Ömer F. Gergerlioğlu
İktidara yakın bilim adamları da bilimsel nesnelliği bırakıp güncel gelişmelere göre tespitlerde bulunuyor ve kendilerini sloganik çekişmelere bırakıyorsa bu toprakların meselelerini çözmek iyice zorlaşacak.
Devletin ikinci sınıf vatandaş gördüğü gruplar Türkiye'de az değildir. Bunlardan biri olan dindarların bu travmadan dolayı başka ikinci sınıflara karşı daha empatik davranacağı düşünülebilir ancak reel hayat bunun tersidir. Başka bir ikinci sınıfın hakları mevzu bahis olunca yılların zulümden beli bükülmüş dindarı bir numaralı devletçi kesilir. Zira milliyetçi bilinçaltında "bu devlet İslam düşmanının eline geçmiştir, bizim elimize geçerse mesele bitmiştir, devlet- i ebed müddeti ayağa kaldırmak için gerekirse tüm haklar çiğnenebilir" mantığı vardır. Çoğu dindara bu mantığın İslam'a ve insanlığa uymadığını söylersiniz, ayetlerden açık deliller getirirsiniz, ancak suya yazı yazmış olursunuz. İnsani açıdan getireceğiniz hak, hukuk temelli referanslarınız ise "seküler değer yargıları" diyerek küçümsenir. O zaman hangi değer kaldı ki ayakta?
Çözüm sürecini Erdoğan sempatisiyle zoraki kabul eden dindarlarımız sürecin bozulması sonrasında ise zorla kurulan bir zembereğin hızla boşalması gibi eski ayarlarına dönüverdiler. Çatışan iki tarafı ayırmak bu toplumun genlerinde önemli ve iyi bir yer teşkil etse de bu süreçte "barış " diyen "terörist" oluveriyor toplumsal bilinçaltında. Zira bu sefer PKK'nın belini kıracaklarını düşünüyorlar. Psikolojik savaş en basit argümanlar üzerinden bile yapılabiliyor. Bir geçici yol kazası olan çözüm sürecinin bozulması, "hak batıl savaşının başlaması" olarak servis edilebiliyor. Sürecin bozulması ve cenazelerdeki öfke yüzünden "a" yı "z" anlayan duygusal bir zihin yapısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Her sarf ettiğiniz itidal cümlesi size ithamkar bir ok olarak dönüveriyor. Hakkı, hukuku her hatırlatışınızda "karşı safta" olmakla yaftalanıyorsunuz. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ve bu ortamı hazırlayan siyasetçiler ne kadar büyük bir yanlışa imza atıyorlar, inanılmaz.
Olanın "bir hak-batıl, Müslüman-kafir savaşı" olduğunu ileri sürmek, sıcak savaşın sürdüğü şu günlerde taraftarını muhkemleştirmek için cazip bir seçenek olabilir ama uzun vadede son derece tehlikeli bir yoldur. Çatışmaların muhafazakar siyasetle sosyalist siyaset arasında olduğunu söylemek de değişen sosyolojiyi okuyamamak, güncel gerginlikleri aşamamaktır. Zira Kürt sorunu bir devlet zulmü olarak başlamış, dini ve mezhebi farklılık ayırmamıştır. Çözümü de kim olursa olsun hakkaniyet temelli yaklaşacak kesim sağlayacaktır. Aslında tedavisi kolay bu sorun çözülmek istenmemiş, gittikçe çetrefilleşen kronik bir yaraya dönüşmüştür. Sorunu Türkiye'de ilk ele alan sol seküler güçler oldu ve uzun bir tarihleri oldu. Yer yer acımasız yöntemler uygulayan eli silahlı bir şiddet örgütü de olsa PKK, Kürtler arasında belli bir taban ve militan buldu. Sorunun çözümü yönünde uzun yıllar adım atılmamasından dolayı sorunun temsiliyetinde PKK önemli bir zemin buldu ve çözüm sürecindeki muhatap oldu. Aslında yıllarca farklı iktidarların yapamadığını, yani çözüm sürecini başlatmayı muhafazakar bir iktidar yapmasına rağmen sürecin buzdolabına alınmasından sonra Kürt sorunundaki çatışmayı muhafazakarlık ve sosyalist sol arasındaki bir mücadele olarak okumak dindar entelektüellerimiz için son derece yüzeysel, geçici ve duygusal bir bakış açısıdır. Cari çatışma örgütle, devletin değişmez dili arasındadır.
Mesele halen çözülmemiş bir hak ihlali üzerinden devam eden bir sorundur. Olayı kuşbakışı değerlendirdiğinizde devlet ile PKK arasında savaşlı barışlı, inişli çıkışın sürecin yeni bir iniş aşamasından başka bir evrede olmadığını görürsünüz. Muhafazakar iktidar, sınırları belirlenmiş sahadaki bir takımın adıdır sadece.
PKK onca yıldır devletle çatışıyor, asker, sivil, çocuk öldürüyor ama hala ayakta ve binlerce militanı var. Baskı ve zorbaca yöntemler kullansa da gittikçe artan bir oranda destek buluyor Kürt halkından. Sadece seküler kesimlerden değil, dindar Kürtlerden de destek buluyor, bu bir gerçek. Zira sorun büyük ve temsiliyeti şiddetle de olsa üstlenen taraftar buluyor. Kürt sorunu PKK'yı görmezden gelinerek çözülecek aşamayı geçmiştir. Görüneni söylemenizin bile farklı kutuba itilme nedeni sayıldığı günümüzde, sağduyulu ve sakin değerlendirmelerin uzun vadede karşı çıkılamayacak olan olduğu ortadadır. Kürtlerin insan olmasından kaynaklı anayasal haklarının teslimi ve eşit vatandaş olacağı zamana kadar bu kafa karışıklığının, çelişkinin devam edeceği bellidir.
Dindarlarımızın Kürt meselesinin derin ve geniş boyutunu algılayamamasının temel nedeni İslami düşünce kodlarındaki ihya ve inşa eksikliğidir. Bir adalet çağrısı olan dini anlayışın zamanla statikleşmesi ve üyelerince dinamizm kazanma ihtiyacı bile hissedilmemesi en temel meseledir. Hak gaspıyla başlayan ve gittikçe derinleşen bir sosyolojik meseleyi ilk sahiplenip devam ettirene muhalif olabilirsiniz ancak bu, meseleyi din kavgası olarak yanlış algılamanıza mazeret teşkil etmemelidir. Sorunu çözecek olan meseleyi adaleti esas alarak sahiplenecek olandır. Bu da Sosyalist veya dindar fark etmez, konuyu derinlemesine kavrayan ve çözmeye samimiyetle talip olandır. Sorunun yanlış teşhisi ve dini kategorizasyonu dindarların çözümden daha da uzaklaştırılmasıyla son bulacaktır. Mesele güncel siyasetin pragmatizmine terk edilmemelidir. Sorunu partizan çekişmelerin kurbanı yaptığınız oranda çözümcü olmaktan yerçekiminin aksi yönünde uzaklaşmaya devam edersiniz. Bu durum, dindarların mazlumların tutunacak dalı olma ihtimallerini iyice zayıflatacaktır.
Şu an çatışma, sorunu çıkaran devlet ile marksist gelenekten gelen bir örgüt arasındadır ama sorunun temelini ve gidişatını seçim üstü hesaplarla açıklama kolaycılığına düşerseniz hem yanlış yapmış olursunuz hem de kendi kendinizi alternatifsizliğe hapsetmiş olursunuz.
@gergerliogluof
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.08.2020
26.08.2020
9.02.2018
5.02.2018
3.02.2018
25.06.2018
23.06.2018
18.06.2018
12.06.2018
11.06.2018