Mustafa Karaalioğlu
Muhafazakar görüşle sahip ve kadrolarının büyük çoğunluğu da dindar kimlikleriyle bilinen isimlerden oluşan bir partinin, bu değerler istikametinde politikalara öncelik vermesi doğaldır. Demokrasilerde iktidarın siyasi kimliğine göre bazı uygulamaların önü daha fazla açılır ve desteklenir. Sağ iktidarda muhafazakar ve gelenekçilik, sol iktidarda seküler hayat tarzı ve sosyal haklar vesaire gibi. Kritik ölçü ise, bir kesimin lehine tatbik edilen politikaların diğer kesimlerin hayat hakkını daraltmaması ve özellikle eşitlik prensibini zedelememesidir.
Türkiye’de bu iki ölçü geçerliliğini yitirmiştir, o da başka mesele… Yani, iktidarın temsil ettiği hayat tarzına dahil olmayan kesimlerin mutsuz olduğu aşikardır. Toplumsal gerilim ve kamplaşma dediğimiz şey de bunun tezahürüdür.
Ne var ki 23 yıla ulaşan ve kesintisiz devam etmekte olan, son derece muhafazakar ve hatta dindar bir iktidar kadrosu eliyle sürdürülen iktidarın “muhafazakarlık”, “dindarlık”, “aile kurumu” ve “dindar nesil” gibi sembol kavramlarla ifade edilen hayat tarzında gelinen seviyeden bizzat Cumhurbaşkanı ve iktidar sözcüleri de mutlu değildir.
İktidar kanadı, sayısız kez gençlerin ahlaki problemlerinden, aile kurumunun dağılmakta olmasından yahut sosyal medyanın insanları “yoldan çıkarması”ndan şikayetçidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda en dertli kişi olmalı. Sık sık ikaz ediyor, dert yanıyor ve problemin derinleşmekte olduğunu tekrarlıyor.
İş başında, ortalamanın üzerinde dindar ve muhafazakar bir iktidar olmasına rağmen ve yıllar içinde bu hayat tarzının destekleyen sayısız uygulamaya imza atmalarına rağmen; sosyolojik evrilme, değişim ve yönelim aynı istikamette gelişmiyor. Hatta kendi ifadeleriyle tehlike büyüyor. Erdoğan en son “Her telefon bir kumarhane haline geldi. Bahis sitelerine karşı müceadele etmemiz lazım” dedi. Aile kurumunun ve gençlerin tehdit altında olduğunu tekrarladı ve özellikle alkol ve uyuşturucu problemine dikkat çekti. İktidarının birinci gününde değil, 23 yılın sonunda söylüyor bunları. Yani, “aileyi korumak ve gençleri doğru yolda tutmak için” tatbik edilen sayısız icraatın ardından…
Hem iktidar şikayetçi, hem de zaten çıplak gözle bile görülüyor ki ağır bir yozlaşma döneminin içinden geçiyoruz. Uyuşturucu, bahis, kumar, çeteleşme, kuralsızlık, yolsuzluk, çürüme ileri düzeydedir. Hatta, iktidarın fikriyatına bakınca dindarlığın artması gerekirken deizmin yaygınlaştığı iddiaları artıyor. Neden?
Birçok sebebi var ama meselenin iktidar boyutunun ürettiği tersine etki hepsinden önceliklidir. Toplum iktidarın istediği hayat tarzını, iktidarın istediği norm ve sınırlar içinde yaşamayı kabul etmiyor. Bunu bizzat iktidar eliti sayılan aileler ve çocukları reddediyor. Çünkü, devlet ve iktidar, kendince ne kadar mükemmel olduğunu düşünse de hayat tarzı için “norm” ve “ideal” belirleyemez. Belirlese bile, mümkün değil bu işlemez…
Mesele sadece cep telefonu ya da sosyal medya değildir.
Hamaset ve slogan üzerinden ne seküler, ne de muhafazakar bir hayat inşa edilir. Hangi fikri, hangi tarzı, hangi atmosferi istiyorsanız bunun laftan, sözden öteye derinlikli bir felsefesi olmak zorundadır. Yani, gerekliliği ve cazibesi olmalı ve muhakkak surette hayatın diğer unsurlarıyla tutarlı bir ilişkisi bulunmalıdır. Yani, “ahlak”, “iyilik” ve “kul hakkı”ndan bahsetmek için, “farklılıklara saygı”, “empati”, “ortak iyi” gibi değerleri benimsemek ve onların da bir parçası olmak mecburiyeti vardır. Liyakatsizlik, ehliyetsizlik, yolsuzluk veya hukukun gerilemesi gibi devasa hale gelen sosyal problemlere karşı da mutlak duyarlılık gerekir. Herkesin hakkı ve hukuku için elinden geleni yapmak gibi… Yahut haksızlığı, yolsuzluğu yapanı bizden/ondan diye ayırmamak gibi… Dindar iddiası taşıyan hayat tarzı önce bunları gerektirir.
Bütün değerlerle ilişkide tutarlılık şarttır. Bu temel tesis edilemedikçe hiçbir değeri tesis de ihya da edemezsiniz. Dünyanın her alanda alıp başını gittiği bir zamanda cep telefonları sadece kumarhane değil, sevmediğiniz ne varsa hepsinin merkezi olur, mücadele edemezsiniz.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURDijital imzalar kurumadan.. 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.01.2026
10.01.2026
25.12.2025
22.12.2025
20.12.2025
13.12.2025
8.12.2025
1.12.2025
27.11.2025
24.11.2025