Mahfi Egilmez
Kamu kesimi ve özel kuruluşlar açısından baktığımızda iki tür borçlanma, borç servisi, borç stoku ve borç yükü söz konusu: İç borçlar, dış borçlar.
Kamuoyunda yaygın ve yanlış kanıya göre alınan borç Türk Lirası cinsindense iç borç, döviz cinsindense dış borç sayılıyor. Oysa gerçek öyle değil. Eğer kamu kesimi veya özel kuruluşlar yurt içi kaynaklardan borç almışsa buna iç borçlanma deniyor. Bu borcun dayandığı para biriminin Türk Lirası ya da döviz olması önemli değil. Yurtiçinde yerleşik kişi veya kuruluşlardan alınan borç para birimi ne olursa olsun iç borç, yurtdışı yerleşik kişi veya kuruluşlardan alınan borç ise para birimi ne olursa olsun dış borç sayılıyor. Bununla birlikte dövizle yapılan iç borçlanma da tıpkı yurt dışı yerleşiklerden yapılan dış borçlanma gibi kur riski taşır.
Borç stoku belli bir tarihteki toplam borç tutarını gösterir. Yine belli bir tarihteki borç stokunu o yıla ilişkin GSYH toplamına bölersek o dönemin borç yükünü buluruz (Borç Yükü = Borç Stoku / GSYH.)
Kasım 2025 itibarıyla iç ve dış borç durumumuz şöyledir (kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Borç Yönetimi Raporu, Aralık 2025):
Tabloya göre: (1) Kasım 2025 itibarıyla merkezi hükümetin (Hazine’nin) iç borç stoku 7.941 milyar lira, dış borç stoku 126,9 milyar dolardır. Buna göre merkezi hükümetin iç ve dış borç stoku 13.325 milyar lira ediyor. (2) Merkezi yönetimin toplam borç yükü (13.325 / 65.179 =) % 21,4 ediyor. (3) Türkiye’nin toplam dış borç stoku 2025 üçüncü çeyrek sonu itibarıyla 564,9 milyar dolar. Dış borç yükü (564,9 / 1.569 =) % 37,2 olarak hesaplanıyor. Bunun en büyük parçası özel kesim kuruluşlarına ait (301,4 milyar dolar.) Kamu kesiminin (merkezi hükümet + KİT’ler + Yerel yönetimler) dış borç stoku 235,7 milyar dolar.
Bu tablodaki verilerle ve özellikle de dış borç yüküyle ilgili en önemli sorun dolar kurunun gerçeği yansıtıp yansıtmadığı meselesi. Eğer dolar kuru baskılanmışsa o zaman dolar cinsinden GSYH yüksek, dolayısıyla dış borç yükü de düşük çıkıyor. Çünkü dış borç stoku zaten dolarla belirleniyor oysa GSYH Türk Lirasıyla belirlenip yıllık ortalama dolar kuruna bölünüyor.
Bir de faiz giderlerine ve bütçe içindeki yerine bakalım:
Gelelim tablonun yorumuna: (1) Faiz giderleri Cumhurbaşkanlığı sistemi sonrasında sürekli artış içine girmiş. (2) Faiz giderlerinin bütçe toplam giderleri içindeki payı artmış. 2022 ve 2023’de bu payın düşük olmasının nedeni 2021 yılında başlayan ve 2023 yılı ortasına kadar süren düşük faiz uygulamasıdır. Faiz giderlerinin o yıllarda düşük görünmesi sağlanmış olsa da izleyen yıllarda tam tersi sonuçlar doğmasına yol açmıştır. (3) 2023 yılı faiz giderlerinde artış rekoru kırmış. Bunun temel nedeni yine 2021 yılında enflasyonun çok altına düşürülen faizlerin artırılmak zorunda kalınması. Bir başka deyişle 2023’de faiz giderlerinde ortaya çıkan anormal artış, aslında 2021’de başlayan irrasyonel politikadan dönüş çabasının faturası. (4) Faiz giderlerindeki artış oranıyla ortalama enflasyonu karşılaştırdığımızda 2021’deki irrasyonel politikanın etkisi burada da ortaya çıkıyor. 2023’de normale dönüş çabasına girilince faiz giderleri enflasyonun çok üzerinde artmaya başlamış.
2021 yılında “faizi düşürerek enflasyonu düşürme” şeklindeki bilim dışı tezin tuzağına düşmeseydik bugün enflasyon da faiz giderleri de çok daha düşük olacak, asgari ücretliler, emekliler ve diğer düşük gelirliler bu kadar mağdur olmayacaktı.
Bu yazıdan çıkarılacak ders çok nettir: Popülizm, ekonomiyi ilk anda iyiymiş gibi gösterir ama uzun vadede büyük sorunlar içine sokar. Arjantin bunun en tipik örneğidir.
Yazarlar
-
Mücahit BİLİCİÜniversitenin geleceği 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURTürkiye’nin en iyi giden işi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERUmut hakkı muhalefeti böler mi? 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezCDS priminin anlattıkları 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçTanıl Bora ve 'Cereyanlar'… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKBir simulacra: “Kürtlerin niye kendi devleti olmamalı?” 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasDindarların ‘ahlak’ problemi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyanın cehenneme çevrilmesi mi isteniyor; savaş buna yarar… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUHatırlama: 28 Şubat dönemi… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYÖcalan’dan ‘Kardeşlik Hukuku’ Çağrısı 28.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolDin ve laiklik 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİİlahi gündemi tatlı da gerçekler acı 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYıkımın eşiğinde yeni bir dünya düzeni 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRLAİKLİK DEMOKRATLIK MIDIR? 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSilâh, siyaset, Öcalan statüsü vs.. 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının 1. Yıldönümü ve Öcalan'ın çağrısı... 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Ekrem avukatını görmesin”… 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveciİktidarın ‘seçim argümanı’ ne olur? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANTerörsüz Türkiye’yi neden halka anlatamıyorlar? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO’da tartışma yaratan sunum: ‘Seks sektöründe 100 bin kadın ve kız çalışıyor’ 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENSuriye… Kürtler için acı bir anlaşma… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMKürşat Timuroğlu’nun anısına 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranRojava’da “Gün batımı!” 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞHukukun her alanında gerileyen Türkiye 26.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
26.01.2026
21.01.2026
5.01.2026
2.01.2026
12.12.2025
9.12.2025
8.12.2025