Roni MARGULIES
Bu ay Lehman Brothers yatırım bankasının iflasının onuncu yıldönümü. Bankanın çöküşü, dünya ekonomisinin 1929'dan bu yana yaşadığı en büyük krizin başladığını dünyaya ilan etmişti.
Geçtiğimiz on yılda dünyada yaşanan hem ekonomik hem siyasî pek çok şey, belki de her şey, o krizin etkileriyle ilgili.
Krizi aşmak için Amerika ve Avrupa'da hükümetler önce batmanın eşiğinde olan büyük bankaları, sigorta şirketlerini ve diğer finans kurumlarını kurtardı. Arkasından, sıkışmış ekonomilerde kan dolaşımını sağlamak ve yatırımların tekrar canlanmasını kolaylaştırmak bahanesiyle, çeşitli yöntemler kullanarak bankalara 15 trilyon dolarlık nakit aktardılar ve faizleri tarihin en düşük düzeylerine çektiler.
Bu politikanın adına 'niceliksel rahatlatma' adı verildi. Kimlerin rahatlatıldığını, kimlerin hiç dert edilmediğini birazdan göreceğiz.
Ucuz krediler
Batmanın eşiğinde olan finans kurumlarının ve yatırımcıların elinde ansızın muazzam miktarlarda nakit oluverdi. Bu parayı işletmek için nereye yatırım yapacaklardı? Batı'nın ekonomileri yerinde sayıyor, cazip yatırım olanakları sunmuyordu. Paranın bir kısmı Amerika'da borsaya aktı, bir kısmı Batı'nın büyük şehirlerinde gayrımenkullere aktı. Ama 'niceliksel rahatlatma'nın sağladığı paraların önemli bir kısmı Amerika ve Avrupa'nın dışına yatırıldı.
Türkiye ve benzeri ülkelere yapılan bu yatırımın karşılığı (yani kâr oranları) Batı'nın durgun ekonomilerine kıyasla çok zaman çok daha yüksek oluyordu.
Batılı yatırımcılar kredi vermek için yarışırken, Türkiye'de de çok düşük faizlerle verilen bu dolar kredilerini alma yarışı başladı. Dolar faizi düşük olmaya devam ettiği sürece, Türkiye Batılı yatırımcılar için cazip bir yer olduğu ve dolarlar gelmeye devam ettiği sürece, sorun yoktu. Başta inşaat sektörü olmak üzere, Türkiye iş dünyası ucuz borç almaya, bu parayla iş yapmaya, ödeme zamanı geldiğinde tekrar borç almaya devam etti. (İnşaat şirketlerinin toplam borçlarının yüzde 90'ının döviz borcu olduğu tahmin ediliyor.) Alınan dolar borçlarıyla müthiş bir inşaat patlaması yaşadık. İnşaat sektörü lokomotif gibi ekonominin bütününü peşinden çekti, bu hızlı büyüme AKP'nin popülerliğinde önemli bir etken oldu.
Musluklar kapandı
Ne zamana kadar? Erdoğan tüm ipleri kendi elinde toplayana, ekonomi yönetiminin başına kendi damadını getirene, dünyanın dört bir ülkesine meydan okumaya ve nihayet Trump ile açıktan rekabete başlayana kadar.
Batılı yatırımcıların ve bankaların, ister Amerikan ister İtalyan olsun, millî dertleri yoktur. Umurlarında değildir. Sadece kâr oranlarına bakarlar. Yatırım yaptıkları veya kredi verdikleri ülkede paralarının karşılığını alıp alamayacaklarına bakarlar. Türkiye ekonomisi sallanmaya, inşaat balonu patlama işaretleri vermeye ve Türkiye riskli bir ülke olmaya başladığında kredi muslukları kapandı.
Bundan sonra, şirketler, bankalar ve daha az oranda devlet, ucuza aldıkları kredileri ya ödeyemeyecek ya da ödemeye çalışırken batacaklar. Önümüzdeki bir yıl içinde ödenmesi gereken dolar borcu yaklaşık 100 milyar. Ve Lira değer kaybettikçe bu borcu ödemek için daha fazla Lira ödemek gerekiyor. Çöküşün boyutları ne kadar olur, bilemeyiz, ama hükümetin alacağı önlemleri biliyoruz: İşten atmalar, ücretleri kısma ve dondurma çabaları, devlet harcamalarını kesme... Yani hem hükümet hem patronlar krizin faturasını her zamanki gibi işçilere ödetmeye çalışacak.
Krizin siyasî etkileri
Amerika ve Avrupa'da 2008 krizini aşmak için milyarlarca dolar harcayıp şirketlerle bankaları kurtarırken milyonlarca kişinin işini kaybetmesine, yoksullaşmasına, evini kaybetmesine göz yumdu. Kurtarılan şirketlerin yöneticilerinin ücretleriyle hayat tarzına hiçbir şey olmadı; çalışanlar ise evsiz barksız, işsiz ve gelirsiz kaldı. Ve bütün bunlar göz göre göre oldu.
Bunun sonucunda, bütün bu ülkelerde geleneksel politikalara, sağ ve sol merkez partilere karşı ciddi bir tepki doğdu. Özellikle Amerika'da, halk arasında sadece partilere değil, sistemin bütününe karşı bir yabancılaşma yaygınlaştı. Donald Trump'ın seçilmesi önemli ölçüde sistem dışı bir adam olmasından, o güne kadar politikaya bulaşmamış olmasından ve Hilary Clinton'dan kaynaklanıyordu.
Avrupa'da ise, merkez çökerken bazı ülkelerde sol, bazı ülkelerde sağ partiler güç kazanmaya başladı. Kriz dönemlerinde böyle olur. Kitleler daha radikal çözümler öneren partilere kayar, ama ille de sol çözümlere değil.
Yunanistan, İspanya, İngiltere gibi ülkelerde, Syriza ve Podemos gibi yeni sol partiler veya Corbyn'in İşçi Partisi gibi sol sosyal demokrat partiler oy kazanırken, Almanya, Avusturya, Fransa gibi ülkelerde ya faşist olan ya da faşist olmayan ama faşistlerin önünü açan aşırı sağcı, milliyetçi, göçmen düşmanı partiler yükseliyor. Faşistlerin oy kazandığı bütün ülkelerde anti faşist hareketler de yükseliyor, göçmen haklarını savunan, milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı çıkan büyük kitleler faşistlerin karşısına dikiliyor.
Milliyetçilik ve ırkçılık
Türkiye'de tablo aynı değil, ama satranç tahtasındaki taşlar, ana oyuncular aşağı yukarı aynı.
Uzun zamandır konuşulan kriz artık geldi. Ve önümüzdeki yıl içinde daha da derinleşecek, herkesi vurmaya başlayacak.
Cumhurbaşkanı ve hükümet uzun zamandır (belki de krizin geliyor olduğunu bildiği için) milliyetçiliği alabildiğine yükseltiyor. Yanına MHP'yi almış olması ve seçim sonuçları nedeniyle iyice MHP'ye mahkûm hâle gelmiş olması, milliyetçiliğin ve ırkçılığın daha da yükseltileceği anlamına geliyor. Kürtlere yurtiçinde ve Suriye'de yöneltilen politikalar milliyetçiliği garantiliyor, üç milyon Suriyeli göçmenin varlığı ırkçı politikaları garantiliyor.
Krizin etkileri emekçi kitleler tarafından daha yoğun bir şekilde hissedildikçe, bu kitlelerin çözüm için milliyetçiliğe, ırkçılığa, MHP'ye değil, sol alternatiflere ve kendi güçlerine güvenmesini sağlayabilecek miyiz? Bu dönemin temel sorusu, her yerde olduğu gibi Türkiye'de de bu.
Roni Margulies
(Sosyalist İşçi)
Yazarlar
-
Mensur AkgünNihayet önemli biri ‘Kral Çıplak’ dedi… 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyamızın nereye gittiğini merak edenlere… 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYASessizlik Tarafsızlık Değil, Suç Ortaklığıdır; Rojava Savunulmalıdır.. 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu“Erken” seçime kadar geçecek değerli zamanlar 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasDar kimlikler, geniş kimlikler, daha geniş kimlikler 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAğlamaya hakkı olmayanlar 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYargının röntgeni 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞBarbar medenileşmenin sonu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraŞükür 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYOrtadoğu'da Emperyalist Yeni Oyunlar Yeni Tehklikeler! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselÜcretli çalışan sayısında aykırı gelişmeler; sanayide gerileme devam ediyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciEskiden bir aile 337 liraya doyuyordu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpToplumsal kutuplaşma artarken enflasyondaki düşüş yavaşlıyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Anayasal vatandaşlık” mı dediniz? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları




























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023