Ömer F. Gergerlioğlu
Ramazan ayında olduğumuz bugünlerde gün geçmiyor ki oruç tutmayanlara yönelik bir saldırı haberi gelmesin. Ancak Ramazan ayındaki problemli Müslüman davranışlarından önce irdelememiz gereken daha önemli konular var. Din özgürlüğü, dinde zorlamanın olup olmadığı konularında Müslümanların zihinlerinde bir bulanıklık olduğu için bu sorunlar oluyor. Dinde zorlamanın olmadığını açıkça beyan eden ayeti kerime var, ancak günümüz Müslümanları tüm dünyada en zorba, baskıcı fertler olarak tanınıyor. Müslüman dünyanın yenilenmeye, İslam'ın gerçek ruhunu anlamaya çok ihtiyacı var. Bunun için yapılması gerekenler çok geç kaldığı için bu zilleti yaşıyoruz.
1400 yılın sonunda İslam'ın temiz mesajının kirletildiği bir çağa geldik maalesef. İnsanların her türlü zulmetten akın akın İslam'a koştuğu peygamber zamanından, akın akın Batı ülkelerine kaçtığı günlere ulaştık. Müslümanın Müslümandan zarar gördüğü, kaçtığı bu ortam, Ramazan'daki şiddet ortamını hazırlayan bir nedendir maalesef. Hz. Peygamber ve yakın arkadaşlarının hayatı, gönülleri fethettiren çok olayla İslam'ın tebliğine dair örneklerle doludur. Ancak sonraları Kur'an'ın ruhundan uzaklaşma, bedevileşmenin etkisi, siyasi iktidar kavgalarında galibiyet için dinin güç aracı olarak kullanımı, erkek egemen toplum yapısını değiştirme ihtiyacı hissetmeme gibi nedenlerden dolayı şiddet kullanımında artış olmuştur.
IŞİD benzeri yapıların ortaya çıkması boşuna değildir. Savunmacı bir anlayışla bu yapıların "Batı'nın oyunu", "geçici bir akım" gibi tanımlanması ve Müslüman zihnine böyle anlatılması İslam dünyasının hastalıklarını artırmaktadır. Bırakınız "İslama aykırı" dememizi, insan havsalasının alamayacağı en korkunç fiilleri işleyen IŞİD vb. yapıların bu hali, derin ve kalıcı bir sorgulama yapmamızı gerekli kılıyor. Şiddet yönelişinin sorgulanmadığı yüzyıllardan sonra bize kalan, bu utanç tablosudur. Ancak daha acısı, din adına konuşan alimlerimizin, entelektüellerimizin, araştırmacılarımızın bu tehlikeyi hakkıyla halen idrak edememeleridir. Zaman zaman İslamofobik davranışlara tepki veya zihinlerindeki şiddeti mahkum etmedeki belirsizlikten dolayı IŞİD benzeri yapılara sempati oluşturabilecek yazılar, fetvalar, yönelişlerde bulunuyorlar. Bu zihniyet değişmediği, kendini sorgulama ihtiyacı hissetmediği müddetçe şiddet eğilimi artarak devam edecektir. Batının çifte standardı, aziz İslam'ın kıyas örneği değildir. Gönülleri fethedilmeyi bekleyen milyonlara İslam'dan nefret ettiren bir üslup ve anlayışla hitap edilmesi adeta bir cinayettir.
Ne ironiktir ki kalplerin en çok yumuşaması, merhametin ençok hakim olması gereken Ramazan ayında en kötü örnekleri yine Müslümanlar, bir de islami kelimelerle yapıyorlar. Fikrin konuşulmadığı toplumda çözüm, şiddet yoluyladır. Düşüncenin yaygınlaşmadığı bir toplumda şiddet, tercih edilen kestirme yoldur. Kendisi gibi olmayana şiddet uygulamayı mübah gören anlayışa müdahale, en çok Müslümanların görevidir. Zira din adına oluşan kafa karışıklığını düzeltmeyi yapacak başka merci yoktur. Büyüyen şiddet sorununu halının altına süpürerek, sümenaltı ederek varacağımız bir yer yoktur artık. İlahiyat hocası akademisyenlerimizin bile utanç verici beyanları, toplumun İslam'dan uzaklaşma nedeni olmaktadır. Bu hal, ne kadar geç kalındığının bir başka örneğidir.
Dinde özgürlük bitmeyen bir tartışma konusudur ve netleştirilmesi gerekir. Dine girerken, dini yaşarken ve dinden çıkarken özgürlük vardır, kimse bu tercihlerde din adına baskı yapamaz. Dinin devletlerin siyasi argümanı olarak kullanıldığı yıllardan kalma yanlış anlayışlar yüzünden apaçık "dinde zorlama yoktur" ayeti tersine uygulanmıştır. Dini ritüeller Allah rızası için yapılır, toplumsal bir baskı için yapılmaz.
Dini hoşgörü ve özgürlüğün sonradan kısıntıya uğradığına dair çok örnek vardır. Bir gün bir Yahudinin cenazesini götürüyorlardı, mescidin önünden geçerken cenazeyi gören Hz. Peygamber (asm) ayağa kalktı. Sahabeden biri, “O Yahudidir...” dediğinde, Hz. Peygamber (asm), “Ama insan değil mi?” demiştir. Yine Hz. Ömer (r.a.)’ın Medain Hristiyanları’na verdiği taahhütte “Hıristiyan dini üzere olanlardan hiçbir kimse istemeyerek müslüman yapılmaya zorlanmaz” ilkesi yer almıştır.
Ramazan'da oruç tutmayanlara yönelik baskıyla ilgili haberler çoğunlukla doğrudur ve tehlikenin farkında çok geç kalmışlığımızı bize hatırlatmalıdır. Bu haberleri hemen tepkiselcilikle karşılamadan önce eleştirel bir sorgulama ve akletme çabasına girilmelidir. Kutuplaşmayı artırarak rahatlamaktansa , sorunlarımızın çözümüne odaklanmamız gerekir. Özgürlüklerin sınırı tartışmalı bir konudur. Mutlaka inançların özgürlük sınırı bir diğerini çiğneyebilecektir. Buna getirilecek en iyi önlem karşılıklı saygının tavsiye edilmesidir. Oruç konusunda dini bir cepheleşmeden önce halledilmesi, öğrenilmesi gereken, toplumsal saygı ve adabı muaşeret eksikliğimizdir. Oruç tutmayan için özgürlüğünü ispat veya tutan için baskı fırsatı görülen karşıt anlayışlar, anlayışsızlık ve kutuplaşmayı artırmaktan başkasını yapmazlar. Saygı beklemek değil, saygı göstermek gereğini hissetmek belki bir uzlaşı noktası olabilir. Müslüman toplumun acilen yapması gereken şiddet eğilimini masaya yatırmak, multi disipliner bir anlayışla konunun çözümüne yoğunlaşmak olmalıdır.
İslam, geleneksel cahili tortuları yok etmek için peygamberler aracılığıyla gönderilmiştir. Geleneksel olarak var olan güçlünün hakimiyeti, kadına yönelik şiddet, zayıfın, fakirin ezilmesi bugün en önemli konumuz olmayacakta ne zaman olacaktır? Geleneğin din, dinin gelenek gibi algılandığı günümüz Müslüman zihninde bir inkılap oluşturma gerekliliğinin hala farkına varılmadı mı? Maalesef günümüzde hem ülkemizde hem de dünyada şiddete eğilim artmaktadır. Gücümüz en çok ülkemizdekine yeteceği için gücü teşvik ve şiddeti meşrulaştıracak her türlü yönelişi mahkum etmeliyiz. STK'larımız bunun için etkinlikler düzenlemeli, devlet kurumları özel çalışmalar yapmalıdır. Din alimlerimiz ise insan hakları perspektifiyle çözümler üretmek için İslam'daki insan hakları anlayışı pratiklerine eğilmeli, araştırmalı, tebliğlerini toplumun anlayacağı bir dille izah etmelidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.08.2020
26.08.2020
9.02.2018
5.02.2018
3.02.2018
25.06.2018
23.06.2018
18.06.2018
12.06.2018
11.06.2018