikler toplumun iç yüzüne bakarken çok kıymetli veri sunar. Fakat haklı haksızı, zalim mazlumu kimlik üzerinden açıklamak bizi hakkaniyetli bir yoruma genellikle götürmez.
Bir diğer tıkanıklık da toplumsal dinamikleri ideolojiler üzerinden anlamlandırma çabasında kendini gösteriyor. Sözgelimi milliyetçilik tanımı yaparak 'biz'in parametrelerini oluşturmaya çalıştığımızda İzmirli'nin tanımıyla Yozgatlı'nın tanımı birbirinden çok farklı çıkıyor. Mahallelere göre dahi değişebiliyor bu tanım postmodern dünyada.
Toplumlarda yatay olduğu kadar dikey bir boyutta devam eden ve her şeyi birbiriyle ilişkilendiren temel bağlar mevcuttur. Nihayetinde sosyoloji; kimlikler veya ideolojilerden ziyade toplumdaki fay hatlarına adalet kavramının algılanışı üzerinden bakmanın ölçütlerini oluşturmalı. Hakikatin hak ile olan ilişkisini algılama biçimlerimiz bu temel bağlara kapı açan bir anahtar çünkü.
Özellikle Gezi'den beri sosyolojinin birtakım 'kamusal' imgeler, 'vücut dili' veya 'manzaralar' üzerinden tasvirci kıyaslama yöntemine sıkışmak yerine, toplumsal hayatta her an yenilenen yatay/ görünmez ama ruhuna dokunulabilir değişimlere, hak ve güç dengelerinin algılanışına da odaklanabilmesi gerektiğini yazıyorum. Kimlikler ve ideolojik tanımlamalara sığdırılamayan insan hakikati üzerine yeniden tefekkür etmeye başladığımızda şeylerin diline tevhid ilkesinden bakılmış bizimki gibi bir kültürde, artık modern sosyolojinin imkanlarını genişletmenin zamanıdır diye düşünüyorum.
Tevhidî bakış evrensel ve ilahi olan bütüncül bakışla bizi buluşturacağı ölçüde sen/ ben, şu kimlik/ bu kimlik, şu yandaş/ bu muhalif gibi satıhtaki algılara kilitlenmekten vazgeçirecektir bizi büyük ölçüde. Zira toplumdaki her dışlama ve tahakküm girişimi değişimlerin iç yüzünü cem eden böyle bir bakışta eriyecektir. Ve kendine müstakil bir benlik izafe edemez hale gelecektir. Bu da adaletin evrensel yüzüne çevirecektir algımızı kaçınılmaz olarak. Yani adalet duygumuzun hem enfüsteki hem afaktaki (içimizde ve etrafımızdaki) tecellilerine.
Peki iç ve dışı bu şekilde bütünlemek somut olarak ne demek? Gündelik hayatın her alanında, misal akıllı bina tasarımından sosyal medyadaki davranış kodlarına, edebiyattan el sanatlarına, görsel efektlere, tüketim kalıplarından çevre düzenlemesine dek bir tevhid tahayyülü geliştirebildiğimiz oranda 'evrensel değerleri kendimize has biçimde' dile getirebileceğiz. Bu niyet ve çaba sosyolojik olarak da tanımlayabileceğimiz bir 'biz'in ruhuna yaklaştıracaktır bizi.
İmdi bu 'biz' tahayyülünün ipuçlarını 'ruh medeniyeti'mizde yakalamaya çalışalım. Ve hemen hepimizin her fırsatta dilimize doladığımız Yunus Emre'den başlayalım: 'Hak cihana doludur kimsene Hakk'ı bilmez / Onu sen senden iste o senden ayrı olmaz.' (Cenâb-ı Hakk'ın varlığı cihanı kaplamıştır. Böyle olduğu halde hiç kimse bunun farkında değildir. Eğer sen Hakk'ı talep ediyor, anlamak istiyorsan, O'nu kendinde arayıp bulmalısın. Zira O, senden ayrı, senin uzağında bir varlık değildir. O'nun cihanı kaplayan varlığının içinde sen de varsın!' (İşitin Ey Yarenler / Yunus Emre yorumları, Mustafa Tatcı, Kapı yayınları)
Aynı eserden devam ederek biraz daha açayım: 'Vahdeti anlayan kişi, âlemde gözümüze takılan paradoks tecellileri gönlünde sindirerek sen-ben demeği terk eder. 'O' der! Böylece Hakk'ı gerçek sevenler ben'den sen'e, sen'den O'na yükselecek ve sonra bunların hepsini cem ederek içinde kendinin de bulunduğu ahadiyyet deryasında kaybolacaktır. Bu birlik deryasında fert cemaatle, cemaat fert ile aynîleşecek ve ortaya 'biz deryası' çıkacaktır.'
Buradaki 'biz' kuşkusuz sosyolojinin kavramlaştırdığı 'biz' olgularından daha katmanlı bir anlam ihtiva ediyor. 'Fiiller, sıfatlar ve Zat tevhidi'ni gerçekleştirebilen kişi dışarıda (toplumda) olanların kendi nefsine ait suretlerin yansıması olduğunu izlemeye başlayacaktır. Bütün çokluklar Yunus'un bahsettiği o her birimizde mevcut Varlığın bir aynası. Ve Hakk üzere. Dolayısıyla kesrette vahdeti görme pratiği epeyce zedelenmiş adalet algımıza bambaşka perspektifler katacaktır.
Sadece bir giriş yapabildim. Tevhidî bakışı bugünün sosyolojik diline tahvil edebilmek için 'biz'in yapıtaşlarını tasavvuf kültürümüz üzerinden döşemeye yönelik örneklerle inşallah devam edeceğim.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
15.09.2018 - Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
4.02.2018 - Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
1.02.2018 - Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
28.08.2018 - Küresel kasabada vahdet denizi!
25.08.2018 - Candaki kurban sırrımız
21.08.2018 - Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
7.02.2018 - Savaşımızın binbir yüzü!
4.02.2018 - Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
31.07.2018 - ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
28.07.2018
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları































Dönüşüm
Sen hala Urfa aynı hamam aynı tas yaz gitsin.. Işık hızı geçildi biraz ( oldukça ) geç kaldın. Zaman geriye döndü. bizde yaşlanmaktan kurtulduk .