Tuncer KÖSEOĞLU
Dünyaya geldiğim anda / Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece
Aşık Veysel Şatıroğlu
İki kapılı, ortası toprak, içinde ateşin yandığı bir Karadeniz evinde doğmuş olmanın avantajıyla yürüdüğüm hayat yolculuğunda en büyük hayalim iyi bir marangoz olmaktı. Bunda çocukluğumun ağaçlar içinde geçmesi, ilk oyuncaklarımı ağacı işleyerek yapmış olmamın etkisi olsa da gelinen noktada bırakın iyisini marangoz bile olamadım. Hal böyle olunca 25 yılı aşkın bir süredir gazetecilik yaparak nafakamı çıkaramaya çalışıyorum. Bunu yaparken tek bir ölçüm oldu. İşimi iyi ve hakkıyla yapmak ve gerçeğin ortaya çıkmasına küçük de olsa katkıda bulunmak. Bir marangozun kendini vererek bir ağaca şekil vermesi kadar değerli olan mesleğime öyle heyula gibi anlamlar yüklemedim yüklemesine de, yürürken gündüz gece haliyle ülkeyi ve gerçeklerini görme şansınız oluyor. Hangi haberin hangi amaçla yapıldığını da…
Kısaca bu meslekte hiçbir şey öğrenemediysem, “Özgür basın” diye yüceltilen kavramın koca bir yalan olduğunu öğrendim. Ne bu ülkede ne de aşağılık kompleksleri ile yüceltilen ve sık sık şikâyet edilerek, “Dünyaya rezil olduk” algısı yaratılan uygar! ülkelerde özgür basın denilen kavram, gazeteciye sağlanan özgürlük alanı kadardır. Bu alanı da gazetecinin kendisi belirlemez, bağlı bulunduğu medya organının yer aldığı platform belirler. Burada gazeteciye düşen tek şey nerede yer alırsa alsın, gerçeğin peşinden gitmek ve onu daha geniş kitlelere ulaştırmaktır. Şu anda medyada yaşanan en büyük sıkıntı basının özgür olup olmamasından kaynaklanmıyor, “gerçeklik” duygusunu yitirmesinden kaynaklanıyor. Gerçeğin peşinden gitme ortadan kalkınca gazetecilik sadece algı oluşturulan bir alan olarak ortaya çıkmaya başladı. Algısı yeten yetene…
14 Aralık’ta Zaman ve Samanyolu yöneticilerine yönelik gözaltı kararı algı yönetimi işini çok iyi bilen Cemaat çevreleri ve ona iliştirilen bazı çevreler, “Bu demokrasiye darbedir, özgür basın susturulamaz…” gibi sol jargona uygun sloganlarla geniş kitlelere ulaşmaya çalıştılar. Safları sıklaştıralım anlayışıyla gerçeği örterek koparılan yaygaraya Oktay Ekşi’nin cevap vermesi ve Zaman gazetesine giderek Ekrem Dumanlı ile kucaklaşması içimi acıttı açıkçası. Bütün meslek yaşamı ülkede yaşanan karanlıkları ve alçaklıkları örtmek olan 28 Şubat sürecinde “Alçakları tanıyalım” başlıklı yazısında gazetecileri hedef gösteren Ekşi’nin koşarak Zaman gazetesine gitmesi bir meslek dayanışması değil, olsa olsa “Düşmanımın düşmanı, benim de düşmanımdır” kucaklaşmasıdır.
Uzağa gitmeden yakın tarihe şöyle bir göz attığımızda Türkiye’deki demokrasinin üzerinde bir yerde konumlandığını görürüz. Gazetecilik uzunca bir süre siyaseti denetleyen, halk adına haberler yaparak gerçekleri ortaya çıkaran bir iş olmaktan çıktı. Siyasete yön veren onun üzerinde yer alan bir kurum oldu. 90’lı yıllarda dönemin iki ünlü gazetecisinin aracılığı ile bir araya gelen Demirel ve İnönü, Uğur Mumcu’nun evinde DYP-SHP koalisyonun temeli atılırken demokraside sıkıntı yoktu. Türkiye’nin en karanlık dönemi olan 90’lı yıllarda gazeteciler sokak ortasında öldürülürken, binlerce Kürt köyü bombalanarak boşaltılırken ve kitlesel katliamlar yaşanırken demokrasimiz yerindeydi çok şükür. Yerindeydi çünkü; Türkiye’nin bu karanlık döneminde bazı gazeteciler ve gazeteler tarihlerinin en altın çağını yaşadılar. Bu altın 10 yılın sonunda aralarında medya patronlarının da yer aldığı dönemin demokrasi sevicileri birçok bankanın içini boşaltmış, halkın alım gücünü sıfırlamıştı.
Daha da yakın tarihe gelecek olursak asıl amacı MİT’in PKK ile yaptığı Oslo görüşmelerini deşifre etmek için kurulan kumpasın bir parçası olan KCK medya yapılanmasında 30’un üzerinde basın emekçisinin tutuklanmasının demokrasiye bir zararı olmamalı ki, bugünkü gibi gazetelere “Özgür basın susturulamaz” ilanları verilmedi. Aralık 2011 yılından bu yana geçen sürede çalışılacak algının zemini değişmiş olmalı ki, üç yıl sonra gazetecilere gözaltı, “Demokrasiye darbe” olarak niteleniyor.
İşte bu 14 Aralık “Demokrasiye darbe…” çığırtkanlıkları arasında üst üste iki tivit attım:“Biri bana gazeteci ile marangoz arasındaki farkı anlatsın. Gazeteciye sunulan bu kutsallık niye? İşimizi iyi yapmadığımız için olabilir mi?/ Mesela, bir marangoz gözaltına alındığında ‘Bu özgür mobilyacılığa vurulan darbedir’ diye niye ayaklanma çıkmıyor?”
Geçen dört gün içinde herkes özgür basına odaklanırken ben terse giderek marangoz ile gazeteci arasındaki farka kafa yordum ve bu farkı buldum. Bir marangoz yaptığı masanın ayaklarından birini bir santim kısa kesse o masa olmaz. Kendisine iade edilir. Oysa gazetecilik denen ulvi meslek öyle mi? İstediğin kadar hata yap, yeter ki algı yönetimin iyi olsun. Sesin gür çıksın. Halktan kopuk uzak yaşa, gerçeklikten koparak bütün öngörülerin yanlış çıksın ne gam… Ardarda yazdığın yazılarda “Ülke kötüye gidiyor. Daha da kötüye gidiyor. Bak bu ülke var ya kötüye gidiyor. Bu son uyarım: Ülke çok fena kötüye gidiyor.” diyerek kendine üstüne bir de kahramanlık payesi verirsin. Yazıların içeriğine gelince; kısır döngüye dönen daha kötüler arasında sıkışsan bile önemli değil. Sen yiğit aslan, kaplan bir muhalif gazetecisin diye yakınında bulunan goygoycularla birlikte bir güzel yaşar gidersin.
Aslında gazetecilik kendi kısır döngüsünden kurtulup, evrensel değerleriyle habercilik yapmak istiyorsa gerçekten de bir darbeye, alt üst oluşa ihtiyacı var. İktidar yanlısı olsun, muhalefet yanlısı olsun gazeteciliğin birinci işi gerçeği öğrenmek onu kitlelere ulaştırmaktır. Bu da karşılıklı düşmanlık algısı üreterek nefretin, seni esir almasıyla oluşacak bir şey değil. Uzunca bir süredir gazeteci olmayı beceremedik, bir de marangoz olmayı deneyelim. Yani çok anlamlar yüklemeden işimizi yapalım. Belki gazeteciliğin kurtuluşu bundadır…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.12.2023
20.05.2023
7.03.2022
1.03.2022
14.02.2022
28.01.2022
24.01.2022
12.01.2022
29.12.2021
20.12.2021